Edebi-Tarihi

Avlu Mimarisi ve Sosyal Yaşam

0

Tarihsel süreçte hemen hemen tüm medeniyetlerde birlikte yaşama ortak bir ihtiyaç olmuştur. İnsanların bir arada çeşitli amaçlarla paylaşım içerisinde olma hali onları bu gereksinimleri için mekanlar oluşturmaya itmiştir. Eski Yunan döneminin agoraları, eski Roma döneminin forumları ve Ortaçağ kentlerinin piazzaları olarak ortaya çıkan bu mekanlar, benzer işlevlere cevap veren birlikte yaşama ihtiyacı için tasarlanmış alanlardır.

Dini yapıların tarih boyunca kurulan uygarlıkların şehirlerinde, birlikte yaşamın yoğunlaştığı yerlerde şehrin merkez odağını oluşturduğu söylenebilir. Osmanlı Devleti’nden önce İslamiyet’i kabul etmiş medeniyetlerde ve Osmanlı Devleti’nde de bu durum devam etmiş; camilerin etrafında gelişen toplumsallaşma ve yerleşik hayat İslam şehirlerinin merkez odakları olmuşlardır. Zaten etimolojik olarak ‘toplanılan yer’ anlamına gelen ‘cami’ kelimesi de mimari karşılığını bulmuştur.

Tarih boyunca inşa edilmiş yapıların kapalı alanlarına ek olarak camiler, açık avlularıyla da dini hayatın yanında çeşitli amaçlarla toplanılan mekan olma işlevlerini sürdürmüşlerdir. Bu mekanlar, Müslümanların bayramlaşma, sohbet etme, dini/siyasi meseleleri görüşme, eğitim öğretim, mahkeme ve belirli günlerde pazarların kurulması gibi işlevlerine ev sahipliği yapmıştır. İslamiyet’ in ortaya çıkışından sonra inşa edilen ilk camilerden günümüze kadar cami avlularının bu amaçlarla kullanıldığını anlatan, tasvir eden pek çok kaynak mevcuttur.

*Alman ressam Gustav Bauernfeind‟ın 1890 tarihinde yaptığı resimler

[Caminin avlusunun, şehrin müslümanları için meydan ve bir iletişim alanı olduğunu yapılmış resim ve gravürlere bakarak söylemek mümkündür. Görsellerdeki bu betimlemeleri avlunun sosyal hayattaki yeri ile ilgili fikir sahibi olmamızı sağlamaktadır.]

Mescid-i Nebevî plan gelişim şeması

Mescid-i Nebevi’nin inşasından itibaren İslam mabedleri yönetim ve toplum ile alakalı meselelerin görüşüldüğü, eğitim ve öğretimin yapıldığı, çeşitli toplumsal olayların gerçekleştiği mekanlar olarak tasarlanmıştır ve bu farklı işlevler arası bağlantı avlularla sağlanmıştır. İlk İslam külliyesi olarak kabul edilebilecek Mescid-i Nebevi’nin avlusu bu anlamda her türlü sosyal, kültürel ve politik meselelerin konuşulduğu ve Hz. Peygamber (s.a.s.) ile istişare edildiği, derslerin verildiği aynı zamanda ibadet de edilebilen bir kent avlusu örneğidir.

Mescid-i Nebevî temsili görünüm modeli

Şam Emeviyye Camii’nin zarar görmeden önceki haline dair bir fotoğraf

Mescid-i Nebevi’nin duvarlarla sınırlandırılmış üstü açık bir mekan olan avlusu diğer işlevlerinin yanı sıra her şeyden önce cemaati karşılama, barındırma ve bir araya toplama işlevlerini karşılayan önemli bir alandır. Emeviler’in ilk anıtsal camisi olan Şam Emeviyye Camii yerleşim planında Mescid-i Nebevi plan şeması temel alınmıştır. Enine genişleyen harim bölümüne bitişik şekilde, kuzeyinde yer alan revaklı avlusu ile ilk anıtsal avlu örneğine sahip camidir. Maalesef günümüzde Suriye’de süren savaş nedeniyle ciddi hasar gören Şam Emevviye Camii’nin güncel görseli yürek sızlatmaktadır.

Samarra Ulu Camii

Abbasiler Dönemi’nde ortaya çıkan ordugah tipi camilerin, en bilinen örneği olan Samarra Ulu Camii’nin büyük avlusu, askerlerin bir arada namaz kılmalarını sağlamak üzere ibadet alanı genişletilmiş bir mekan olmasının yanı sıra namaz saatleri dışında çeşitli askeri eğitim ve talimlerin alanı da olmalıdır. Korunaklı kalın avlu duvarlarına ilaveten gözetleme kulesi olarak kullanılabilecek tasarımı, Mescid-i Nebevi plan gelişim şemasında inşa edilen bir minareye sahip olması yapının askeri özelliklerine vurgu yapmaktadır. Minareye bir rampa ile iniş çıkış sağlanması, atlı birliklerin gözetleme ve haber verme süresini azaltmak amacını göstermektedir.

Büyük Selçuklu Devleti’nde de diğer İslam kentlerinde olduğu gibi, şehrin odağı Cuma Camii’dir ve caminin avlusu kentin toplanma alanı ile meydanıdır. Dört eyvanlı avlu kullanımını ilk kez cami planlamasında kullananlar Büyük Selçuklulardır.

Mescid-i Cuma, İsfahan

İsfahan’daki Mescid-i Cuma’da uygulaması görülen dört eyvanlı avlunun, İslamiyet’te yer alan dört fıkhi mezhebin ortaya çıkmasından sonra kullanıldığı düşünülür. Yapının bu şekildeki inşasında ehl-i sünnet bünyesindeki dört fıkhî mezhep olan Hanefî, Şafiî, Hanbelî ve Malikî mezhepleri mensuplarının namaz ibadeti sırasındaki küçük farklılıklardan dolayı kendi imamları ile namaz kılmalarını sağlamak esası amaç olarak görülmüş olmalıdır.

Nüfus Artışı ve Çevresel Felaketler

Sonraki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arşiv