Kültürel

Galatasaray ve Gül Baba

0

Takım tutmak ve o takıma deli gibi bağlanmak çok da akıl karı bir şey değildir çoğu hanıma göre. Çok duyduğum bir söz var;  “Bu insanlar deli mi! 90 dakika boyunca bir ordu adam, bir meşin yuvarlağın peşinde haldır huldur koşuyor.” Konuyu nereye bağlayacağımı merak ediyorsunuzdur. Maçtan takımdan girdik nerden çıkacağız bakalım.

Vira Bismillah!

Çoğu kişi bilmez Galatasaray’ın renklerinin nereden geldiğini. Hoş, bunca yıllık Galatasaraylıyım ben de bilmiyordum bu sabaha kadar.

Rivayet odur ki:

Günlerden bir gün, zamanlardan bir zaman, Sultan II. Bayezid sadrazamı ile ava çıkmış. Avın sonuna doğru bir sağanak rahmet bastırmış. Sığınacak bir yer ararlarken buram buram gül rayihasının peşine düşüp atlarını kokunun geldiği yöne doğru sürerlerken bir çoban çıkmış karşılarına. Selamlaşıp kokunun nereden geldiğini  sormuşlar çobana. Çoban cevap vermiş;

“Bu ilerdeki gül bahçesinde, fethe katılmış bir Hak dostu yaşar. Gerçek ismini pek bilmeyiz ama biz Gül Baba deriz.”

Bu dünyada görünen başka bir dünyanın içine düşmüşler sanki. Gül bahçesinin içinde bir küçük kulübe ve nur yüzlü bir ihtiyarcık karşılamış onları. Buyur etmiş fakirhanesine.

Oturmuşlar ve soh­bet sohbeti açmış. Derken, padişah sormuş:
-Burada tek başına ne yaparsın baba? Bir yardım edenin, hizmetini gören yok mudur?
İhtiyarcık cevap vermiş:
-Güllerle uğraşırım. Tek tek budar, aşılar, derdine meramına merhem olmaya çalışırım. Tek dostum vardır bu alemde o da güllerdir. Bunun için de bana Gül Baba derler. demiş.
Padişah:
-Merak ettim. Güllerin hepsi iki renkli, sebebini anlayamadım?
Gül Baba mütevazı bir şekilde cevap vermiş:
-Sadece sarı-kırmızı renkleri severim de onun için sultanım.

Gönüller bir birine ısınmış, o gece o rahmetin ve gül kokularının şahitliğinde hal dostu olmuş padişah ile Gül Baba. O günden sonra Sultan Bayezid, ne zaman bir soluğa, nefese ihtiyaç duysa Gül Baba’nın bahçesinde almış soluğu. Böyle bir günde bahçede gezinirlerken; Sultan Bayezid, hangi gülün kokladıysa Gül Baba o gülü kesip bir demet yaparak sultana takdim etmiş.

“Padişahım! Kendimi iyi hissetmiyorum. Bu güller, fakir gönlümün he­diyesi olsun. Lütfen kabul buyurun.” demiş.

Padişah gülleri almış ve çok da duygulanmış, bu konuşmanın nihayetinin nereye varacağını az çok kestirse de  Sultan Bayezid “Allah sana uzun ömürler versin.  Baba bizi mest ettin. Emret hizmet edelim.” demiş.

Gül Baba Hazretleri, oturduğu yerden hafifçe doğrulmuş “Şahsi hiçbir isteğimiz yok evladım. Ruhumu şad etmek istersen, bizim fakirhanenin karşısına bir medrese yaptırırsanız çok bahtiyar olurum. Ümmet-i Muhammed’in evlatları burada ilim ile uğraşsınlar. ” demiş.

Bunun üzerine, Sultan II. Bayezid,  gösterilen yere bir medrese yaptırmış. Zaman içerisinde burası imarethane, hastahane, evkafhane olarak kullanılmış. Asırlara müteallik birçok hizmet görmüş. En nihayetinde de Galatasaray Sultanisi olmuş. Galatasaray Kulübü kurulduktan sonra, klüp de Gül Baba’ya atfedilerek, sarı kırmızı renkler ve ambleminde ki güller kullanılmıştır.

Padişah ile Gül Baba’nın o günden sonra bir daha görüşüp görüşmedikleri Allahualem.  Galatasaraylılara renklerin nereden geldiğini anlatmak da bize nasip oldu. Elhamdülillah.

Aynı zamanda, derviş ve şair olan Gül Baba, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Macaristan’a davet edilmiştir. 2 Eylül 1541’de vefat eden Gül Baba’nın cenazesi, Macaristan’da bugünkü yerine defnedilmişti.  Süleymaniye Kütüphanesinde “Divan-ı Gülbaba” adıyla bir de divanı bulunmaktadır. Ayrıca, Miftâhu’l-Gayb adıyla bilinen bir eserinin bulunduğu da kaydedilir.

Allah şefaatlerine nail eylesin.

R.T.
Her şey hikayeyken bizde kendi hikayemizin peşine düşmüş bir yolcuyuz.

Bugün Ne Diksem?

Önceki içerik

Hallederiz

Sonraki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv