Âb-ı Hayat

Râzı mısın!

0

Gün içinde sürekli düşüncelerime çarpan bir söz var: “İnsanların çoğu Allah’tan razıdır, ama Allah’ın fiilinden razı değildir.” Durur durur düşünürüm bu gördüğüm fiilden razı mıyım? Gerçekten mi? Her hâlime elhamdülillah diyebiliyor muyum? Diyemiyorum. Bari sabredenlerden olmayı denesek?

Suheyb (r.a.)’tan rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyur­maktadır:

“Mümin kimsenin işine şaşarım. Gerçekten onun bütün işleri hayırdır. Bu müminden başka hiç kimse de yoktur. Kendisine bir iyilik isabet ederse verdiği ­ nimetten dolayı Allah’a şükreder. İşte bu, onun için bir hayır olur. Bir sıkıntı isabet ederse buna karşı sabreder. Bu da onun için bir hayır olur.

El-Hamîd (c.c.) ismi hakkında düşünmeye ve âlimlerin izlerini takip etmeye devam ediyoruz.

Kaynaklarda hamdin üç ayrı şeklinden bahsedilir.
Birinci şekli hamdin beşerî (avam) halidir, bu halde olan kişi kendisine sadece nimet verildiğinde hamd eder.

Aklın hamdi ise, kişinin hâli ve amelidir ki bu âlimlerin hamdidir.  Âlim kişi, Allah Teâlâ’nın bir şeyi vermemesinin de nimet olduğunu bilir. Hatta bir şeyi ondan alması da nimettir. Âlim olan bilir ki Allah (c.c.) bir şeyi alırsa kişiye muhakkak kendisi için daha hayırlısını verir. Biz hayrın nerede olduğunu bilemeyiz, yalnız Allah bilir.   

Üçüncü hamd hâli ise Rabbanî hamddir. Bu ise ârifin hamdidir. Bu makamda kişi verilen nimete hamd ettiğine de hamd eder. Hamdi, Allah’ın bir nimeti bilir, kendisine hamd etme nimetini veren Allah’a bunu yerine getirmekte kendisini kullandığı  için de hamd eder.

El-Hamîd (c.c.), hamdi kendisine öğreten olmadan önce hamd edebilen demektir. Bunu da hakkı ile yapabilen ancak Allah’tır (c.c.). Hazret-i İmam Gazzâlî’nin ifâdesi ile inancı, ahlâkı ve diğer davranışları övgüye lâyık olan kimse hamîd niteliğini taşır. Hamîd niteliğini en kâmil olarak açığa çıkaran, en mükemmel şekilde yaratılmış olan Efendimiz Hz. Muhammed’dir (s.a.s.), sonra ona yaklaşan peygamberler, velîler ve âlimlerdir.

Efendimiz’in (s.a.s.) isimleri içerisinde bulunan  harflerden (محمد) türetilen kelimelere baktığımızda en çok hamd kökünden türeyen isimler ile isimlendirilğini fark ederiz: Muhammed (çokça övülmüş olan) , Hamîd (öven olmasa da övgüye layık olan) , Mahmûd (öven övdüğü için övülen), Ahmed (övülmüş) (s.a.s.). Efendimiz’in (s.a.s.) kıyamet günü müminlerin altında toplanacağı sancağının adı Livau’l-Hamd’dir.  Demek ki hamdi ve el-Hamîd olan Allah Teâlâ’yı (c.c.)  nereden öğrenmemiz gerektiğini de sadece işaret edilen isimlere bakarak dahi anlamamız mümkündür.

Hamîd isminin geçtiği, günlük kullanımlarımız arasında “en kıymetli salavat” olarak zikredilen ve her namazda da okuduğumuz salli-barik duaları vardır. Bu salavat-ı şeriflerin sonundaki “hamîdün mecid” ifadesi “övgüye muhtaç olmayacak şekilde ulu olan” mânâsına gelir. Salavat-ı şerifelerin bu şekilde tamamlanması  bize Efendimiz’i (s.a.s.) hakkıyla anlayıp salât ve selam getiremeyeceğimizden dolayı bunu da Allah’a tefviz (işi Allah’a bırakma) etmemizi hatırlatmıyor mu?

Peki hamd neden bu kadar önemlidir? Kur’an-ı Kerim’de bize hamd nasıl bildiriliyor?

İlk adımda kendisine işaretle Hicr suresi 87. ayette “size tekrarlanan yediyi ve yüce Kur’an-ı verdik” buyurulduğu üzere  Fatiha Sûresi’ne bakalım. Bu surenin ismi tıpkı Kur’an-ı Kerîm’i açan bir anahtara benzetilerek Fatiha olarak belirlenmiştir.  Ayetin girişi “Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemîn” dir.

Bu ifade daha sonra bir çok ayette geçer. Mesela cennet ehlinin halinden bahsederken, orada (cennette) kulların dualarının sonunun  «Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemîn//Hamd Allah’a mahsustur.»  (Yunus, 10/10) olacağından bahsedilir.

İnfak edenlerin halinden bahsederken, verebildiğine şükreden kulların, yani hamde hamd eden kulların halinden bahsederken de kullanılmıştır:
Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur (Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemîn), fakat onların çoğu bilmezler. (Nahl, 16/75)

Her nimetin Allah’tan geldiğini fark eden kulların tutunması gereken tavrı anlatırken de kullanılmıştır:
Andolsun, eğer onlara, “Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?” diye soracak olsan, mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur.(Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemîn)” Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar. (Ankebut, 23/63)

Melâikenin de zikrinin bu olduğu, bu kelimenin Allah’ın bir lutfu olduğunu açıklanırken de kullanılmıştır:
Melekleri de, Rablerini hamd ile tesbih edip yücelterek Arş’ın etrafını kuşatmış halde görürsün. Artık kulların arasında adaletle hüküm verilmiş ve “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur (Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemîn)” denilmiştir. (Zümer, 39/75)

Tüm bu örnek mahiyetinde zikrettiğimiz ayetler her halimizde ve özellikle de yakarışımızda  kullanmamız gereken yegane duanın Elhamdülillah olduğunu öğretiyor:
O diridir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O halde sadece Allah’a itaat ederek (samimi olarak) O’na ibadet edin. Hamd, âlemlerin Rabbine mahsustur. (Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemîn)  (Mümin, 40/65)

O zaman bize lutfedilen bu mükemmel kelimeyi Allah’a niyazımızı arz etmeden önce bir kez olsun nankörlüğümüze kefaret olarak söyleyelim. Diyelim  ki Elhamdülillah…

Yakarış…

Allâhümme salli ‘alâ Muhammedin ve ‘alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte ‘alâ İbrahîme ve ‘alâ âli İbrahîm. İnneke hamîdün mecîd.

Elhamdulillahi rabbil alemîn…

El-Hamîd olan Allah’ım. Bizler seni hakkıyla bilemez, hiçbir nimetinin hamdine eremeyiz. Ancak sen kendini hakkı ile hamd edersin. Aciz biçare kullarına mağfiret et. Bizleri lutfunla, kereminle ihlası giydirdiğin kullarından eyle. Sana kul, Efendimiz’e hâlisâne ümmet olabilmeyi nasip eyle, bunu bize kolaylaştır. Efendimiz (s.a.s) senden neyi istiyor ise onu senden istiyor; neyin şerrinden sana sığınıyor ise ondan da sana sığınıyoruz. İlahî maksadımız sensin, talebimiz de ancak senin rızanı kazanmaktır. Bizleri razı bulduğun ve razı olduğun kullarından eyle.

Allâhümme bârik ‘alâ Muhammedin ve ‘alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte ‘alâ İbrahîme ve ‘alâ âli İbrahim. İnneke hamidün mecîd.

Biyobozunur mu?

Sonraki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv