Kalp, Allah’ın evidir; ancak günahların kiri, modern dünyanın gürültüsü ve bitmek bilmeyen haz arayışları sebebiyle bu ev bazen dağılır. Göğsümüzde hissettiğimiz o sebepsiz sıkıntı, ruhumuzu kuşatan o darlık aslında bir öze dönüş çağrısı olabilir.
Öncelikle kapak tasarımı ve ismiyle dikkatimi çeken eser, Yasin Taçar’ın kaleminden yakın zamanda okuyucuyla buluşmuş. Risale formunda yazılan bu eser; tek bir temayı ayet ve hadisler ışığında ele almış, büyük âlim ve mutasavvıfların sözleriyle zenginleştirilmiş. Dili sade ve akıcı olan eserin hacmi küçük olmasına rağmen okurda bıraktığı etki oldukça büyük. Günümüz insanının belki de en önemli sorunlarından birini konu alıyor: Göğsümüzün daralması.
“Kalbin sebepsiz yere sıkıntıya girmesi diye bir gerçek yoktur, sebep ortadadır ama kul bunun farkında değildir.”
Bazen sebebini tam olarak tespit edemediğimiz, somut bir neden bulamadığımız için de izah etmekte zorlandığımız haller yaşarız. Sonra bir söz işitir veya bir cümleyle karşılaşırız. Belki daha önce defalarca bu cümleyi duymuş hatta birçok eserden okumuşuzdur ama o an tesir eder, o an kalp âlemimizde vücut bulur. Anlamlandırmakta zorlandığımız olayların da açıklayıcısı olur bu söz. Ve Bazen Göğsümüz Daralır tam olarak böyle hissettiren, aslında aşina olduğumuz fakat üzerinde çok düşünmediğimiz birçok şeyi bize tekrar hatırlatıp bunu bir ilaç gibi okuyucuya sunan bir eser.
Medeniyetimizde kalp ve halleriyle ilgili eserler verilmiş, âlimlerimiz bu hakikatlerden bahsederek asırlarca bize rehber olmuşlar. Ancak değişen zamanın etkisiyle bu eserleri okurken bahsedilen durumları kendi dünyamıza uyarlamakta ve bu sözleri kavramakta zorlanabiliyoruz. Özellikle daimi olarak görsel ve işitsel uyaranlara maruz kaldığımız bu çağda içinde bulunduğumuz durumu tespit etmekte zorlanıyoruz.
Dedelerimizin meşguliyetlerinin, dertlerinin birçoğu günümüz insanına yabancı geliyor. Bu da devayı ararken farklı yerlere savrulmamıza sebep oluyor. Ancak ifade ediş tarzımız, içerisinde bulunduğumuz ortamlar değişse de onlarla benzer süreçlerden geçtiğimizi anladığımızda, yol bizi onların tecrübe ettiği aynı hakikate çıkarıyor. Sonra da kendimizi bu zatların muhabbetle fısıldadıkları sözleri dinlerken buluyoruz. Özetle birçok şey sureta farklı görünse de dert aynı.
Kitabın en güzel tarafıysa yazarın sözlerini geleneğimizden ilhamla, günümüz insanının şartlarına uygun ve anlayacağı şekilde ifade ederken bir köprü işlevi görmesi. Bununla birlikte bizi dermanı arayacağımız asıl kapıya sevk edip kadim geleneğin özüne bağlaması.
Belki şimdiye kadar üzerinde hiç düşünmeyip bizi nereye savurduğunu fark etmediğimiz fiillerin, gönlümüzde oluşturduğu tahribatı satırlar arasında derinden hissediyoruz. İlk dönem sûfilerinden Abdullah b. Hubeyk de “Uzun süre batıl ve boş şeyleri dinlemek, kalpten Allah’a taatin tadını yok eder.” demiştir.
Yazar, göğsümüzün daralma sebeplerini tövbe edilmemiş günahlar, vesvese, görünür olma arzusu, endişe ve rıza gibi toplam on üç başlıkta inceliyor. Her birini okurken kendimize ait bir şeyler bulup içinde bulunduğumuz durumu tespit edebiliyoruz, bununla kalmıyor tedavisiyle ilgili de bilgi sahibi oluyoruz.
Yazarın da ifade ettiği gibi kalbimizin daralmasının sebebi herkes için aynı olmayabilir. Ancak herkesin kendine özel, bambaşka şekilde ilerlemeye çalıştığı hayat yolculuğunda, burada bahsedilen sebeplerden biri ya da birçoğu muhakkak insanı etkiliyor. Eğer bu kitaptaki sözlere kulak verilirse okuyucunun gönlüne şifa olacağına hatta ara ara tekrar açıp okumak isteyeceğine inanıyorum.
Ve Bazen Göğsümüz Daralır, sizi “Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım, kalbimi dinin üzerine sabit kıl.” duasına sığınmaya davet ediyor.
Zehra Baran

Yorumlar