Edebi-Tarihi

Tahta Kulak

0

Kulağında çekiç sesiyle uyandı. Sivri bir şeyler canını yakıyordu. Örs üzerinde dövülen çiviler, nağmelere dönüşmüştü. Tek tek vuruşları duyuyor, sesin şiddeti giderek azalıyordu. Kalkmaya yeltendi ama acı elini kolunu bağlamıştı. Kulaklarında bir doluluk, tanımlayamadığı bir tuhaflık vardı. Eliyle yokladı.

“Bu ne!”

Parmaklarını sokmaya çalıştı; ileri gitmiyordu. Tahtadan bir perde vardı sanki. Eski evlerin pencerelerine çakılan kalaslar gibi, kulakları da kapatılmıştı. Kim kapatmıştı kulaklarını?

Bir süre bu sorularla kaldı. Çakılan çivilerin acısını unutmuş, duymamanın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışıyordu. Pencereye sürünerek gitti, açtı. Gördüğü arabaların motor seslerini duymayı bekledi. Yan balkona konan kuşa baktı. Ötüyor muydu? Aşağıda çocuklar ne diyordu birbirlerine?

Sinirle pencereyi kapattı. Geri geri gidip yatak kenarına oturdu.

Komodinin üzerindeki telefonu alıp annesini aradı. Ne çevir sesi vardı ne de karşıdan gelen bir ses. Sadece geçen süre… Kırmızıya bastı. Gözyaşları yanaklarını ıslatıyordu. Telefon yeniden ışıklandı. Annesi arıyordu. Meşgule bastı. Öfkeli, şaşkın, ne yapacağını bilmez haldeydi. Israr eden aramaya mesajla cevap verdi.

“Telefonda sorun var. Seni duyamıyorum. Sonra ararım.”

Mesajı gönderir göndermez telefonu fırlattı. Kırıldı mı diye bakmadı. Asıl mesele belliydi: Bu tahtaları nasıl sökecekti?

Giyinip aceleyle çıktı. Sesli uyarılara alışmış bir beden, şimdi görmeye tutunmalıydı. Gözlerini dört açtı. Başını sağa sola çevirerek yürüdü; arabaları, insanları gördü ama duymadı. Motorlu kuryeyi ancak yanına kadar geldiğinde fark etti. Genç adamın ağzından taşan öfkeyi, yalnızca bedeninden okuyabildi. Ürkerek kenara çekildi.
Yürüdü.
Her zaman gittiği kulak burun boğazcının kapısına geldi. Sekreterle karşılaştı. Kulaklarını gösterdi, elleriyle duymadığını anlatmaya çalıştı. Kız geri çekildi, yol verdi. Adam kapıyı çalmadan doktorun odasına girdi. Arkasından gelen uyarıları duyan yalnızca doktordu.

Hekim, eliyle sekreteri dışarı işaret etti.
Doktorun önündeki kâğıtta tek bir soru yazıyordu:
“Konuşabiliyor musunuz?”
Adam şaşkınlıkla dudaklarına dokundu. Duymayan kulaklar, ağzını da kapatmış gibiydi.
“Konuşabilirim,” dedi.
Doktor onu oturttu. Duvara asılı aletlerden penseyi aldı. Kulaklardaki tahtaları tutan çivileri tek tek sökmeye başladı. İlk kulak açıldığında, sesler yavaş yavaş geri geldi.

“Doktor Bey… Neden bu kadar sakinsiniz?”

Cevap yoktu. İkinci kulak da temizlendi. Sessizlik tamamen çekildi.

Doktor, adam konuşmadan anlatmaya başladı:
“Buna tahta kulak denir. Aniden ortaya çıkar. Sebebi tam bilinmez. Ama kulak içindeki kemikler sağlamdır. Zar da öyle. Birkaç gün acı hissedersiniz.”

Reçeteyi masanın üzerinden itti.
“Ama mutlaka bir nedeni vardır,” dedi adam.

Doktor duraksadı. “Eskiden,” dedi yavaşça, “insan kulağı duyduğu her şeyi taşıyamazmış. Bazı sözlerden kendini korumak istermiş. Kapatmak kolaydır. Asıl zor olan, içeri girenlerin bıraktığı izdir. Çiviyi sökersiniz… ama boşluğu kalır.”

Adam başını eğdi. “Tekrarlar mı?”

Doktor tebessüm etti. “Buna siz karar verirsiniz.”

Çiğdem Tekebaş

Misafir
Hatırlı Hayat Bilgisi... Instagram : https://www.instagram.com/sumbulsokaktasiniz/

Beş Sevgi Dili

Önceki içerik

Nermidil Kalfa Sebil ve Sarnıcı

Sonraki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir