Edebi-Tarihi

İki Dost

0

Daima şiir mûsikîye, mûsikî de şiire birbirinden kopmaz şekilde bağlı kalmışlardır. Güfte şairleri şiirlerini mısralar halinde yazıyor, her bir mısraını, zengin bir âhenk halinde lisânı ile nağmeleştirdikten sonra bestekâra teslim ediyordu. Bestekâr da, bu şiirleri alıyor, kabına sığmayan ilhâmıyla ses ve âhenk dünyasında ölümsüzleştiriyordu.

Çünkü mûsikîşinaslar da şiirlerdeki inceliklere vâkıftılar. Pek çok bestekârımız şairdir. Hatta içlerinden divan yazmış olanları vardır. Onlar saray ve şairler meclisinin aranılan, sevilen ve saygı duyulan zarif müdavimleri arasındaydılar.
Sosyal hayatımızın içine girmiş, duygu ve düşüncelerimizi zenginleştiren tasavvufu, şarkılarında işliyorlardı. Edebi sohbetlerde şiir ve mûsikî hep birlikte yürüyordu. Hatta şiirler bugün unutulmuş belirli mûsikî makamlarıyla hep bir ağızdan koro hâlinde okunuyor, o meclisin içerisinde şiir mûsikî ile âdeta vücut buluyordu.

Milletimiz, şiir ve mûsikîyi her zaman bir arada, her zaman elele, nerelerde görmedi ki; hayata gözlerini açmanın verdiği mutluluğu haykıran ilâhilerde, ayrı bir mürüvvet günü olan sünnet törenlerimizde, dini heyecanlarla sarsıldığı câmilerimizde, düşmana aman vermeyen savaş meydanlarında, zafer ve fetih günlerimizde, dini ve milli bayramlarımızda, mevlidlerde, hayata veda ederken sonsuz bir rahmet deryası halinde kulaklarda yankılanan ilahî sözlerin âhenginde, hep onları bir arada, iç içe, gördü ve sevdi hayatı boyunca onlarla yaşadı. Mutluluğu onlarla duydu, üzüntülerini gözyaşlarını onlarla paylaştı; onlarla güldü, onlarla ağladı. Mûsikî şiirsiz, şiir de mûsikîsiz yaşamadığı gibi milletimiz de hiçbir zaman bu iki cevhersiz yapamadı.

Yazımızı, kıymetli bir büyüğümün güzel görüşleriyle tamam edelim:
‘’Mûsikî ile edebiyat, şâirle bestekâr, birbirinin kolundan çıkmayan sevgililere benzerler. Mûsikî tarihi tetkik edilecek olursa; bu iki sevgiliden bazen birisinin, bazen de diğerinin geride kaldıkları vâkidir; amma ayrılıkları vâki olmamıştır. Şurası muhakkak ki, bir memleket mûsikîsinin kalkınabilmesi, hatta durabilmesi için, mûsikî kültürü ile edebi seviyenin bağdaşması, yekdiğerine gönül birliğiyle sarılıp kucaklaşması lâzımdır.‘’

Gerçek şiir, her şeyden önce kelimelerle söylenen ilahi bir mûsikîdir. Her şiir mısraı, bir mûsikî cümlesidir. Yeryüzünde, nesilden nesile miras kalan ve hâfızalarda sönmeyen her şiir mısraı, bu büyük şansını, böyle bir mûsikî cümlesi hâlinde söylenmesine borçlu olacaktır.

Muhammedî Nurun Yolculuğu

Önceki içerik

Renklerin Gücü

Sonraki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv