Sümbül Sokak

Kaygı ve Kavrayış

1

Herkese merhaba,

Bu ay adımlarımızın sıklaştığı, kalabalık arasına karıştığımız, günlük rutinimizin günden güne “yeni normal” güncellemesi ile yinelendiği bir akışın içindeyiz. Bazılarımızın düzen, bazılarımızın değişiklik olarak baktığı yinelenen yaşam döngüsü içten içe bir korkuyu, kaygıyı beraberinde getiriyor. Geçmişimizden getirdiğimiz ve geleceğimize götürdüğümüz yaşadıklarımızdan kaynaklanan ve yaşayacaklarımıza yönelik kaygılar taşıyoruz.

Kaygının gerçeğe yöneldikçe değer ifade eden, bizi tamamlayan yönleri varken gerçekten uzaklaştıkça yıkıcı ve olumsuz yönleriyle hayatımızda yer edinen ve gerçekle bağımızı koparan bir tarafı da bulunuyor. Biz korkunun, kaygının, tasanın, çabanın, özenin, bir şey üzerine titremenin, bir değeri yaşatma eğiliminin ve bir iyiliği ortaya koyabilmenin, bir sorumluluğu yerine getirme tutumunun bizi tamamlayan yönlerini aldıkça onun gerçekle bağımızı kuracağına inanan bir iman, bir üslup ve bir hafıza ile donanmış kimseler oluruz. Bunun ne kadar farkında isek kaygılarımız o ölçüde bizim açımızdan yerli yerinde ve olması gerektiği gibi bir biçim kazanır. Nitekim takvadan, havftan ya da recâdan ne zaman söz açılsa aslında kaygılarımızın aynı zamanda bizi Allah’a ileten anlam düzeylerinden söz açılmış demektir. Bu yüzden kaygının ve bir değerin üzerine titremenin bizim açımızdan vazgeçilmez ve olumlu bir yönü vardır.

Kaygılarımız nesnelerle kurduğumuz değer ilişkileri ile sınırlı kaldığı sürece yahut kendi varsayımlarımıza dayanan ve daha çok statü odaklı algılarımızla anlaşıldığında bizim üzerimizde yapay bir korku ağı oluşturur. Bu ağ bizi önce kendimizden daha sonra Allah’tan veya farklı bir ifade biçimi olarak gerçeklikten koparır.

İnsanlarla ve nesnelerle kurduğumuz bağlarda ürettiğimiz yapay korkuların yükünü taşıyor olmamız, bunu kontrol edebilmek noktasında bir seçenek olarak karşımıza tüketim kültürünü  çıkardı. Kaygılarımız tüketim kültürünün bize dayattığı etkenlerle birleştiğinde adeta geri dönülmez bir kayıpla karşı karşıya kalıyoruz. Tüketim kültürü, baskılamaya asla yetemediği korkularımızın bu yapay içeriklerine yönelik kalıcı ya da uzun sürelere yayılmış olumsuz sonuçları bir bakıma endüstri düzeyine taşıyarak bizim bilincimizin derinliklerinde söz sahibi olabiliyor; böylece korkularımızın kolektif nitelik kazanmasıyla daha yıkıcı bir düşüş yaşıyoruz.

Peki ne yapmalı?

Bir kısır döngü içine düşmeden, sığlaşmadan, korkularımızla yüzleşmenin yollarını aramalıyız. Kendi kendimizi hem olanaklarımız hem aksaklıklarımızla tanımanın yollarını bulmalıyız. Bir açıdan bizi aşağı çeken eğilimleri görerek bir açıdan da bizi yukarıya iletecek çağrıları duyarak bize verilenler ile olmak istediklerimiz arasındaki ters orantıyı ya da “büyük açığı” kapatmak yolunda bir kımıldanma/çaba içinde olmalıyız.

Yapay korkuların bilincimizde açtığı derin oyukları kapatmak yalnız başımıza, kendi kendimize hem yapabileceğimiz hem yapamayacağımız bir etkinliktir. Dolayısıyla kaygılarımızı yönetebilmek açısından gerçekle irtibat noktasında kendimizle ilişkili yönleri görmemiz gerektiği kadar kendiliklerimizden oluşan toplulukla ilişkili yönlerini de görmemiz ve kendimizle insanlık bütünü arasındaki karşılaşmaların bizi yapaylıktan kurtaracak yönleriyle nitelikli meşguliyetler üretmeliyiz. Çabalarımız çarelerimiz olmalıdır, işlerimiz iyileşmenin vesilelerine dönüşmelidir, konuşmalarımız yeni kavrayışlara iletmelidir.

Tam da bu noktada sizi elbette sokakta gezinmeye davet ediyoruz. Hanelerimize misafir olun, bir çayımızı için. Birlikte kitap okuyalım, film izleyelim, dikiş dikelim, güzel yazılar seyredelim, her ilmek her harf üzerinde tefekkür edelim. Belki bu sohbetlerden birinin deminde kendimizle tekrar tanışır, olmak istediğimiz tarafa doğru bir adım daha atarız.

Hiçbirimiz güçlü pehlivanlar değiliz, fakat yolda olmaya niyetliyiz.

Sokak’ta buluşalım.

Kalplerin Huzuru

Önceki içerik

1 Yorum

  1. Sümbül sokakta gezindikçe güçlü pehlivanlar oluyoruz.

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir