Âb-ı Hayat

Sonra Pişman Olmamak İçin

0

İbni Abbas’tan (r.a.) rivayetle Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyururlar;
İki nimet vardır ki, insanların çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.(Buhârî, Rikak 1. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 1; İbni Mâce, Zühd 15)

Sahip olduğumuz en büyük nimetlerden olmasına rağmen en kolay harcadığımız şey nedir? Bu yazıyı okumaya başladığınız o dakikayı ne verseniz geri alabilirsiniz? Ya da şu yaşınıza kadar ki en özel anınıza ne karşılığında dönebilirsiniz?

En çarpıcı şekliyle vakit, her daim akıp giden ve bir daha tersine döndüremeyeceğimiz bir kum saati misalidir bizler için. Her an kumlar akarken, ömrümüzden de parçalar azar azar gidiyor. Evet bu, üzerine düşünülmesi gereken ama sık unuttuğumuz bir mevzu. Ama bunu düşünüp sürekli “ömrüm boşa gitti, yine zamanımı boşa harcadım” diye ah vah edip üzülmek yerine o kum taneleri akarken saatin kalan kısmını nasıl değerli kılabiliriz ona kafa yoralım biraz.

Dünyada aldandığımız, kıymetini idrak etmekte zorlandığımız pek çok nimetten özellikle ikisine dikkatimizi çekiyor Efendimiz bu hadisle birlikte; Sağlık ve boş vakit. Elbette her nimet elimizden kayıp gitmeden çok iyi değerlendirilmeli ancak özellikle çağın insanları olarak bu iki hususta biraz daha hassas davranmalıyız. Yarınımız, geleceğimiz ve ahiretimiz için çalışarak vaktimizi kazanca çevirebilecekken kaybedenlerden olmamak için uğraşmalıyız.

Tohumu toprağa attığımızda hemen meyve vermez, zamana muhtaçtır fakat tohumu atmadan zaman geçse bir işe yaramaz. O sebeple karar verip şimdi başlamak lazım.

Ömür sermayemizin akıp giden her dakikasını güzelce geçirebilelim diye hakiki bir niyet alalım, gelin.

Anın farkında olarak, sık sık niyet tazeleyerek, daima şuurlu bir mümin olarak yaşamaya çalışmak için uğraşalım. İbadetlerimizi de günlük işlerimizi de hep bir düzen içerisinde yapalım ki zamanın farkında ve mümin bir şahsiyet olarak yaşayalım. Her zaman hayalimizdeki gibi ilerleyemesek de düştüğümüz yerden yeniden kalkarak o ipi hiç bırakmayalım.

İnsan zihni zamanın, sadece kendini meşgul ettiği bölümlerini net hatırladığı için vakit çok hızlı geçiyor gibi hissedermiş. Öyleyse ne kadar meşguliyetimiz artırır, vaktimizin içini iyi işlerle doldurursak geriye dönüp baktığımızda geçen yılları o kadar uzun hatırlarız.
“..Bir işi bitirdiğinde hemen diğerine koyul.”(İnşirah-7) emrini düstur edinip meşguliyetle dinlenerek zamanı bereketli kılmanın derdinde olmaktır gayemiz. Zira meşguliyet şifadır derler. İnsan güzel amellerle uğraşıp, ortaya güzel işler çıkardığında o şifayı bulabilir ancak. Zamanını öldüren hayatının bir kısmını da öldürdüğünü bilmelidir.

Bulunduğumuz çağ, birçok farklı uyaranla zamanımızı elimizden çalmaya çok müsait maalesef. Evet, bununla başa çıkmak kolay değil. Ama bunun için çabalamak yine bizim elimizde. Günü planlayarak yaşamak, o anın farkında olarak yaşamayı da sağlar. Efendimiz (s.a.s), gününü üç bölüme ayırıp vaktinin bir kısmını ailesiyle, bir kısmını ibadetle, diğer bir kısmını da ashabıyla geçirmek suretiyle gününü planlamıştır. Bu bizim için çok mühim bir örnektir. Bunu uygulayabildiğimizde hayatımıza yön verebilmek için büyük bir adım atmış oluruz. Ayrıca ibadetlerdeki vakit düzeni de bize günü planlı geçirme hususunda disiplin kazandırır.

Efendimiz’in bizleri uyardığı ikinci hususa bakalım biraz da. “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” diyor Sultan Süleyman yıllar evvel. O bir nefes sıhhat olmadıkça cümle cihan sana verilse de bir manası olmuyor. Koca vücutta minicik bir diş ağrısa sanki bütün ecza-i vücudumuz orada birleşiyor, her saniye farkında olmadan alıp verdiğimiz nefese bir zeval gelse tüm dünyamız alt üst oluyor. Elindeki tüm nimetleri unutuyor insan o anda. O sebeptendir; eldekine iyi bakmak, kıymet bilmek, şükretmek gerek her an.

Bahsettiğimiz iki nimet de akıllıca değerlendirildiğinde iki dünya mutluluğuna ulaştıracaktır bizi. Çoğumuz vaktimizi faydasız işlerle, sıhhatimizi de zararlı şeylerle heder ederiz. Bu iki büyük nimetin kıymetini bilmeyiz. Dileriz şu andan itibaren güzel bir farkındalıkla elimizdekilerin kıymetini bilenlerden olalım.

ABDULLAH b. ABBAS
Hz. Peygamber’in amcasının oğlu, tefsir ve fıkıh ilimlerinde otorite kabul edilen ve çok hadis rivayet edenler arasında yer alan sahâbî.
İbn Abbas diye de meşhur olan Abdullah, hicretten üç yıl kadar önce, Mekke’de doğdu.Doğduğu zaman babası tarafından Hz. Peygamber’e götürüldü ve duasına mazhar oldu. Hz. Peygamber’e (s.a.s.) karşı olan sevgisi, bağlılığı ve samimi hizmetleri sebebiyle onun takdirini kazanmış ve “Allah’ım, ona Kitab’ı öğret ve dinde mütehassıs kıl!” tarzındaki duasına nâil olmuştur. (Buhârî, “ʿİlim”, 17; “Vuḍûʾ”, 10).

Muteber hadis âlimleri onun rivayet ettiği hadislere önem vermişlerdir. Çok hadis rivayet etmiş olmanın yanında hadis öğretimine de önem vermiştir. “Din ilmini ancak şahitliğini kabul ettiğiniz kişilerden öğreniniz” demiştir.
Kur’ân-ı Kerîm’in inceliklerini anlayıp yorumlaması için Hz. Peygamber’in özel olarak dua ettiği Abdullah b. Abbas’ın tefsir ilmindeki üstünlüğü, daha ilk devirlerden itibaren hemen herkes tarafından kabul edilmiştir.

İbn Abbas tefsir, fıkıh ve hadisten başka, Arap edebiyatı ve ensâb ilmi (geneloji) alanlarında da derin bilgiye sahipti. Aynı zamanda kudretli bir hatipti; namazlardan sonra tesirli konuşmalar yapar, dinleyicileri arasında Arapça bilmeyenler varsa, sözlerinin onlar tarafından da anlaşılması için tercüman kullanırdı.

Hayatı boyunca Müslümanların birlik ve beraberliğini savunan, bunun gerçekleşmesi için zaman zaman yetkilileri uyaran, gerektiğinde eleştiren ve kendisine yapılan halifelik tekliflerine iltifat etmeyen Abdullah b. Abbas, yetmiş yaşlarında iken Tâif’te vefat etmiştir.

Yüklerimiz

Önceki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir