Herkesin ağzında bir “çocukluğuna inmek lazım” lafı dolaşıp duruyor. En ufak bir çıkmazda, yanlış hareketimizde ya da olaylara karşı tutumumuzda ebeveynlerimizin bize karşı olan sorumluluklarını sorguluyoruz.
Fakat kimsenin aklına, acaba onların nasıl bir çocukluk geçirdiği, ne gibi zorlukların üstesinden geldiklerini ya da gelemediklerini düşünemiyoruz. Ve çoğu zaman leb demeden leblebiyi ağızlarına tıkıp hayatı altın tepsiyle sunuyoruz önlerine.
Çocukluğunda yediği anne terliğinin acısını unutamayanlar, zamanında annesinin de o terliğin acısını hâlâ unutamadığını bilmiyor. Anne, annesinden ne gördüyse evlat da kendi annesinden onu görüyor aslında. Geçmişte terlikle terbiye edilen çocuklar günümüzde tabletlerle terbiye edilmeye çalışılıyor. Şimdilerde teknoloji bağımlılığı terliğin acısını unutturmuş gibi. Çünkü yeni nesil bunlardan bîhaber filizlenmeye devam ediyor.
Fakat her şeyin müsebbibi anneler mi? diye sormadan edemiyor insan. Tabiki hayır. Babalar da annelere çocuk bakım ve yetiştirme konusunda epeyce yardımcı olmalılar kanaatindeyim. Neyse ki geçmiş yıllara nazaran bu durumun günümüzde bilinç çerçevesinde ilerlemekte olduğunu görmek sevindirici.
Çoğu yetişkin kendi bulundukları sosyal ve kültürel çevrenin öğretileri doğrultusunda evlatlarını yetiştirmeye çalışıyorlar. Başka türlüsünü bilmiyorlar, bilmiyoruz.
Aile içi iletişim maalesef ki gözlemlediğimiz kadarıyla bitme noktasında. Teknolojinin getirmiş olduğunu sandığımız rahatlık, çoğu zaman aile içerisinde birer hezimete dönüşüyor. Bağımlılık artıyor, sosyallik ve gerçek duygusallık bitme noktasına geliyor.
Anlayacağımız; Çocuklarımız karnı tok fakat ruhları aç büyüyorlar.

Malesef çağımızın sorunu.. çok güzel bir noktaya değinmişsiniz 🌸
👏👏👏👏👏👏👏