Kültürel

Sokrates’in Ölümü

0

Neoklasizm akımın öncülerinden olan Jack Louise David’in Sokrates’in Ölümü adlı eserine bir bakalım.

New York Metropolitan Sanat Müzesi’nde bulunan eser 129.5×196.2 cm boyutlarındadır. 1787 yılında tuval üzerine yağlıboya tekniği ile yapılmıştır. Antik Yunan ve Roma dönemini yeniden canlandırmayı hedefleyen neoklasizm akımından güzel bir örnektir.

Fransız ihtilâli destekçisi olan ressam, M.Ö. 399 yılında infazı gerçekleşen Sokrates’i elbette tuvale alırken yalnızca neoklasik bir eser vermekle kalmaz aynı zamanda ihtilalci ruhunu da bu esere yansıtır. Bu düşüncesini Bu eser bir ihtilalci ile düşünürün buluşmasıdır diye aktarır.

Tabloda Antik Yunan ve Roma’ya ait mükemmel tanrıvarî insan betimlemesine uygun figürler görülmektedir. Yapılı gövdeler, pürüzsüz ve açık tenler… Eserde 13 tane figür yer alır. Bu figürlerle tek tek uğraşılmış ve ayrıntılar eklenmiş olması dikkat çekicidir. Kıyafetlerin kıvrımlarında, ellerde ve ayaklardaki damarlarda gölgeler ustaca kendini gösterir.

Tablodaki kişilere biraz yakından bakalım.

Sokrates yatağın üzerinde oturur vaziyettedir. Sağ eli zehir dolu kadehe uzanırken sol eli ise yukarıyı işaret etmektedir. Hüzün barındırmayan çehresindeki netlik ve hakikatin kendisinde temsil edildiği haldeki aydınlık ışık perspektifiyle sağlanmıştır. Sokrates’in hemen ayakucunda oturan kişi en ünlü öğrencisi olan Platon’dan başkası değil. Platon henüz genç yaşta olmasına rağmen epey yaşlı tasvir edilmiş. Sokrates’in biraz aşağısında kalan dizine dokunan kişi diğer öğrencisi Kriton.

Sokrates’e Atina mahkemesi tarafından “şehrin tanrılarına inanmamak” ve “gençlerin ahlakını bozmak” suçlamalarıyla idama mahkûm edilmesi ve ardından baldıran zehri içerek yaşamına son vermesi isteğine karşın Kriton onu kaçırmayı teklif eder Sokrates ise bunun erdemli bir davranış olmadığını ve düşüncesinin aksine bir halde hareket etmeyeceğini söyler.

Farkında mısınız, zindanda geçmesine rağmen gayet açık ve aydınlık bir resim. Belki de bilinçli bir aydınlıktır bu.

Louse David sıkı bir ihtilalcidir ve sanatıyla ihtilâle destek vermek ister. Sokrates kaçmak istemez dedik. Düşüncelerinin aksini yapmaz derken aslında tam olarak ressamında neden bu resimle ihtilâle destek verdiğini anlıyoruz. Çünkü bu tabloda inançlar uğruna gerekirse candan vazgeçilebilmeli fikri öne çıkıyor.

Sokrates, Atina’da “gençlerin ahlakını bozmak” ve “şehrin tanrılarını tanımamak” gibi bahanelerle yargılanarak ölüme mahkum edildi dedik. Biraz açalım bunu Sokrates’in savunduğu şey neydi?

Platon, Sokrates için “ölmeden önceki son günlerini dostlarıyla ruhun ölümsüzlüğü üzerine felsefi tartışmalar yaparak geçirdi” der. Yani Sokrates yalnızca ruhun bu gördüğümüz alemde yok olup gitmediğinin farkındadır. Ruhun ölümsüzlüğünü ne şehrin tanılarından ne de şehrin otoritelerinden bilir. Sokrates, insanın kendisini bilmesini ve erdemli yaşamayı düşüncesinin merkezine koyar.

İroni ve Maiotik, Sokrates’in bilgiye ulaşmadaki metotlarındadır.  Sokrates karşısındakine hiçbir şey bilmediğini hissettirerek sorular sorar (ironi). Ardından sorduğu sorularla kişinin kendi içindeki gizli/doğuştan doğruları bulmasını sağlar (maiotik).

“Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.”

Sokrates’in bu ifadesi, onun sürekli öğrenmeye ve sorgulamaya açık olma halini, yani “entelektüel alçakgönüllülüğünü” temsil eder. Sokrates’e göre hiçbir insan bilerek kötülük yapmaz; kötülük cehaletten doğar. İnsan neyin iyi olduğunu tam olarak kavrarsa, mutlaka iyi olanı yapar. Erdem öğrenilebilir ve insanın asıl mutluluğu erdemli bir yaşam sürmesidir.

Zamanın otoriteleri bu düşüncelerin gençleri etkilediği söyler. Sokrates’e hayatı karşılığında iki seçenek sunulur: Ya düşüncelerden ve gençleri etkilemekten vazgeçecek ya da ölümü seçecektir.

Sokrates ise düşüncelerinin arkasında durarak sorgulanmamış bir hayatın yaşamaya değmeyeceğini düşünür ve savunduğu hakikatleri canına tercih ederek baldıran zehri dolu kadehi içer.

Sokrates’in “erdem öğrenilebilir ve insanın asıl mutluluğu erdemli bir yaşam sürmesidir” demesi bana sadece hümanist bir düşünce olarak gelmiyor. Asıl mutluluk erdemli bir yaşamsa erdemi öğrenmek ve sürdürmenin de mümkünlüğünden bahsediyor.

Bir şeyin sürdürülebilir olması için insanın onu daima yâdında tutması gerekir, yoksa yerini tam tersi bir şey bile alabilir. Ne denir bilirsiniz, kainat boşluk kabul etmez. Elbette Sokrates’i o gün öldüren otorite o boşluğu kendi ile dolduracaktı. Boşluklar dolmaya meyyaldir, ama ne ile dolacağını seçmek ise nasip işidir.

Satuk Buğra Han ve Türklerin İslamlaşması

Önceki içerik

Efendimize Tutunmak

Sonraki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir