Kültürel

Son Tekmil

2

“1972’de bir gün ajansa geldiğimde bir telgrafım olduğunu söylediler. (Kudüs’teki) Rehberden gelen bir tek cümle yazılıydı: Mescid-i Aksa’yı bekleyen son Osmanlı askeri bugün öldü.“

Telgrafın tellerine bugün kuşlar kondu. Konması ile uçması bir oldu. Gönüllerimizin hüzünle boğulduğu gün bugün.
Birinci cihan Harbini kaybettiğimiz gün, Kudüs’ü kaybettiğimiz gün…

Ben, 20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan’ım. Emir ve görüşlerinize hazırım. Emret komutanım.  Son tekmilimiz ve kol ağamız (önyüzbaşı) her zamankinden sessiz ve cılız bir sesle…

Aslanlarım, devletimiz müşkül vaziyettedir. Şanlı ordumuzu terhis ediyorlar, beni İstanbul’a çağırıyorlar. Gitmem gerek, gitmezsem mütareke emrini çiğnemiş, emre itaatsizlik etmiş olurum. İçinizden isteyen memleketine avdet edebilir, ama beni dinlerseniz sizden tek isteğim var: Kudüs bize Sultan Selim Han Hazretleri’nin yadigârıdır. Siz burada nöbeti sürdürün. Sonra halk ‘Osmanlı da gitti, bundan sonra bizim halimiz nice olur’ demesin. Fahri Kâinat Efendimiz’in ilk kıblesini Osmanlı da terk ederse gavura bayramdır. Siz, İslam’ın şerefini, Osmanlı’nın şanını ayaklar altına aldırmayın.” dedi.

Bizim artçı bölük 53 neferdi. 53 aslan. 53 aşık. 53 nöbetçi.

Biz 53 nefer, bu aşk ve emir ile Kudüs’te nöbetteydik. Gözümüz ufukta, gönlümüz Anadolu’da bir gün şanlı ordumuz tekrar gelecek ve muzaffer olacak diye nöbetteydik. Uzun uzun yıllar ardını kovalar oldu. Buralarda, barış da uçup gider oldu. Bu gözler neler neler görür oldu. 8. Bölük zamanla yaprak döker oldu. Teker teker düşer olduk Kudüs’ün bağrına. Bize ana kucağı, vatan olan bu topraklar ecelimiz gelince yüzümüzü örten nikab oldu. Düşman değil de yıllar biçti geçti bizi. Son nefer ben kaldım. Biliyorum ordumuz dönecek geriye. Bekliyorum. Bir ben, koca Kudüs’te bir Onbaşı Hasan.

Derken; yıl 1972. Aylardan Mayıs, günlerden Cuma. “12 bin şamdanlı avlu” nun önünde nöbetimin başındaydım. Bir çift meraklı gözün bana baktığını hissettim. Ya meczup sandı ya da deli veyahut da fakir fukara, guraba… Dış görünüşümden öyle sanması çok yerindeydi. Bana doğru yaklaşıyordu. Kafamı kaldırdım göz göze geldik. İhtiyarlıktan gözlerim açılmıyordu ama hayal meyal gördüm işte. Duruşu, siması, hali tanıdık birisiydi. Sanki bizim oralardan bir ses. Anadolu kokuyordu çehresi. Yanında takım elbiseli adamlara inat içtendi, bizdendi. O’nun anlatımıyla;

“Kudüs Kapalı Çarşısı’nda rüzgâr gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescid ül Aksa’nın önüne kavuşturur. Miraç mucizesinin soluklanıldığı ilk kıblemize yani… Hemen oracıkta, ilk avlu vardır ki, hâlâ bizim lâkabımızla anılır. “12 bin şamdanlı avlu” derler oraya. Yavuz Selim 30 Aralık 1517 Salı günü Kudüs’ü devlete katmıştır da, ortalık kararmıştır. Yatsı namazını o avluda kılar. Kendisi ve bütün ordu beraber. Şamdanları yakarlar. Tam 12 bin şamdan… O isim oradan kalmadır. Sekiz on basamaklı geniş merdiveni adımladınız mı, o mukaddes Mescid’in bağdaş kurduğu ikinci avluya ulaşırsınız.”

Adı İlhan’mış. Türkiye’den gazeteci heyeti ile gelmişler. İhtiyar kalbime bir umut doğdu. Bir çerağ uyandı. Nefesimin kesileceğinden korktum. Emaneti teslim etmeden gitmekten korktum.
Yanıma yaklaştı;
“Selâmün aleyküm baba.” dedi.

– Ve Aleyküm selâm oğul… Türkçemin arı duru oluşundan şaşırdı. Dondu kaldı. Ellerime sarıldı.

– Kimsin sen, baba? diye sordu.

– Ben, Kudüs’ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı bölüğünden… devamını getirebilmek için yutkundum. Sesimin titremesine engel olamadığıma hayıflandım. Durdum, içimde hasretimi mi yoksa kaybetmişliğimizi mi bastıracağımı şaşırdım ve devam ettim;
– Ben, o gün buraya bırakılmış 20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan’ım… Ellerime bir kez daha davrandı.
– Sana, bir emanetim var oğul. Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim eden mi? diye sordum.

– Elbette, dedi. Buyur hele…

– Memlekete avdetinde yolun Tokat Sancağına düşerse… Git, burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (Önyüzbaşı) Mustafa Efendi’yi bul. Ellerinden benim için bûs et (öp). Ona de ki… Gönül komasın. Ona de ki, “11. Makineli Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır.
Tekmilim tamamdır kumandanım, dedi” dersin…

– Tamam baba, dedi. bir taraftan gözyaşlarını gizliyor, bir taraftan da not almaya çalışıyordu. Anladım, yüreği düğüm düğüm oldu. Nasırlı ellerime sarıldı sonra öptü öptü. ‘Allah’a emanet ol baba’ dedi.

-Sağ olasın oğul. Bizim için dünya gözü ile o mübarek Anadolu’yu görmek mümkün değil. Var, sen selam götür tanıdık tanımadık herkese, dedim.

65 Yıllık unutulmuşluğa gönül koymak ne ola ki? Hele kaldı ki devlete küsmek. Haşa! Bu vatana canım feda. Vazifeyi de aziz bilmişiz, toprağımızı da.

İlhan evladım buralardan giderken yanındaki rehberlerden birine sıkı sıkı tembih etmiş. Adresini bırakmış, bir ihtiyacım olursa habersiz kalmamak için. O günden sonra halimi hatırımı soran çok oldu. Allah razı olsun. 1917 den 1982 yılına kadar geçen her anımda dilimde duam, kalbimde umudumla bekledim bu kapıyı. Elhamdülillah. Tanıdık tanımadık herkese Kudüs’ü bekleyen, Mescid-i Aksa’da nöbet tutan tüm neferlere, derdimiz ile dertlenen, gözüne uyku girmeyen bacılara, bir tebessümle can veren şehitlerimize, herkese selam olsun.

Merhum İlhan Bardakçı bu hatırasını, TV’de anlattığında zamanın genelkurmay başkanı onu arar ve bu aziz askeri bulmak için aracı olmasını ister. Bardakçı sonra şunları yazar: Hasan Onbaşı bizdendi… O halde unutulmak kaderi idi. Öyle de oldu zaten. Aramadık ki, bulalım. Bulunamazdı zaten. O ki, göklere baş vermiş bir ulu servi idi. Ve bizler ki, başımızı kaldırmış olsak bile, uzandığı feza ufkuna yetişemeyecek cılız otlara dönüşmüştük. Biz, sadece unuturduk. Unuttuğumuz diğerleri gibi o nöbet noktasındaki elmas mânâyı da unutmuştuk…

R.T.
Her şey hikayeyken bizde kendi hikayemizin peşine düşmüş bir yolcuyuz.

Bir Osmanlı Güzelliği: Surre Alayları

Önceki içerik

2 Yorum

  1. offf… kelimeler düğüm düğüm.

  2. Aahh içimizi yakan kor durur orada, tâ ki…

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv