Kültürel

Saklambaç

0

Merhaba benim adım Meltem. Ah ah, nerde o eski zamanlar dedikleri zamanlardan yazıyorum size. Hani şu “Akşam ezanı ile imam Allahu Ekber dediği an evdesin” tembihli zamanlardan. Güneşin sıcacık yüzü yazdan sonbahara dönerken ben de pencerenin önüne oturmuş siyah önlüklü abilerin, ablaların okula gidiş telaşlarını izliyorum. Ütülü bembeyaz yakalar, işlemeli mendiller, rugan pabuçlar, bembeyaz fırfırlı çoraplar, gülen yüzler…

Bir gün ben de okula gideceğim biliyor musunuz? Babamın kırtasiyesindeki renkli, kokulu defterlerden koyacağım çantama, renk renk kalemlerden dolduracağım kalem kutuma ve “Okul yolu düz gider, çocuklar bayram eder” şarkısını ben de söyleyeceğim. Mahallenin bir ucundan öbür ucuna ben de sırt çantamla koşacağım. Annem dantelden yakalığımı bile ördü. Hem benim pabuçlarım da kırmızı. Hem saymayı da biliyorum ben. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10…

Amcamın oyuncakçı dükkanı ile babamın kırtasiye dükkanı arasında sefer tası taşıma mesleğimden okula başlayınca emekliliğimi isteyeceğim. Ama oyuncakçı dükkanından da nasıl ayrılabilir ki bir çocuk yüreği?!

Benim en sevdiğim oyun saklambaç. Sizin ne? Hatta bir gün mahallece oynadık biliyor musunuz? Çok güzel bir gündü. Gün demeyelim geceydi.

Yine bir gün sefer tası nakliye şirketimden öğlen mesaisi ile teslimata çıkmıştım. Oyun olsun diye amcamın cıvıl cıvıl dükkanının rafları arasına saklandım. Çocukça koşuşturmacalarımın arasında çok yorulmuş olacağım ki pofuduk kocaman bir ayının kucağında tatlı hülyalara dalıp seyretmişim âlemi. Amcamın, dükkânın şıngırdaklı kapısını üstüme kilitlediğini fark etmemişim bile. O da dükkanın kaçak misafiri olduğunu fark etmemiş. Akşamın karanlığı çökmüş, sokak lambalarının cılız ışığıyla birlikte mahalleli elindeki fenerlerle aramaya koyulmuş Meltem’i. Bakkal Rüstem amcanın süt kasalarının içine mi bakmamışlar, oyun parkındaki kaydıraklara mı, evimizin çatı katındaki gramofon ve plakların arasına mı … Sanki bütün mahalleli saklambaç oynamaya çıkmış gibi 🙂

Sonra herkesin MELTEM, MELTEEEEEEMMMMM! diye bağırdığını duyunca sıçradım daldığım hülyalardan. Gözlerimi açtığımda gündüz rengarenk ve cıvıl cıvıl olan dükkanın, gözlerimi alamadığım oyuncakların gece gölgelerinden korktum birden. Herkesin böyle bir sağa bir sola koştuğunu görünce sandım ki herkes saklambaç oynuyor sesimi çıkarmadan bekledim. Dükkanın camına ellerimle birlikte yüzümü de yapıştırdım. Olup biteni izlerken abimle göz göze gelince fark edildiğimi anladım. Cama sobe sobe diye vurmaya başladım. Hem gülüyorum hem de SOBE diye bağırıyordum. O gece tüm mahalleliyi sobeledim.

Böyle tatlı bir anım var işte nerde o eski İstanbul dedikleri İstanbul’dan. Mahalle kültürü ve biz vardık. Biz kocaman bir mahalle ve kocaman bir aileydik.

Ama ne var biliyor musunuz?

O zamanlar emanete hıyanet etmek insanların aklında bile yoktu. Çocuklar da büyüklerin en mukaddes emanetiydi. Sokaklarda kuşlar gibi cıvıldaşan, koşuşan çocuklar mahallenin bereketiydi. Bir kere el ulağıydık, getir götür işleri bizden sorulurdu. Çocuktuk en güzeli de.

Şimdi peyda olan bir güruh var. Aklımın almadığı ve korkutucu gelen bir güruh; çocuksuz lokanta, çocukların alınmadığı seyahat acentaları, ÇOCUKLARIN dışlandığı AVM’ler… Oysa ki biz, çocukları baş tacı yapmış, çocuklarla birlikte oyun oynamış, çocuk bile olsa Allah’ın selamını vermekten geri durmamış bir peygamberin ümmetiyiz. Elhamdülillah.

Çocuk dediğimiz renkli gezegen bir kültürün DNA’sıdır bence. Çocuk bozulursa toplum bozulur. Haritaların arkasındaki çocukları görmek ve sevmek biz yetişkinlerin en önemli İHTİYACIDIR. Vazife demiyorum ihtiyaç diyorum. Çocukların olmadığı bir dünyada, dünya bizim olsa neye yarar ki?

Bugünü tarihe saklambaç oynama günü olarak ilan ediyorum.

-Kabul edenler?

-Etmeyenler?

-Kabul edilmiştir.

Haydi herkes saklambaç oynamaya. Önüm arkam sağım solum sobe. Saklanmayan ebe 🙂

R.T.
Her şey hikayeyken bizde kendi hikayemizin peşine düşmüş bir yolcuyuz.

Siber Zorbalık

Önceki içerik

Deterjanlar, Etkiler, Etiketler III

Sonraki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arşiv