Sosyal

Kuşun Ölümü

4

20 yıl önce Eminönü’nde.

Bir yaz günü öğleden sonrası. Seslerin, tatların, dükkanların neşesine, kendimi kaptırmış, Eminönü sokaklarında yürüyorum. Yeni Camii’nin önünde güvercinlere yem atanları izliyorum. Kimilerine göre Eminönü kuşlara yem atmak demek. Kuşlar kah kanatlanıyor; kah yere konup yem yiyor. Çocuklar kuşların arasında sevinç çığlıkları atarak koşturuyor. Yaşlı bir kadın oturduğu taburede yem tabaklarını hazırlıyor. Burada bir zamanlar yem satan amcayı hatırlıyorum. Her sabah buraya erkenden geldiğini söylüyordu. Güne ilk önce camiinin merdivenlerini yıkayarak başlıyordu. “Burası hem camii merdivenidir hem de ekmek teknemiz” diyordu. Akşam ezanına kadar her gün güvercinleriyle Yeni Camii merdivenlerinin önünde gününü geçiriyordu.

Şimdi arka sokaklardayım, her zaman sürprizler sunan arka kalabalık sokaklarda. Eski yarımadanın “yok yok olan” sokaklarında. Çıkmaz bir sokağa giriyorum ya da ben öyle sanıyorum. Bir hengame karşılıyor beni. Esnaf  bağırış çağırışla, gülüşmelerle yukarıda bir yere bakıyor. Bir dükkanın tentesinin üstünde bir kedi güvercine saldırıyor. Bunların ortasında çaresizlikle ve şaşkınlıkla kalakalmışken, güvercin kanlar içinde pat diye önüme düşüyor. Güvercini kucağıma alıyorum. Esnaf  “abla ne yapacaksın kuşu?” diye sesleniyor. Onlar için eğlence bitti. Ben bir kutu arıyorum, sonunda merhametli bir esnaf mukavva kutu bulup getiriyor. Elimde kutu, içinde kuş sahile, caddeye doğru koşuyorum.

-Taksi!

En yakına, Cihangir’de tanıdığım bir veterinere götürüyorum güvercini. Gözyaşlarım durmuyor. Taksi şoförü merak ediyor: özetliyorum.

Veterinerin kapısındayız birazdan haber verecekler. Şoför de dua ediyor benimle.

“Maalesef uyuttuk” diyor veteriner . “Kanadı kırılmıştı yaşaması zordu!”  Yol boyunca şoför arkadaş “üzülme abla” diyor “takdir-i ilahi”.

Takdir-i İlahi, takdir Allah’ındır. Küçük Zeyd’i hatırlıyorum. Umeyr adını verdiği kuşuna çok bağlı olan Zeyd’i. Efendimizin (s.a.s.) “Umeyr’in  babası Ebu Umeyr” diye seslendiği. Bir gün Zeyd’in kuşu ölmüştü de çok üzülmüştü. Kuşun öldüğü o günlerde Hz. Peygamber, Zeyd’in evine başsağlığına gidip onun saçlarını okşayarak yanağından öpmüştü. Efendimiz’in merhametini düşünüp teselli buluyorum. Biz kuş için başsağlığına giden bir peygamberin ümmetiydik aslında. Ama belli ki unutmuştuk.

Akşam kuşun hüznü içimde, yatağımın başucunda duran kitabı alıp kaldığım yerden okumaya başlıyorum. “Su üstüne Yazı Yazmak-Muhyiddin Şekur” Birkaç sayfa okuyorum ki karşıma çıkan sayfa “Kuşun Öyküsü” diye başlıyor. Bu bir tesadüf olabilir mi? Yoksa bu kederli halime bir şeyler mi söyleyecek?

“KUŞUN ÖYKÜSÜ:
Cuma namazına gidiyordum. Yol boyu bir taraftan haftanın olaylarını gözden geçirirken, arabamın burnunu yolu kestirmek için sık sık saptığım dar bir sokağa çevirdim. Önümde bir araba daha gidiyordu fakat birden bu arabanın çarptığı kuşun tekerleklerden birinin yanına çırpınarak düştüğünü fark ettim. Aramızda yeterince mesafe olduğu için araba geçtikten sonra kuşun yol ortasındaki çırpınışını da rahatlıkla görebilmiştim. Namaz neredeyse başlamak üzere olduğu için bir an durup durmamak da tereddüt ettim. Vicdanımın sesine kulak asmadan, yol ortasında çırpınıp duran kuşu geçip yoluma devam ettim. Fakat kuşu geçer geçmez; geri dönmem gerektiğini düşündüm. Geri dönüp bu dar sokağın yamacına tırmandım. Kuş hala oradaydı. Arabayı bir kenara park edip ona doğru yürümeye başladım. O sırada bir başka kuş  gelip yaralı arkadaşının başında beklemeye başlamıştı. Beni görünce yakınındaki bir ağaca doğru uçtu. Şaşkına dönmüş halde, kuşun önünde durup olanlara mana vermeye çalıştım. Birkaç saniye boyunca, ince bir rüzgar ıslığı ve olanları izleyen bir köpeğin havlaması dışında her şey sustu. Olanları ağaca konan kuş da seyrediyordu. Bu arada havlamalarda şiddetlendi köpek sanki bir şeyler demek istiyordu:
“-Neden orada  gelmiş duruyorsun ki? Kuşcağızı yoldan alıp bir şeyler yapsana!”
Yaralı kuşu avucuma aldım ve oradaki ağacın dibine yumuşak bir yaprak öbeği üzerine koydum. Geriye dönüp kuşa yardım etmekten büyük bir memnunluk duymuştum.
Cemaate dahil olduğumda hutbe bitmek üzereydi. Belki de ben o günkü hutbemi o küçük kuşun halinden aldım diye düşündüm. Gerçekten arada bir bağlantı olabilir miydi? Her nasılsa bana her şey birbiriyle bağlantılıymış gibi geliyordu.”1

Kitaptaki okuduklarım ve yaşadıklarım arasında bir bağlantı olduğunu fark ediyorum ve okumayı merakla sürdürüyorum :

“……. kuş olayının sırları çözülmeye başladı. Feridüddin Attar’ın, Şeyh’in bütün müritlerine tavsiye ettiği kitabı Mantıku’t Tayr’ı elime aldım. Simurg’un menziline giden yolun meşakkatlerinden ötürü nedamet getiren Dudu kuşunun konuşmasına kadar geldim. O da ‘kederli bir yüz’le ‘takatten kesilmiş’ halde huzura gelip özür dileyince, Hüdhüd kuşu ona da bir sürü dil döktü. Ancak Hüdhüd’ün söyledikleri arasında bir şey vardı ki beni ta kalbimden vurdu: ” Yolda kederler içinde çırpınıp durmaktansa, Sevgili yolunda canını hepten vermen daha iyidir. Yol üzerindeki yaralı kuş aslında bendim. Dersimin ilk parçası netleşiyordu: Dünyanın değil, mananın peşinde ölmelisin. Bu yoldaki arayış, bizi belki de Şeyh Attar’ın öyküsündeki kuşun ölümü ile eş bir ölüme getirecekti:
Kendi kendimizde ölmedikçe, adımız başka bir kişiyle ya da şeyle anıldıkça bize hürriyet yoktur. Bu yol, başını başka yaşamaklara vermişlerin yolu değildir “2

Tüm bu yazılanları okuduktan sonra o gün yaşadıklarımın anlamını bulmaya çalışıyorum. Muhyiddin Şekur’un de yazdığı gibi hiçbir şey tesadüf olamazdı, her şey birbiriyle bağlantılıydı.

Bugün önüme yaralı bir güvercin düşmüştü. Kim bilir belki de bu yaralı kuş bendim. Peki ya kuşların kılavuzu, bilge kuş Hüdhüd kimdi ve neredeydi?

 

Kaynaklar:
1 Şekür, Muhiddin, Su Üstüne Yazı yazmak, Sufi Kitap,2019 ,s. 75  
2 Şekür, Muhiddin, Su Üstüne Yazı yazmak, Sufi Kitap,2019 ,s. 76  

Binnur

Madde 10: Sıfatlar Kur’an ve Hadiste Belirtilen Şekilde Bilinir

Önceki içerik

4 Yorum

  1. Harika bir yazı. Hiç bir şeyin tesadüf olmadığını merhametimden utandığım bir anda karşıma çıkarışıyla bir kez daha yaşatarak öğreten Rabbimizin şanı çok yüce…

  2. Cok guzel cok zarif allah razi olsun💚

  3. İnanamayacaksınız ama dün bahçemizde kanadı kırık güvercin yavrusu vardı.Uçma hamleleri başarısız olmuş bizimkinde. Yıkadım, kuruttum veterinere götürdüm veteriner almadı. Doğal hayatı korumadan gelmediler. Marmara Ereğlisi Emniyet Müdürlüğüne gittim. Komisere teslim ettim.Belediye veterineri onlar derse bakar diye.Komiser öyle güzel davrandı ki dün zabıtalara teslim etmişler. İyilik halkasına kaç kişi bulaşıyor.Yıllar önceki yazınız ile dün yaşadıklarımın çakışması da tesadüf olabilir mi?

  4. Çok etkileyici ruhuma hitap eden bir yazi elinize sağlik👏👏👏👏👏👏👏

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv