Sümbül Sokak

Uzak Kalmak Yetiyor

0

Allah’a saygı, sevgi ve itaatini göstermek, O’nun hoşnutluğunu kazanmak niyetiyle insanın ortaya koyduğu belirli tutum ve gerçekleştirdiği davranışlar şeklinde tanımlanan ibadet, idrakli bir bilişin tezahürüdür. Bu idrakli bilişle yani marifete dayalı nasip ile; bizi sınırlandıran, nefsin kalıpları içerisinde kalmaya zorlayan meylin dışına çıkmış oluruz. İbadet kastıyla dindarlık üzerine geliştirilmiş rutinler, alışkanlığın ortaya çıktığı vasatlar olmaktan ziyade, “bilme, bulma, olma” şuuruna yakınlaşmanın vücut bulduğu zamanları bize gösterir. Velev ki bu kolektif bir şartlanma üzerinden olsun.

Allah ile yakınlaşmamıza vesile olan her ibadetin kendine has rükünleri, şartları, vakitleri vardır. İbadetler her ne kadar vakitleri ve yerine getirilme şekilleri açısından birbirinden farklı olsa da amaç yönünden insanların Allah’a yol bulmasına ve buna ilişkin marifetin artmasına dair  ortak bir paydaya sahiptirler.

Bu bakımdan Allah’ın kulları için tayin ettiği vakitler üzerinden gerçekleştirilen ibadetler Allah ile bağ kurma noktasında odaklanmayı sağlayan durak noktaları gibidir.

Örneğin namaz belli bir vakitte ve belli hareket tarzları eşliğinde eda edilir. Vaktinden önce herhangi bir namaz eda edilmez. Allah, kulunun ibadete ilişkin niyetini belli bir zaman diliminde teksif etmiştir. Yine hac Zilhicce ayının belirli günlerinde, belirli hallere riayetle yerine getirilir. Bu ibadetlerle dünyaya ilişkin meşgalelerden uzaklaşarak kendini Allah’a yakınlaştırmak ve emre mutî olmak durumu söz konusudur.

Oruca geldiğimizde ise işler biraz daha farklılaşır.

Biz, Allah ile ilişki kurarken nimetler üzerinden bir kavrayışa sahip oluruz. Yani dünyada mutlu, konforlu, huzurlu yaşama standartları bizim için neyse onların sağlanması üzerinden Allah’a yöneliriz. Halbuki Allah ile olan bu ilişki, ideal düzlemde bir “dolayısıyla ilişkisi” değil, “doğrudan bir bağlanma hali” olmalıdır. Yani aslolan şey, sebeplerin amacı gölgelemediği doğrudan bir bağlanma hâlidir.  Oruç özelinde bu bağlanma halini biraz düşünelim istiyorum.

Oruç malumunuz olduğu üzere Allah’ın emretmesi sebebiyle tan yerinin ağarmasından akşam güneş batıncaya kadar yememek, içmemek, cinsi münasebette bulunmamak olarak tarif edilir. İbadetin odak noktası Allah’ın emrine ittibadır. Sair hallere bakınca bir durum dikkatimizi celb etmelidir: Sayılan hususlar insanın ilkel kodlarına hitap eden hallerden el çekmek (imsak) üzerine bina edilmiştir.

Oruç tutarken dünyalık meşguliyetlerimizden el çekmemiz istenmez. Bilakis dünyalık haller içindeyken ve kişiliğimize dair bir rolü yerine getiriyorken bu ibadet hali içinde bulunuruz. Allah’ın rızasına vasıl olmak kastıyla gün içindeki meşguliyetlerin bize perde olmasının engellemesine dair bir ameli yerine getiririz. Meşguliyetlerin terk edilerek ulaşıldığı bir vuslat hali değil, meşguliyet içerisinde idrakli bir vuslat hali öne çıkar. Oruçta uzak durulması buyrulan yemek yiyip içmekle veya cinsel arzuların iştahasını tatmin ile insan dünya hayatına dair meyillerini de besler. Bu meyillere dair oluşabilecek zafiyet bizim kalben körelmemize kapı aralayan hallerin nüvesini oluşturur. Oruçlu insan, Allah ile arasında perde olabilecek hallerin kalkmasıyla O’ndan gelen feyiz ve berekata hazır hale gelmiş olur. Üstelik bu hazırbulunuşluk hali günün belirli bir vaktine münhasır kılınmış da değildir.

Oruç, sabahtan akşama kadar devam eden, müstakil bir vakit ve odakla gerçekleşmeyen, bunun tersine günün tüm zaman dilimlerini içeren bir ibadettir. Her ne kadar oruç imsakla başlayıp iftarla tamamlanıyor gibi görünse de, iftardan sonraki süre de ertesi günün niyetini taşıdığı için ibadet haline dahildir. Böylece insan bir ay boyunca niyetine sadık kalabilmenin gayretini sürdürür. Bu niyeti diri tutmaya yönelik gayret kulluk noktasında insanın terakkisine alan açar.

Başlığımız şöyleydi: Uzak Kalmak Yetiyor. Tüm bunları ucundan da olsa konuşmuş olunca insan belki de şunu kendi kendine tekrar etmeli: Hakikaten uzak kalmak yetiyor/mu?

Kim için, nasıl, nerede ve neyden?

Allah için, O’nunla ve O’nun yardımıyla, kalabalıklar içinde olumsuz meyillerden ve bizi rızadan uzaklaştıracak her halden.

Ve billahi’tevfîk.

Tuğba Tan
Tuğba Tan M.Ü İlahiyat Fakültesi mezunu, öğretmen. İlgi alanları: Türk İslam Edebiyatı, tasavvuf tarihi, dini musiki, köy hayatı ve komşuluk ilişkileri.

Kayıp Coğrafyanın İzinde

Sonraki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir