Kültürel

Erciyes

1

Bu hafta rotamızı Kayseri’ye çeviriyoruz.

Kayseri denilince akla tabii ki efsanelere konu olmuş Erciyes Dağı gelmektedir. Erciyes, asırlardır Kayseri halkına ilham kaynağı olmuştur. Yaz kış, zirvelerinde kar görmek mümkündür. Bu durum halk arasında borç ödeyecek durumu olmayanlara da ilham olmuş ve “Erciyes’in karı eriyince borcumu öderim” esprisi yaygınlık kazanmıştır.

Günümüzde kayak sporu ile şöhret bulmasıyla yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktası konumundadır. Bunun yanı sıra heybetli görünümü şehrin siluetinde çok önemli bir yere sahiptir. Sadece kayak merkezi diyerek geçiştiremeyiz. Kayseri şehir merkezine 20 km uzaklıkta bulunan, 1100 km² alan kaplayan ve yüksekliği 3916 metre olan Erciyes Dağı aslında sönmüş bir volkanik dağdır. Volkanik dağdaki ilk patlamaların bundan tam 30 milyon yıl önce başladığı söylenmektedir. Erciyes’ten dağılan küller, rüzgarların ve sellerin etkisiyle kilometrelerce uzağa savrulmuş, peri bacalarıyla Kapadokya’nın eşsiz, büyüleyici coğrafyasının oluşumuna sebep olmuştur.

Erimeyen kar nedeniyle olsa gerek, Hititler ona beyaz dağ anlamına gelen “Harkasos” adını takmışlardır. Erciyes Dağı etekleri eski dönemlerden bu yana önemli yerleşimlere de ev sahipliği yapmıştır. Örneğin kazılarda bulunan, antik çağlarda dağın eteklerinde yaşamış Mazaka medeniyetine ait sikkelerde lav püskürten Erciyes Dağı figürlerine rastlanmıştır.

Erciyes Dağı’na ilk tırmanan kişi 1837 yılında W.J.Hamilton, dağa çıkan ilk Türk ise 1924 yılında Miralay Cemil Cahit Bey’dir.

Bilinen en eski dönemlerden beri Erciyes’in bir dağ olmaktan çok ilahi bir makam, ulaşılmaz bir zirve olduğu inancı bulunmaktadır. Roma dönemi yazarlarından Maximus Tyrius bu dağı hem tanrı hem de kült heykeli olarak tanımlamıştır. M.S. I. yüzyılda Kayseri’ye gelen seyyah Strabon ise, Erciyes Dağı’nın zirvesinden açık havalarda Karadeniz ve Akdeniz’in görüldüğünü söylemektedir(!)

Erciyes adını tarihi bir şahsiyetle ilişkilendiren bir görüşe göre bu ad Kapadokya krallarından birinin oğlu olduğu rivayet edilen Cercis’in adından; bir görüşe göre ise el-Câsip adındaki bir emirin adından gelmektedir. Adını Roma İmparatorluğu zamanında eski Yunanca ‘Argaeos’ kelimesinden aldığı da düşünülmektedir. 17.yüzyılda Kayseri’ye gelen Evliya Çelebi, Erciyes Dağı’nın gayb ricalinin makamı olmasından dolayı bu dağda zehirli haşeratın ve yırtıcı hayvanların barınamadığını söylemektedir.

Erciyes Dağı ile ilgili rivayetlerden biri de Nuh Peygamber ile ilgilidir. Nuh tufanı sırasında Nuh’un gemisi suyun üstünde yüzerken Erciyes Dağı’nın üstüne gelir ve gemi Erciyes’e takılır. Bunun üzerine Hz. Nuh dağa, “başından karın, üstünden dumanın eksik olmasın” diye nida eder. Bu yüzden Erciyes Dağı’nı karsız kışsız görmek mümkün değildir. Bu anlatıya nispetle ve  Hz. Nuh’un hatırasına binaen Kayseri’de Nuh ve Nuh Mehmet isimleri yaygın olarak kullanılır.

Dağlar; hikâyeleri, masalları, efsaneleri ile dağlaşır. Dağların mekâna kattığı ruhla bulundukları yerde anlamları yücelir. Dağ ile özdeşleşen insan motifi de oraya yüklenen anlam ile çevrelenir ve onun sahip olduğu anlama atıfla anılırlar. Hatta mitolojide dağlar Tanrıların yurdudur. Dolayısıyla dağ denildiğinde yücelik, tanrı, peygamber, veli, ermiş, derviş, bilge gibi kavramların akla gelmesi gayet doğaldır. Nur Dağı peygamberimiz ile, Tur Dağı Hz. Musa ile özdeşleşirken; Olympos Dağı ise Yunan Tanrılarının yurdudur. Orta Asya’daki Tanrı Dağları, Bursa’daki Uludağ sözünü ettiğimiz hassasiyetin bir sonucudur.

Erciyes Dağı, bulutları delen zirvesi, tepesinden eksik olmayan karı ve insana ilahi duygular sunan azametiyle Kayseri’nin kalbi gibidir. Erciyes bir çok şaire, yazara, mimara esin kaynağı olmuştur.

Kayseri’nin Ağırnas Köyü’nden olan Mimar Sinan, burada Erciyes’e bakmış daha sonra eserlerinde onun siluetini  yaşatmıştır. Büyük bir sanat eseri olan Süleymaniye ve Selimiye Camilerinde Erciyes Dağı’nın ihtişamı, göklere yükselen dağ imgesi kendini göstermektedir.

Erciyes Dağı etrafına küçük tepeciklerden bir “ordu” kurmuş, onları da yanına alarak göğe doğru birlikte uzanıyor sanki. Küçük tepecikler, topraklar, kayalar aynı hedefe doğru el ele verip birleşmiş ve Erciyes’i göğe doğru yükseltmişlerdir. Erciyes birlik demekti. Bu birlik başka hiçbir dağda olmayan bir güzelliği çıkarmıştı ortaya. Ancak ortak bir ideal etrafında samimi duygularla birleşenler böyle bir güzellik sergileyebilirlerdi. Kapitalizmin tüm değerleri, idealleri unutturduğu bir çağda Erciyes muhteşem siluetiyle bizlere hakikatin sırrını fısıldıyor adeta. Ruhunu yitirmiş bir dünyada Erciyes, kendisindeki manayı idrak edenlere bir ateş topu hediye ediyor. Bu ateş topu sinesinde vahdeti, tevhidi barındırıyor, “Sen özünü Hakk’a çevir” diyor.

Mayıs ayından sonra Erciyes Dağında karların erimesiyle birlikte dağın üzerinde ve yanındaki küçük Lifos dağında aşağıdaki fotoğraflardan da görebileceğiniz şekilde Arapça Allah yazısı  belirmektedir. Bu başlı başına bir mucizedir.

Erciyese yılın her günü; kışın kayak yapmak için, yazın serinlemek amacıyla gidebilirsiniz. Teleferiğe binmeden, Tekir Gölü’nü görmeden, buz gibi suyunu içmeden, sucuk ekmek yemeden ve ünlü halka tatlısını tatmadan dönmeyin.

Benim Adım Sam (I am Sam)

Önceki içerik

Kanlı Canlı Bilgi Kaynağı

Sonraki içerik

1 Yorum

  1. “Beni kalbimden vurdun! Gözüün aydııınn..” diye bir şarkı vardı, aah ah “hadi susan gönlüm konuş…”

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv