Kültürel

Hattat Halim Efendi

0

Yukarıda hat sanatımızın nadide isimlerinden Mustafa Halim Efendi’nin kaleminden ta’lik hattıyla yazılmış olan “Lâ rahate fi’d-dünya” (Dünyada rahatlık yoktur.) hadis-i şerifini görmekteyiz.

Gelin hattatımızın kendisiyle tanış olalım, varlığıyla medeniyetimize kattığı güzellikleri birlikte anlamaya çalışalım.

Mustafa Halim Özyazıcı 14 Ocak 1898 yılında İstanbul’un Etyemez semtinde dünyaya gelmiştir. Babası Kırımlı Nalıncı Hacı Cemal Efendi, annesi Sudanlı Adviye hanımdır. Gülşen-i Maarif Rüştiyesi’ne devam eden Halim Efendi buradan başarıyla mezun olur. Sanattaki kabiliyetini gören babacığının kendisine destek oluşu kaynaklarda şöyle geçer:

“Hüsn-i hatta babamın teşvikiyle başladım. Bana yazıyı tarif eder, itina ile kalemimi yontar; sevdirirdi. Allah rahmet eylesin, Allah ondan razı olsun.” 

Halim Efendi hat sanatına rüştiye mektebindeki hocası Hamid Aytaç’la rik’a meşk ederek başlar. Yüksek kabiliyetini gören hocası ona diğer yazı çeşitlerini de talim ettirir. Bir sene Sanayi-i Nefise Mektebi’ne giden Halim Efendi oradan Medresetü’l Hattatin ile yazı yolculuğuna devam eder. Medresenin hocaları Hasan Rıza Efendi ve Kamil Akdik’ten sülüs ve nesih yazıyı, Hulusi Efendi’den ta’lik yazıyı, Tuğrakeş İsmail Hakkı Bey’den celi sülüs ve tuğra çekmeyi öğrenir. Divani ve rik’a yazıyı da meşk ederek mezun olur. Çeşitli yerlerde çalışan hattatımız sonrasında Babıali’de bir yazıhane açar. Süratli yazmasıyla bilinen Halim Efendi yazıdaki muvaffakiyetin kabiliyetle birlikte devamlı çalışmakla olduğunu yaşantısında da gösterir. Kendisine hem seri hem de güzel yazması hasebiyle “serîü’l kalem” denilmiştir.

Aşağıdaki levhada Halim Efendi’nin akıllara hayret gönüllere hayranlık uyandıracak sülüs hatla “keşkekçinin keşkeklenmiş keşkek kefçesi” tekerlemesini yazmış olduğu muazzam eserini seyrinize sunuyoruz.(kefçe:kepçe)

Yazının ortaya çıkışından da biraz bahsedelim isteriz. Emin Barın, Halim Efendi’den “keşkekçi” tekerlemesini yazmasını ister ve hadise şu şekilde cereyan eder:

“Bir gün Halim ile beraber otururken ben bu yazının kendisinden yazılmasını rica ettim. Evvela güldü ve “Yahu böyle komik bir şey yazılır mı? Vazgeç.” dedi. Ben de biraz kızdırmak için “Çok kef var, zor bir yazı. Bunun için yazamayacaksın galiba” dedim. Birde baktım ki kendi kendine kurşun kalemle yarısına kadar bir eskiz yapmış; “Yahu Emin” dedi, “Bu çok değişik bir şey olacak.”. “Ben de onun için istiyorum zaten.” dedim. “O halde yazayım sana.” dedi ve bunu yazdı. Metin, manasız bir metin fakat buna rağmen yazı genel kompozisyon olarak fevkalade olumlu gösterişli bir kompozisyon  haline gelmiş bulunuyor.”

Halim Efendi’nin yazılarına bakarken adeta isminin yansıması gibi yazılarının da son derece akıcı olması dikkatlere şayandır. Vakur fakat bir o kadar da hilmiyetli olan kalem hareketleri yazıyı su gibi akıtıyor, kıvamında olan harfler kelimelere, kelimeler de söze dönüşüveriyor. Seyredenin gamını kederini alıp gönlüne bir neşe, sürur katıyor. Tıpkı akan bir suyun nehre kavuşup kendini bulması, tamam olması gibi yazıyı seyreden de itmînan oluyor.

Halim Efendi’nin h. 1369 tarihli celi ta’lik hattıyla yazılmış “İki cihan bedbahtı kim gönül yıkar ise” levhası da seyirlik güzelliklerden biridir.

Hat sanatı Harf Devrimi ile birlikte sekteye uğrar. Yeni alfabenin getirilmesi ve Osmanlı Türkçesinin kullanımının yasaklanmasıyla bir kültür kıyımı olmuştur adeta. Birçok hattat yazıhanesini kapatmak durumunda kalır. Bu mahrumiyetle sıkıntı ve çileler kendini gösterir. Kalem tutan parmaklar yerini yazıyla alakası olmayan işlere, nasırlaşmış ellere bırakır. Halim Efendi de bu süreçte geçimini sağlamak için arazi alıp bağcılık yapar. Bir bağ evinde yaşamını idame ettirmeye başlar. Çalışkanlığıyla 30 civarında üzüm çeşidi yetiştirir. Fakat yazıdan da kopmaz, sipariş almasa dahi o dönemdeki eserlerinde “sabıkan hattat, hâlen bağban” imzasını kullanarak yazmaya devam eder.

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1930’ların sonunda tarihi camileri restorasyon çalışmaları başlar. Tamiri yapılan camilerin yenilenen yazıları Halim Efendi’nin kaleminden çıkar. Bunlardan Sultan Selim Cami, Sokullu Mehmed Paşa Cami, Şişli Cami gibi çok sayıda yapının kubbe ve kuşak yazılarını yazar. Bıraktığı hat levhaları ise paha biçilemez eserleridir. Halim Özyazıcı, 1946 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’nde hat muallimi olarak tayin edilmiş 1963 yılında yaş haddinden dolayı emekli olmuştur.

20 Eylül 1964’de karşıdan karşıya geçerken bir trafik kazası geçirmiş ve bu kaza sonucu 30 Eylül’de vefat etmiştir. 2 Ekim’de Sümbül Efendi Camii’inde cenaze namazının kılınarak Kozlu Mezarlığı’na defnedilir. Vefat etmesinin yanı sıra böyle garip mahzun bir şekilde kalması ve kazaya kurban gitmesi insanı üzüyor. Harf devriminin uygulanma şekliyle sadece Halim Efendi değil yazıdan koparılan pek çok hattatımız da aslında kazaya kurban gitmiştir.

Rahmet ve minnetle yad ediyoruz.

Mozaik Cenneti Hatay

Önceki içerik

Değersizsiniz!

Sonraki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv