Allahu Teâlâ’nın selamı ve hidayeti, Efendimiz’in (s.a.s.) himmeti ve hikmeti üzerinize ve üzerimize olsun. Efendimiz’in (s.a.s.) Delâilu’l-Hayrat‘ta zikredilen mübarek 201 ism-i şerifinin şerhlerine başlamadan önce, sebebi yaradılışımızın saadetli ve muhabbetli muhatabı ve mayası olan nûr-i Muhammedi’nin önemi ve kıymetini tekrar hatırlayarak tazelenelim inşallah.
Kadim olan tek var, sadece Cenâb-ı Hak’tır. Sonradan yaratılmışların ilki ise “nûr-i Muhammedi’dir. Bu sebepledir ki Allâh Rasulü (s.a.s): “Âdem ruh ile cesed arasında iken ben nebi idim.” buyurmuştur. (Tirmizî, Menâkıb, 1) Yâni Hazret-i Peygamber (s.a.s), nurunun yaratılışı ve ona risalet izafesi itibarıyla Hazret-i Âdem’den (a.s.) öncedir. Cismaniyet kazanıp âlemimizde zuhur etmesi bakımından ise nübüvvet takviminin son yaprağıdır. Zira risalet takvimi, varlığın ilki olan “nûr-i Muhammedî” ile başlamış; son yaprağı da “cismaniyet-i Muhammedî” ile nihâyet bulmuştur.
“Varlık nuru” ise, kendilerinin şerefi icabı yaratılmış olan bütün mahlukatın, ilk yaratılmış varlık olan “nûr-i Muhammedî”ye nisbetini ifade eder. Bu varlıklarda bizatihi (kendiliğinden) bir şeref mevcut olmayıp, onlar değerlerini “nûr-i Muhammedî”ye izafetle kazanırlar. Hakikat-i Muhammediye olarak da isimlendirilen nûr-i Muhammedî, Resulullah’ın (s.a.s) manevi şahsiyetini temsil eden bir nur, bir hakikat veya bir cevherdir. Allah katında en sevgili ve en kıymetli olan, O’dur. Mevcudatın varlık sebebi, Cenâb-ı Hakk’ın, hilkatte ilk olan nûr-i Muhammedî’ye muhabbetidir. Bu sebeple bütün kâinat, nûr-i Muhammedî’nin şerefine ve O’na bir mazruf olmak üzere halk edilmiştir. Bütün mevcudat O’nun hakikatini tafsil ve beyan için yaratılmıştır. Bu yüzden nasıl ki bir bardağa, bir ummanı sığdırmak mümkün değilse, nûr-i Muhammedî’yi layıkıyla idrak edebilmek de öyle mümkün değildir. (Osman Nuri Topbaş, Hazret-i Muhammed Mustafa 1)
Birgün Cabir (r.a.) Efendimiz’e (s.a.s.) gelerek: “−Anam babam Sana feda olsun ya Rasulallah! Bana ilk yaratılan şeyin ne olduğunu bildirir misin?” diye sormuştu. Rasulullah (s.a.s.): “−Ey Cabir! Allah Teâlâ, her şeyden önce senin peygamberinin nurunu, Zatının nurundan yaratmıştır…” cevabını verdiler. (Aclûnî, I, 265)
İbn-i Arabî Hazretleri, bu hususta şu mütalaalarda bulunur: “Allah Teâlâ, Hz. Muhammed’e (s.a.s.) peygamberliğini müjdelediği vakit Âdem (a.s.) henüz yoktu, su ile çamur arasında idi… Böylece nebi ve rasuller vasıtasıyla ortaya çıkan bütün şeriatlerin evveli ve bâtını olmak hükmü, Allah Rasulü için tahakkuk etmiş oldu. Peygamberimiz (s.a.s.) daha o zaman şeriat sahibi idi, çünkü Hadis-i Şerifinde: «Âdem ruh ile cesed arasında iken ben nebî idim» buyurmuştur. «Ben insandım» veya «Ben mevcut idim» buyurmamıştır. Nübüvvet, ancak Allah tarafından kendisine verilmiş bir şeriatle söz konusu olur.” (İbn-i Arabî, el-Fütühât, II, 171; IV, 66-67)
İbn-i Arabî Hazretleri, diğer bir eserinde de şöyle der: “Rasulullah (s.a.s) insan nev’i içinde varlığın en mükemmelidir. Bunun içindir ki nübüvvet O’nunla başladı, O’nunla sona erdi.” (İbn-i Arabî, Fusûsu’l-Hikem, IV, 319) Hüdâyî Hazretleri, Farsça bir şiirinde şöyle buyuruyor:
Sermâye-i saâdet-i âlem Muhammedʼest
Maksûd ez-în tıynet-i Âdem Muhammedʼest
Der sûret-i Âdem âmede gerçi mukaddemâ
Der ma‘nî pîşvâ ve mukaddem Muhammedʼest
Gerçi Hüdâyî ehl-i risâlet mukerremest
Mahbûb-i Hak Muhammed ve hâtem Muhammedʼest
“Âlemin saadet sermayesi Hazret-i Muhammed’dir (s.a.s.) Hazret-i Âdem’in (a.s.) yaratılışından maksat Hazret-i Muhammed’dir (s.a.s.) Âdem (a.s.) gerçi surette önce gelmiştir ama, Âlem-i manada öncü ve önde olan, Hazret-i Muhammed’dir (s.a.s). Ey Hüdâyî, risalet ehli olanlar değerli olsalar da, Hakk’ın sevgilisi Hazret-i Muhammed’dir (s.a.s.) ve nebiler silsilesinin mührü olan son peygamber de Oʼdur.”

Yorumlar