26 Kasım 2024 tarihinde tezim için üzerinde çalıştığım yazma eserin 133. [201] sayfasında bulunan Dâvud Pâşâ Namâzgâhı Târîhi ve Yanındaki Hâseki Sultân Çeşmesi Târîhi başlıklarından yola çıkarak bu târîhî çeşme ve namazgâhın kitabelerine, görsellerine ve nerede olduğuna dair epey araştırma yapmıştım.
En sonunda Kültür Envanteri isimli siteden bazı verilere ulaşmıştım. Sitede çeşmenin kitabesi vardı ancak namazgâhın kitabesi yoktu. Ahmet Cemalettin Sindel’in kaleme almış olduğu eserde ise çeşme kitabesinin son iki mısraı ile namazgâh kitabesinin son iki mısraı yazmakta idi. Tez çalışması esnasında vakit darlığından eserin bulunduğu yere gidip inceleme fırsatım olmamıştı. Çeşmenin yanına 13 Aralık 2025 tarihine kadar hep aklımda olmasına rağmen bir türlü gidememiştim. Gün bu gündü. Zeytinburnu Belediyesi’nin Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde açmış olduğu kurslardan biri olan “Osmanlı Türkçesi İleri Seviye Kursu”ndan çıkıp esere kavuşabilmek için yola çıktım.
Navigasyona göre çeşme ve namazgâha Zeytinburnu’ndan metro ile gidilebiliyordu, ayrıca metrobüsle de gidip Cevizlibağ durağından otobüsle veya yürüyerek de gidilebiliyordu. Yerini tam bilmediğim için metrobüsle Cevizlibağ durağına gittim. Davutpaşa tarafına giden otobüslerle üç durak sonra, yürüyerek de on iki dakika civarında çeşme ve namazgâha varılabiliyor gibi görünüyordu. Otobüsle gitmeyi tercih ettim. Askeri Fırın Sokak İETT durağında indim. Etrafta soru sorabilecek birilerini bulmaya çalıştım ama bulamadım. Biraz ileri doğru yürüdüm, acaba çeşme buralarda mı diye sağıma soluma baktım ama göremedim. Acaba neredeydi? Doğru mu gelmiştim? Sola doğru dönüp geriye doğru baktığımda birden çeşmeyi görüverdim.
Mutluluk ve sevincime diyecek yoktu.
Geriye doğru gidip çeşmenin yanına nasıl ulaşacağıma baktım, etrafı çevriliydi. Ancak bir kenarında biraz açıklık vardı, oradan aşağıya doğru indim. Çeşmeyi ve arkasında bulunan namazgâh için ayrılmış alanı dolaştım. Namazgâhta çalışmış olduğum eserde bulunan kitabeyi göremedim, mihrapta;

Mahpeyker Valide Sultan Namazgâhının Mihrap Kitabesi فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِؕ
(Artık yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir.) Bakara sûresi 144. âyet-i kerîmesi yazılıydı. Mihrabın biraz ilerisinde hutbe okumak için yapılmış olan iki basamaklı bir minber vardı. Sıra çeşmeyi incelemeye gelmişti. Çeşmenin yola bakan küçük duvarında:
“Haseki Sultan Namazgâh ve Çeşmesi – Bu namazgâh ve çeşme Haseki Sultan tarafından miladi 1592 (hicri 1000) yılında yaptırılmış olup, harap bir vaziyette iken Kalsın Ailesi tarafından 2022 yılında aslına uygun bir şekilde restore edilerek hizmete açılmıştır.
Namazgâh: Atalarımız yakınında camii veya mescid bulunmayan şehir dışındaki alanlarda ve yol güzergâhlarında cuma ve vakit namazı kılmak için oluşturdukları mekânlara denilir.” yazılı iki tabela asılmıştı.
Çeşmenin ön tarafına geçip çeşmeyi, kitabesini ve süslerini temaşa ettim. Birden çeşmenin üstünde daha önce hiç görmediğim kandile benzer bir şeyler gördüm, bunun yazı olabileceğini düşünüp fotoğrafladım. Sonradan öğrendiğime göre; bu çeşmenin üstüne kandil biçiminde müsenna (aynalı) olarak oldukça zarif bir besmele yazılmış.
Çeşmenin kitabesinden de anlaşılacağı üzere önceden çeşme ve namazgâhın çevresinde serviler, çınarlar ve başka ağaçlar varmış. İnsanlar gölgesinde yesinler, içsinler hem de dinlensinler istenmiş. Namaz kılmaları için de çeşmenin hemen arkasına namazgâh yapılmış. Bu çeşme ve namazgâh; Mahpeyker Valide Sultan Namazgâhı, Yılanlı Ayazma Namazgâhı, Burmalı Çeşme Namazgâhı olarak da bilinmektedir.
İbrahim Hakkı Tanışık İstanbul Çeşmeleri I isimli eserinin 78. sayfasında bu eser hakkında şöyle diyor:
Eserden anlaşıldığı üzere 1940’lı yıllarda burada serviler ve ağaçlar bulunmaktaymış.
Affan Egemen 1993 yılında yayınlanan İstanbul’un Çeşme ve Sebilleri isimli eserinin 358. sayfasında bu çeşmeyi göremediğini yazmıştır.
Ahmed Cemaleddin Sindel ise 1940 ile 1966 yıllları arasında notlarını yazmış olup yayınlayamadığı ancak oğlu Ömer Sindel tarafından Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesine bağışlanan “Erkâm-ı Ebcede Fi’l-ebvâbi’l-cevâmi‘il-Kostantîniyye İstanbul’da Mevcûd Câmi‘-i Şerîflerin ve Çeşmelerin ve Sebillerin Târîhlerini Esmâ-i Bânîlerini Tarz-ı Mi‘mârlarını [Mi‘mârîlerini] Gösterir Bir Risâledir” isimli eserinin 133 [201]. sayfasında bu namazgâh ve çeşmeden şöyle bahsetmektedir:
Dâvud Pâşâ Namâzgâhı Târîhi:
Di târîh-mend hüsn-i merkûzsun/Kıblede ma‘mûr olan mihrâbdır 1054=1044+10
159- Yanındaki Hâseki Sultân Çeşmesi Târîhi:
*Olsa dâimî acemî târîhin / Çeşmede âb-ı revân olmak meğer 1054
Günümüz Türkçesi:
Dâvud Pâşâ Namâzgâhı Târîhi:
Tarih gibi dikilmişsin güzelce
Bakımlı ve gayet güzel duran mihraptır kıblede
H. 1054 – M. 1644
159- Yanındaki Hâseki Sultân Çeşmesi Târîhi:
Acemî tarihi daima kalsa
Her zaman çeşmede akarsu olsa
Sene H. 1054 – M. 1644
Mahpeyker Valide Sultan’ın yaptırmış olduğu namazgâhın kitabesi Ahmed Cemaleddin Sindel’in kaleme almış olduğu eserden başka bir yerde bulunamadı.
İnşallah günün birinde çeşme ve namazgâh şimdiki etrafında bulunan inşaattan kurtulur, 1940’lı yıllardaki gibi etrafında ağaçlar ve serviler bulunur, namazgâh da kitabesine kavuşur.
Hepimizin bildiği gibi bu çeşme ve namazgâhı Mahpeyker Valide Sultan yaptırmış. Kendisi Sultan I. Ahmet’in eşi. Lakabı Kösem. Doğum tarihi net olmamakla beraber 1589’dur. 1651 yılında 62 yaşında iken öldürülmüştür.
Valide Sultan’a; mehd-i ulyâ, vâlide-i kebîre ümmü’l-mü’minîn, koca vâlide, sâhibetü’l-makâm, vâlide-i muazzama, vâlide-i atîka gibi isimler de verilmiştir. Kösem Sultan oğulları Sultan IV. Murat ile Sultan İbrahim döneminde ve IV. Mehmet devri başlarında saray hayatında ön planda bulunmuştur. Birçok olayın sorumlusu olarak itham edilmiştir. Yaşadığı dönemde saltanat makamını karşı karşıya kaldığı türlü badirelerden iyi veya kötü bir şekilde kurtarmada büyük pay sahibi olmuş, bu döneme damgasını vurmuştur.
Valide Sultan çok hayırsever bir insandı. Çok büyük gelirleri vardı. Bu gelirlerini cömertçe dağıtırdı. Hapishanelere kendisi bizzat gider, borçluların borçlarını ödeyerek onların hapisten çıkmasını sağlardı. Sâdât ulûfesi ismindeki hayrından 200 fakir yararlanıyordu. Hizmetinde bulunan kızları yanında bir müddet çalıştırdıktan sonra çeyizlerini düzüp uygun birisiyle evlendirirdi.
Yaptırdığı hayır eserleri şunlardır: Üsküdar’da; Çinili Cami, mektep, çeşme, dârülhadis, çifte hamam. Anadolukavağı Mescidi. Çinili Cami civarında bir çeşme. Şehremini, Yenikapı ve Beşiktaş’ta birer çeşme. Abdülmecid Şeyhî Efendi için Eyüp’te bir türbe. Hac yolundaki hacıların su ihtiyacının giderilmesi, Mekke ve Medine’de fakirlere yardım edilmesi ve burada Kur’an okutulması için bir vakıf. İstanbul Çakmakçılar Yokuşu’nda Büyük Vâlide Hanı.
Haseki Sultan Çeşmesi’nin şairi, Yümni Mehmet Efendi’dir. Kendisi Selaniklidir. Müderris ve Kadıdır. Divân şairidir. 1672-73 tarihlerinde vefat etmiştir.
Mahpeyker Valide Sultan Namazgâh ve Meydan Çeşmesi görülmesi gereken çok güzel bir mekandır. Gitmek isteyenler için adresi şöyledir: Maltepe Mahallesi, İETT Durağı Askeri Fırın Sokak, Zeytinburnu. Zeytinburnu istikametinden Topkapı istikametine doğru giden metroya binip Davutpaşa metro durağında inince metro çıkışından sola doğru gidip tekrar sola dönüp yol kenarına varınca sağdan ileriye doğru gittiğimizde hemen çeşme tüm güzel görselliğiyle bizi karşılar. Yanına vardığımızda suyundan içip eski halini hatırlayıp dinlenebiliriz.
Çeşmenin suyunu içip dinlendiğimize göre şimdi de hep beraber çeşmenin kitabelerine bakalım mı ne dersiniz?
Haseki Sultan Namazgâhı ve Meydan Çeşmesi Kitâbelerinin Okunuşu:
Çeşmenin üstünde bulunan kandil biçiminde müsenna (aynalı) kitabenin okunuşu:
Bismillâhirrahmânirrahîm
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
Haseki Sultan Meydan Çeşmesi Kitabesi
Haseki Sultan Meydan Çeşmesi Kitâbesinin Okunuşu:
Hâsekî Sultân ü makbûlü’l-eser
Nâm u bünyâdı mu‘azzez mu‘teber
Kâdir-i mutlak anı hıfzeylesün
Sıhhatine gelmesün aslâ zarar
‘Ömrünü dahi dırâz etsün anın
‘Ayilesin görmesün her dem keder
Çünki ihyâ etmeğe bu menzîli
Hâtif-i gayb eyledi ana haber
İltizâm etdi vücûd-ı pâkine
Bu makâma kılmağı hüsn-i nazar
Bir binâ yapdırdı kim dâim olur
Âb-ı hayâvân isteyenlere makarr
Suffesine vaz‘-ı mihrâb olub
Tâ‘at ehline kılındı mustakarr
Zîr ü bâlâsını tezyîn etmeğe
Cem‘ idüb lü’lü gibi mermer-i hacer
Hem behiştend-asâ miyâh-ı zülâl
Çevre-i mebnâ serv, çınar ile şecer
Gölgelerde şürb içün âb-ı hayât
Ekl içün ehl-i dile ve [e]hl-i şükr
Olsa dâimî ‘aceb mî târîhi
Çeşmede âb-ı revân olmak meğer
Sene 1054
Günümüz Türkçesi:
Haseki Sultan’ın kabul görmüş eserleri
Namıyla yaptırdığı binalar muteberdir hem de kıymetli
Allah Teâlâ onu korusun
Sıhhatine asla zarar gelmesin
Valide Sultan’ın ömrünü de uzun etsin
Ailesi hiçbir zaman keder görmesin
Bu mekânı ihya etsin diye
Gaipten bir ses haber verdi kendisine
Ortaya koydu bütün pak varlığını
Buraya çekmek için güzel bakışları
Yaptırdı bir bina daima kalsın diye
Dinlenme yeri olsun hayat suyu isteyenlere
Mihrap konuldu namazgâhına
Namaz kılma yeri yapıldı ibadet ehline
Yukarıdan aşağıya süslemek için burayı
Topladı inci gibi mermer taşını
Tatlıdır suyu hem cennet gibi
Çeşmenin çevresine servi, çınar ve ağaçlar dikildi
Gölgelerde hayat suyundan içmeleri için
Hem gönül ehli ile şükür ehlinin yemesi için
Hayret edilir mi tarihi daima kalsa?
Her zaman çeşmede akarsu olsa
Sene H. (1054) M. (1644)
Müsenna yazı: Sözlükte “iki kısım veya iki parçadan oluşan, ikili, iki katlı” anlamındaki müsennâ kelimesi terim olarak “düz istifli veya girift, çift ve karşılıklı şekilde yazılmış yazı, aynalı yazı” demektir. Soldaki ikinci kısım sağdaki asıl yazının ters şeklidir. Kaynaklarda müteâkis, mütekâbil, mütenâzır, tev’emân adlarıyla da geçen bu tarz yazı Hakkında İbnü’n-Nedîm “te’im” (bir karında iki çocuk) kelimesini kullanır.
*Bu beyit günümüzdeki kitabede: “Olsa dâimî ‘aceb mî târîhi” şeklinde bulunmaktadır.







Yorumlar