Âb-ı Hayat

Hz. Peygamber’in Temiz Nesebi

0

Bir önceki yazımızda Hz. Abdullah’ın bereketinden söz etmiştik. İstiyorum ki Hz. Âmine ve Hz. Abdullah’tan biraz daha bahsedelim ve onların mânâ feyizlerinden azamî derecede istifade edelim.

Hz. Abdullah 25 yaşına geldiğinde nûr-i Muhammedî’nin de verdiği parlaklıkla yüzündeki güzelliği iyice belirmeye başlamıştı. Akıl, zeka, güzel ahlak ve asaleti bakımından da diğer Kureyş gençlerinin en üstünüydü. Onu tanıyan hanımlar kendisiyle evlenmek ister ve bunu bir şeref sayarlardı. İsmail Hakkı Bursevî Muhammediye şerhi olan Ferahu’r-Rûh adlı eserinde der ki: “Bazı hanımlar Hz. Abdullah’ın güzelliği sebebiyle kendisine rağbet gösterirler ve pek çok mal takdim ederlerdi. Fakat Hz. Abdullah onların hiç birine iltifat yüzü göstermedi.”

Hz. Abdülmuttalib bir gün diğer evlatlarını ve akrabalarını yanına çağırıp Hz. Abdullah’ın artık evlilik çağına geldiğini, ona etraftan çok talip olduğunu, Kureyşliler içinde ona uygun bir kız var ise onunla evlendirmek istediğini söyledi. Onlar da hem maddi hem de manevi hali ile güzel ahlak sahibi olan Hz. Âmine’yi Hz. Abdullah’a uygun gördüler. Böylelikle Hz. Âmine’nin babası Kureyşlilerin önde gelen isimlerinden olan Vehb b. Abdi Menaf’a haber gönderildi. Fakat bu konuşmadan önce Hz. Âmine ile Hz. Abdullah arasında yaşanan bir hadiseyi paylaşmak istiyorum sizlerle.

Bir rivayete göre yürürken insanlara başını kaldırıp bakmayan Hz. Âmine ile hiç bir hanıma gönlü rağbet etmeyen Hz. Abdullah bir gün yolda karşılaşmış ve ilk defa orada birbirlerini görmüşlerdi. Kalpleri yalnızca birbirlerine ısınmıştı. Aslında öncelikle onlar birbirlerini sevdiler, daha sonra Hz. Abdülmuttalib bu durumdan habersiz ailesiyle yukarıdaki konuşmayı yaptı. Bu konuşmadan sonra ailelerin de görüşmeleriyle beraber düğün hazırlıkları başladı. Recep ayının ilk perşembe gecesi nikah gerçekleşti. O gece Hz. Abdullah’ta bulunan Muhammedî nur Hz. Âmine’ye intikal etti. Bu geceye Regaib Gecesi denilmiştir.

Hz. Abdullah Hz. Âmine ile evlendikten kısa bir süre sonra Kureyşli bir ticaret kervanıyla Şam’a gitti. Burada işlerini bitirdikten sonra eve dönerken yolda rahatsızlanarak Medine’deki akrabalarının yanında biraz dinlenmek istedi. Akrabalarının tüm tedavi gayretlerine rağmen rahatsızlığı daha da şiddetlendi ve bir ay kadar kaldığı Medîne’de vefat ederek burada defnedildi. Evliliği ve vefatı arasında kısa bir süre geçen Hz. Abdullah vefat ettiğinde de 25 yaşındaydı.

21 yaşında, 2 aylık evli ve varlık nuruna yeni hamile olan Hz. Âmine vefat haberini alınca hüzünlendi, günlerce gözyaşı döktü. Onun çok sevildiğine, bir eşi benzerinin olamayacağına dair mersiyeler okudu. Burada sizlerden bir ricam var. Bu konu üzerinde biraz fazla durarak düşünelim. Onlar Sevgili Efendimiz’in (s.a.s.) aileleri olmaları bakımından bizler için de çok ama çok kıymetliler. Onları analım ve her andığımızda bir Fatiha hediye edelim. Bu vesileyle ümit ederiz ki Efendimiz’in (s.a.s.) muhabbetine vasıl oluruz.

Nesebi pâk, ruhu pâk, cismi pâk Hz. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (s.a.s.) nesebi, Hz. İsmail’in oğlu Kayzar sülalesinin en şereflisi olan Adnan’a kadar uzanır.

Resûlullah Efendimiz (s.a.s.) Kureyş kabilesi içinde gerek anne ve gerekse baba yönünden nesebinin pâk oluşunu şöyle anlatmıştır:

“Ben cahiliye devrinin kötülüklerinden hiçbir şey bulaşmaksızın ana ve babamdan meydana geldim. Ben tâ Âdem’den babama ve anneme gelinceye kadar hep nikah mahsûlü olarak meydana geldim, asla zînâdan meydana gelmedim.” (İbn-i Kesir, el-Bidâye, II, 260)

Kur’an-ı Kerim’de buyrulan:

“Sen, O, mutlak güçlü ve engin merhamet sahibi olan, huzurunda durduğun ve secde edenler içinde halden hale girdiğin zaman seni gören Allah’a güvenip dayan.” (Şuara, 26/217-219) ayet-i kerimesini İbn-i Abbas şöyle tefsir etmiştir: 

“Sen, yani nurun, hep secde edenlerden dolaştırılarak sana intikal etmiştir.”  (Kurtubî, XIII, 144, Heysemî, VIII, 214)

Resûlullah Efendimiz’in (s.a.s.) tüm nesebinin temiz ve şerefli olmalarının yanı sıra hep secde edenlerden olması da oldukça dikkate şayandır. Düşünecek olursak namaz bize Miraç hadisesinde hediye edilmiş ve farz kılınmıştır. Bu durumda onlar da mı namaz kıldılar? Eğer namaz kıldılarsa namazlarında ne okudular? Secdede ne söylediler? Bu konudaki fikirlerinizi öğrenmek isterim.

Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât isimli eserinde bize anlattıkları, aslında okuduklarımızdan çok daha fazlası. Bakalım bundan sonra ki bölümlerde Süleyman Çelebi bize daha neler anlatacak?

Bizde Selam Parayla

Önceki içerik

Fedailerin Kalesi Alamut II

Sonraki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir