Edebi-Tarihi

Fehim

0

Fehim, Arapça kökenli bir kelime olup “fehemâ/anladı, zihnen kavradı, idrâk etti” fiilinin isimleşmiş ve dilimize girmiş hâlidir. “Anlamak, kavramak, idrâk etmek” anlamlarına gelir. Dilimizde “fehmetmek” fiilini çokça kullanırız.

Duyusal idrak güçlerimiz olan görme, işitme, dokunma, koklama, tat alma ile içerisinde yaşadığımız kâinatın varlığına şahitlik ederiz. Görmediğimiz halde varlığını kabul ettiğimiz şeyler de vardır; akıl, ruh, matematik, sevgi gibi. Göremediğimiz halde kâni olup inandığımız varlıkların varlığına, aklî hislerimiz/melekelerimiz sayesinde şahitlik edebiliriz. Başta akıl, kendi varlığını fehmederek, düşünce gücünün tabî işleyişiyle, kendi kendisine şahitlik eder. Daha anlaşılır olması için bazı örneklerle fehim yolcuğuna çıkabiliriz;

Örneğin, Sıfır. Aritmetikte -eski adıyla cebirde- “0” rakamını simgeler. Bugün sayısal sistemde sıklıkla kullandığımız sıfır, bir niteliğin yokluğunu temsil eder. Toplama ve çıkarmada sonucu değiştirmez, sıfır. Çarpmada sonucu kendine benzetir ve sıfırlar. Bölmede ise kendisini bölmeye kalktıklarında ‘yokluk daha ne kadar bölünebilir ki’ deyip yine kendisi olan sıfırı gösterir, ama bir sayı sıfıra bölünmek istendiğinde ‘bölemem çünkü yokum der’ bunu da tanımsız olarak kabul etmişlerdir âlimler. İşte sıfır rakamını, fehmetmenin ustalarından el Harezmî, Hindistan’da bulunduğu sıralarda yaptığı çalışmalarla keşfetmiştir. ‘Cebrin babası’ lâkabı verilen el-Harezmî aynı zamanda “x” bilinmeyenini de keşfetmiş bir âlimdir.

Akıl, yokluğu ve sonsuzu vehmedemez. Çünkü vehim matematiksel, rasyonel hükümler getirmek ister. Gördüğü, duyduğu, kokladığı bir şeye benzetmek üzere hafızadan beslenerek hükümler getirir. Peki o zaman akıl, yokluk ve sonsuz kavramlarını nasıl kabul eder?  “Sıfır” gibi yokluğu ifade eden bir rakama nasıl bir anlam yükler ve tanım getirebilir?

Görünen kâinat cüzünü ihata eden sonsuz mekânın adına âlem-i imkân denilmiş. Ezel’in de ezeliyle, “hiçbir şey yok, hatta yokluk bile var değil” denemeyecek kadar evvel bir zamanla, zaman mahlûkunun dahil öleceği o “an” arasında uzanan zamansal sonsuzluk gerçek bir sonsuzluktur. Akıl bu sonsuzluğu ihata edemez ama fehmedebilir. Fehmetme gücü sayesinde kendi varlığına şahitlik eden akıl, yine fehmetme gücüyle sonsuzluğa ve yokluğa kâni olur. Dünyadaki bütün kâşifler, vehmetmenin ötesine geçmişler ve fehimlerinin işaret ettiği yolda ilerleyerek buluşlarını yapmışlar. Öyle ki sonsuzluk ve yokluk da ancak akıl üstü bir kuvvet olan fehim gücüne dayanarak kabul edilmiş.

Süheyl Ünver İle Babacığı

Önceki içerik

Mozaik Cenneti Hatay

Sonraki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arşiv