Âb-ı Hayat

Hayat Pusulası

6

“Ey azizler işte başlarız söze
Bir vasiyet kılarız illa size”
(Ey aziz kişiler işte söze başlıyoruz.
Bu söz ile size bazı tavsiyelerde bulunacağız.)

“Ol vasiyyet kim direm her kim tuta
Misk gibi kokusu canlarda tüte”
(Öyle bir tavsiyedir ki kim tutarsa
Kalbinden misk kokusu yayılır)

“Hak Teâla rahmet eyleye ona
Kim beni ol bir dua ile ana”
(Allah Teâlâ o kişiye rahmet eylesin
ki beni bir dua ile anarlar)

“Her ki diler bu duada buluna
Fatiha ihsan ede ben kuluna”
(Beni dua ile yad etme lütfunda bulunacak kişiden rica ederim
Bana bir fatiha ihsan etsin)

Sevgili Efendimiz’in (s.a.s.) her tavrı, hareketi, edası, sözleri seyrine doyulamaz bir asâlet ve zerâfetin vücut bulmuş haliydi. Tebessümünden sükûtuna kadar her hal ve hareketiyle hayat pusulası olan Efendimiz’in (s.a.s.) şahsiyetinde normal bir insanda bile hoş karşılanmayan kaba, kırıcı, küçük düşürücü, hakaret edici, ölçüyü kaçıracak türden bir konuşma ve hitap tarzı hiç bir zaman yer bulamamıştır. Bu ölçüyü bize gösteren hadiselerden biri şöyledir:

Efendimiz (s.a.s.) veda haccı için ashabdan güzide hanımların da dahil olduğu bir kâfileyle Mekke’ye yolculuk ediyorlardı. Hanımların develerini Enceşe isimli siyahi, güzel sesli bir genç kontrol etmekteydi. Enceşe yolculuk esnasında güzel sesiyle şiirler, nağmeler okumaya başladı. Bu durum develeri etkilemiş olmalı ki aşırı derecede hareketlendiler ve hızlarını arttırdılar. Develerin üzerinde bulunan hanımlar sarsıldıkları için tedirgin oldular. Efendimiz (s.a.s.) durumu fark edince hem hanımların gönlünü hoş ve taltif edecek, hem de Enceşe’yi üzmeyecek, incitmeyecek şekilde yumuşak ve latif bir ses tonuyla ona şöyle söyledi: “Ey Enceşe! Dikkat et! Kristaller kırılmasın.” Hanımlar için yaradılışlarındaki hassasiyet sebebiyle “kristaller” kelimesini kullanmış, Enceşe’ye de yavaşlaması gerektiği hissini nazikçe haber vermiştir. İşte pusulasını Resûlullah’a (s.a.s.) çevirmiş bir azizdir Süleyman Çelebi. Ve bize aynı zerafetle

“Ey azizler! İşte başlarız söze
Bir vasiyyet kılarız illa size”

diyerek eserini okuyanlara “azizler” diye hitab eder. “Söz aziz, sizler de aziz kimselersiniz, tavsiyelerimizi anlayabilir ve uygulayabilirsiniz.” anlamında muhatabını onure ederek teşvikte bulunur. Fakat asıl mesele şudur ki esas aziz olan eseri yazan Süleyman Çelebi’dir. Bu noktada da aklımıza bizim kültürümüzde önemli bir yeri olan, Hz. Mevlâna’nın meşhur eseri Mesnevî-i Mânevî‘ye başlamadan önce okunması tavsiye edilen şu beyit gelir:

“Tû megû mârâ bedan şeh bâr nîst,
Bâ kerîman kârhâ düşvâr nîst.”

“Sakın Allah Teâlâ’nın huzuruna çıkmaya, Ona yakîn olmaya bizim için izin yoktur deme.
Zira kerîm olanlarla alışveriş yapmak hiç de zor değildir. Onlar kendileri kazanmak için değil, başkalarına kazandırmak için pazar kurarlar.”

Anlayacağımız kıssadan hisse odur ki; biz bu pazarı bizim için kurmuş olan azîz Süleyman Çelebi ile olan alışverişimizi sağlam tutalım ki her ne vaatte bulunuyorsa onu kazanalım.

Bu beyitte dikkatimizi çeken bir başka husus daha var: “İşte başlarız söze” diyerek esere henüz yeni başladığını düşündürür bizlere. Gerçekte ise bizden dikkatimizi toplamamız ve bu enfüsî yolculukta uyanık bir kalp ile mevzuya hâkim olmamız istenir. Ve der ki:

“Ol vasiyyet kim direm her kim tuta
Misk gibi kokusu canlarda tüte”

Dünyadayken Allah’a yakın olmak için çabalayan kimselerin, cennette karşılaşacakları nimetlerden bahsedilen bir âyet-i kerimede şöyle buyrulur: “Ebrâr (iyiler) elbette nimet içindedirler. Koltuklar üzerinde oturup seyrederler. İlâhî lütufların sevincini yüzlerinden okursun. Onlara mühürlenmiş, mührü de misk olan nefis bir içki sunulur. Yarışanlar, işte bunlar için yarışsınlar. O içkinin karışımı tesnîmden, yani Allah’a yakın olanların içecekleri bir kaynaktandır.” (Mutaffifin, 83/22-28)

Sâdi Şirâzî ise Gülistan adlı meşhur eserinde şöyle bir güzelleme yapar: “Bir gün hamamda sevimli bir insan bana bir parça güzel kokulu bir kil verdi. O kile: Misk misin, yoksa amber misin, senin güzel kokundan mest oldum! dedim. Kil cevap olarak bana şöyle dedi: Ben adi bir kil idim, fakat bir zaman geldi gül ile arkadaş oldum, onun güzel kokusu bana sindi, yoksa ben bildiğin toprak parçasıyım.”

Bizler de Allah’a ve Resûlü’ne (s.a.s.) yakınlık hâsıl olması ümidiyle kerim ve ebrârdan olan aziz Süleyman Çelebi’nin Mevlid okyanusunu damla damla yudumladığımızda onun kokusu üzerimize sinecek ve kalbimizden misk kokusu tütecektir. Resûlullah Efendimiz (s.a.s.) en çok kullandığı koku olan misk ile ilgili “Kokuların en güzeli misktir” demiştir. Misk kokulu bir ağız ile bir dua ister bizden Süleyman Çelebi,

“Hak Teâla rahmet eyleye ona
Kim beni ol bir dua ile ana”

“Her ki diler bu duada buluna
Fatiha ihsan ede ben kuluna”

Azizlerin bizim duamıza değil, bizim onların duasına ihtiyacımız vardır. Bizler onlara bir fatiha okuduğumuzda arada bir bağlantı kurulur, böylelikle bizden haberdar olurlar. Ve bize dua ederler. Fakat burada Süleyman Çelebi işimizi biraz daha kolaylaştırmış her ne yaparsan kendine yapmış olursun dercesine “Fatiha ihsan ede ben kuluna” cümlesini bize söylettirerek kendimiz için dua etmemizi  sağlamıştır. Hem vezin gereği “Süleyman” yerine “ben” zamirini kullanmış hem de sanatını göstererek ikinci bir anlam yüklemiştir. Görüyoruz ki onun Vesiletü’n-Necât‘ı için “sehl-i mümteni” (Kolay görünmekle birlikte benzerinin söylenmesi çok zor olan söz) denilmesi hiç de boşuna değildir.

Rabbimiz bizi ebrâr ve azizlerle beraber haşr eylesin. Kalbimizi misk kokuları öylesine sarsın ki yevm-i mahşerde âşıklar bizleri bu kokuyla tanısınlar ve himâyelerine alsınlar. Âmin.

6 Yorum

  1. Misk gibi kokusu geldi burnumuza…

    1. Ebrar ile beraber olalım inşaallah.

  2. Gönlüm kristaller de kaldı.

    1. Söyleyenden sebep olabilir mi? 😊

      1. galiba 🙂 insanın bu letafet karşısında kristal olası geliyor 🙂

        1. o halde o letafete doğru yarışalım mı? 😊

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arşiv