Kültürel

Fedailerin Kalesi Alamut II

0

Sevgili Matbaa okuyucuları,

Sloven yazar Vladimir Bartol’a ait Hasan Sabbah’ın, Alamut Kalesi’nin, fedailerin ve insan eliyle yaratılmış cennet bahçelerinin hikâyesini anlattığı romanına devam ediyoruz. Eğer bir önceki yazıyı okumadıysanız buradan okuyabilirsiniz.

Hasan Sabbah’ın İbn-i Tahir’e verdiği önemli görevde kalmıştık. İbn-i Tahir’in dedesi Tahir dönemin önemli bir İsmaili askeridir ve Nizamü’l-Mülk tarafından öldürülmüştür. Ailesi İbn-i Tahir’i dedesinin intikamını almak için Alamut kalesine göndermiştir. Hasan Sabbah gibi zeki bir lider İbn-i Tahir’in içindeki bu müthiş intikam duygusundan faydalanarak en azılı düşmanı olan bu önemli siyaset adamını öldürmesi için İbn-i Tahir’i kullanmaktan geri durmaz.

Tabii bu çok zor bir görevdir, bir yanda cennet bahçelerinde kendisini bekleyen Meryem’in hayali, bir yanda aldığı haplar iyice kafası bulanıklaşır. Hasan Sabbah’ın verdiği bu görevin tarihi nasıl değiştireceğini, ülkelerin ve toplumların kaderi üzerinde nasıl bir rol oynayacağını düşünemez. Aklındaki tek şey Nizamü’l-Mülk’ü öldürdüğünde hem dedesinin intikamını alacağı hem de cennette Meryem’le ebedi saadete kavuşacağıdır. “Bre gafil” diyesi gelir insanın; Yunus’u hiç mi dinlemedin! Cennete gitme amacın yalnızca huriler ve köşkler mi olacaktı, sen dünyaya neden geldin, nereden geldin, nereye gideceksin? Seni kim yarattı hiç düşünmez misin? Cennetin ve her şeyin sahibini hiç merak etmez misin? Sebeplere takılıp kalmışsın, neyin peşinden gidiyorsun? İçimizden bunları söyleriz ama İbn-i Tahir bizi duymaz. Seçtiği yoldan gider, Nizamü’l-Mülk’ün hayranı olduğu büyük alim İmam Gazali’nin talebesi kılığına girmiştir bile. Bu sayede kolaylıkla vezirin yanına kadar gidebilir. Elindeki zehirli hançerin  ucu bile değse işi tamam olacaktır. Nizamü’l-Mülk’le karşı karşıya gelir ve hançeri savurur. Korumaları hemen olaya el koyarlar, vezir hafif yaralanmıştır. Ama hançerin zehirli olduğu  anlaşılır. İbn-i Tahir oracıkta öldürülecektir ama Nizamü’l-Mülk buna izin vermez. Hasan Sabbah’ın fedaisi şaşkın, Nizamü’l-Mülk’ün onu öldürteceğini ve Meryem’e kavuşacağını düşünüyordur. Hemen ölmek ister.

Nizamü’l-Mülk büyük siyasetçi, Hasan Sabbah’ın Alamut’u hakkında bütün detayları İbn-i Tahir’den öğrenir. İşte büyük hüsran o anda başlar. İbn-i Tahir Hasan Sabbah tarafından kandırıldığını anlar. Kendi gözleriyle gördüğü cennetin bir oyundan ibaret olduğunu fark etmesi onu çok üzer. Nizamü’l-Mülk gencin affedilmesini ve serbest bırakılmasını ister. Zaten cezasını bulmuştur. Uğruna canını bile vermeye razı olduğu Alamut Kalesi’nin bir kandırmacadan ibaret olduğunu anlaması adetanın kalenin üzerine yıkılması gibi bir etki yaratmıştır onda.

Kaleye geri dönüp Hasan Sabbah’la yüzleşir. Onun bütün bunları nasıl gerçekleştirdiğini öğrenmek ister. Cevap basit. “Benim bir davam vardı, Selçuklu’ya boyun eğmemek! Davam uğruna hayatımı verdim, 20 yılımı bunu araştırmakla geçirdim, 40 yılımı da bunu gerçekleştirmek için harcadım.”

Hasan Sabbah bu dirayet karşısında büyülenen İbn-i Tahir’i serbest bırakır. İbn-i Tahir artık kandırılmış, elini kana bulamış, inandıkları tepe taklak olmuş biri olarak arafta yaşamaya devam eder,  Hasan Sabbah ise kapılarını dış dünyaya bütünüyle kapatarak, kaledeki hükümdarlığını sürdürür.

Doktor Elmyra
Instagram/dishekimiesma

    Hz. Peygamber’in Temiz Nesebi

    Önceki içerik

    Yegâne Cömert

    Sonraki içerik

    Yorumlar

    Yorum Yaz

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Arşiv