“Ey Salik Allah Teala’dan şu anda içinde bulunduğun halden çıkartılıp da öylece güzel ameller yapmayı dileme! Zira o seni içinde bulunduğun ahvâli değiştirmeden de bu amelde muvaffak kılabilir.” (Hikem-i Ataiyye 19. Hikmet)
Kalbî neşesini beğenmeyen ve bundan dolayı da kulluk ve amel yapmayı ihmal eden veya kendince daha iyi bir zamana tehir eden şahsın serzenişini ve şaşkınlıkla Cenab-ı Hak’tan yanlış şeyler talep etme durumuna düşüşünü Hazreti Pir resmediyor.
“Yarabbi şu halden bir kurtulayım da böylece sana kulluk edeyim” veya “Yarabbi içimdeki bu gaflet, vesvese ve vehimden ben bir an önce sıyrılayım sonra da sana ibadet edeyim” veya “Yarabbi şu hastalıktan, fakirlikten iş gailesi, çoluk çocuk derdinden kurtulayım da sana ibadet edeyim, halka faydalı Senin de rızanı kazanabilecek iyi işler yapayım” gibi talepler insanı asıl maksuduna götürecek yoldan alıkoyduğunu beyan ediyor.
Hz. Mevlana mesnevisi için “Bu mesnevi kitabı tevhid ve vahdet dükkanıdır.” der. Ataullah el İskenderi de aynı uslubu Hikem-i Atâiyye’sinde göstermiştir. Tevhidin mertebeleri yani tevhid-i ef’al, tevhid-i esma, tevhid-i sıfat, tevhid-i zât makamları birer birer hayatımızdaki tatbikat sahasıyla, örnekleriyle muhteşem tarzda bu eserde işlenmektedir.
Bu mertebeler elbette yaşadığımız bu hayatta işlenecek ve bu hayatta bu tahsil yapılacaktır. Bundan dolayıdır ki Cenab-ı Pir insana verilen ömür sermayesinin ve yaşadıklarımızın sadece bu eğitim ve öğretim için bize lütfedildiğini günlük ahvalimiz ve başımıza gelen hadiselerde bize aktarmaktadır.
Bu mevzunun tevhide bağlanmasındaki hikmet şudur ki, kul tevhid makamındaki kemâliyle Cenab-ı Hakk’ın yakınlığına mazhar olacağı rıza makamına ulaştırılır. Rıza makamına erişmeninse ilk adımı şirkten kurtulmaktır, şirkin dayanak noktası kibir ve benlik olduğundan benlikle irtibatlı söz ve taleplerimiz bizi menzilden uzaklaştırır. Buna göre bize bahşedilen vakitteki tecelliyi anlamamak ve hâlin, içinde bulunduğu şartların değişmesini istemek gafletten, Allah’ı unutmaktan, nefsiyle meşgul olmaktan kaynaklanır.
Bu gafletten kurtulup Allah’a yönelerek O’na niyazda bulunup, yardımını, inayetini isteyecekken yol kesici şeytan seni yoldan düşürmek için hamlesini yapar ve yine nefsini önüne getirerek şu halden kurtulsan da öyle gönül safasıyla ibadetini yapsan diyerek seni vehime sürükler.
Sana lazım olan yalnızca Cenab-ı Hakk’ın yardım ve inayetiyken sanki şu veya bu sebepler olmadan sen bu kulluğu yapamazsın gibi göstererek seni alıkoyar. Ortaya çıkardığın vehimlerse benlikten gelir. Yani yoktan gelir yokluğa gider. Vehim dediğin hakikatte yoktur. Ona sen varlık sureti verirsin. Şu haller geçsin öyle güzelce kulluk edeyim dediğinde güya tevazu kisvesine bürünüp Allah’ın huzurunda varlık iddia etmiş olmuyor musun? O’nun karşısında yokları var kabul edip bir de O’na iş öğretmeye kalkıyorsun. Bunu bilerek yapmıyorsun ama bu ayıp da sana yeter. Çünkü kulluk şuur gerektiren bir sahadır. İnsan olana idrak ve irfanla yaşamak yaraşır.
“Ey Salik! Sen Allah’tan O’nun rızasını kazanabilecek, seni tevhid yolunda muvaffak edebilecek güzellikleri talep etsene! Her şeyinde, hatta O’ndan talebinde bile hep O’nu öncelesene!“
Biz istiğfar ettiğimiz zaman bile önce günahımızı zikretmeyiz. Efendimiz’in öğrettiği usülde bu yoktur. Kişi en önce Allah’ı, mağfiretini zikreder, sonra hatasını anar. Kulun tevbesinin kabulünde bile Allah zikrinin önceliği vardır. Bizim istiğfarımız bile şirki, nefsi ön plana alma illetini kökten temizleyici vasıftadır. Burada akla şu soru gelir, Sen Allah Teala’dan O’nun sana bahşedeceği rızasını ve yakınlığına vesile olacak güzellikleri mi istiyorsun yoksa hala O’nun huzurunda kendi benliğinin ve halinin güzel olması isteğini mi taşıyorsun?
O halde aldanma. Kerim olan zattan onun ikramına yakışacak şekilde sadece O’nu iste ve artık bulunduğun hâle takılıp kalma, O’nun sana lütfettiği nimeti gözle!
Basit bir izahıyla bu sözün hayatımızdaki karşılığını da şöylece ifade edebiliriz; içinde bulunduğun durumları bahane ederek Allah Teala’dan kulluk için daha müsait bir vakit ve hâl bekleme, çünkü her gün kendi yüküyle ve sıkıntısıyla ayrı bir sorumlulukla senin karşına dikilecektir. Her zaman aynı neşeyle, aynı gönül ferahlığı ile vazifelerini yerine getiremeyebilirsin. Yani Allah Teala’ya ibadetini ve kullarla ilgili icraatını ve yükümlülüklerini aynı şekilde yapamayabilirsin, sen böyle durumlarda halinin değişmesini isteme, doğrudan Allah Teala’nın sana yardım etmesini talep et. Çünkü senin ilmin, bu husustaki bilgin çok sınırlıdır. Belki Allah Teala sana o ahvâl içerisinde bir güzellik, rızasını tahsil edebileceğim bir amel nasip edecektir.
İşini gücünü, çoluk çocuğunu, başındaki gaileleri kulluk yapmaya veya yapmamaya mazeret olarak görme, belki de sen o sıkıntılı durumlarda yapabildiğin ibadetlerle yahut kullara hizmetle Allah Teala’nın rızasını kazanacaksın. Seni nerede ne zaman muvaffak kılacağını, Kendisine yaklaştıracağını sen bilemez ve tayin edemezsin. O halde sana tayin edilmiş zaman, mekan ve şartları bir fırsat ve ganimet olarak gör. Doğrudan Allah’ın inayetini ve muvaffakiyetini talep eyle.

Yorumlar