Merhaba sevgili okur, hangi duygularla bu yazıyı okumaya başladın bilemiyorum. Kıymetli vaktinden feda edeceğin birkaç dakikada anlaşıldığını hissetmen, bu kısa hayattaki yoldaşlığımızı fark etmen, yüzünde bir gülümseme ile buradan ayrılman için bu yazıyı kaleme alıyorum. Ve ayrıca yorum yapıp beğene dokunmaz ve bu yazıyı paylaşmazsan üç gün içerisinde hesabının ele geçirileceğini de bildirmek isterim. Şaka şaka 😊
Ne diyordum, evet. Belki seninle bir otobüste, yolda izde, bir alışveriş merkezinde (yok canım benim oralarda işim olmaz dersen belki kütüphanede) karşılaşmışızdır. Belki birbirimizi kalabalığın bir parçası olarak görüp engel olarak nitelendirmişizdir. Geçenlerde zaman zaman kendimi bu arabaların hepsi yok olsa hızla gideceğim yere ulaşsam, önümdeki insan ne kadar da yavaş yürüyor, ne kadar da sıra bekledik gibi düşünceler içerisinde buldum. Etrafımızdaki insanlar yok olsa nasıl bir hayatımız olurdu?
Mutlaka o tarz filmlere denk gelmişsinizdir. Uzaylı saldırıları, doğal afetler, doğal olmayan afetler, uçak kazaları, gemi kazaları, asla ama asla unutulmaması gereken zombi saldırıları sonucu nüfus azalmış tek tük insan kalmış hatta insanoğlunun nesli tükenmiştir de hani koca dünyada tek bir insan yapayalnız kalmıştır. Yukarıdaki soruların üzerine işte kendimi bu senaryoları hayal ederken buldum. Derdimi anlatabilmek adına sizler için aşağıdaki film sahnesini seçtim.
Türkçeye Yeni Hayat ismi ile çevrilmiş 2000 yapımı Cast Away filminin yönetmeni Geleceğe Dönüş filmleri ile tanınan Robert Zemeckis. Filmin, hayatının her bir dakikası program dahilinde ilerleyen bir modern zaman insanının uçak kazası sonucu mahsur kaldığı ıssız adada tek başına hayatta kalma mücadelesini anlattığını söyleyebiliriz. Sahnede kahramanın Wilson ismini verdiği top ile konuştuğunu görüyoruz. Yalnızlığı derinden hissettiren bu filmde ‘Wilson’, insanın arkadaşlık ve ilişki kurma ihtiyacını anlatan metafor olarak kullanılmış.
Yalnızlık, çoğu insanın zaman zaman tecrübe ettiği bir duygudur. Pek çok araştırmacının da ilgisini çeken bu duygu hakkında yıllarca detaylı çalışmalar yapılmış yalnızlığın çeşitleri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ben de bugün kısaca zorunlu yalnızlık ile gönüllü yalnızlığa değineceğim. Gönüllü yalnızlık; bireyin yaratıcılık düzeyini arttıran, ara sıra ihtiyaç duyulan bir yalnızlık çeşididir. İnsan kalabalıklar içinde de kendini yalnız hissedebilir. Yıkıcı olan zorunlu yalnızlığın, insanın etrafındaki insanların sayısı ile alakası yoktur. İnsanın anlaşılmaya muhtaç olduğunu belirten Psikiyatrist Kemal Sayar yalnızlığı anlaşılmamak, dünyaya bizim gözlerimizle ve kalbimizle bakan bir insanın bulunmayışı olarak açıklar. Zorunlu yalnızlığın bireysel nedenlerine baktığımızda insanların kendilerini yetersiz ve değersiz görmeleri, sosyal ilişki kurmada başarılı olamamaları, utangaç yapıları sebebiyle başkaları ile sağlıklı iletişime geçemediklerini söyleyebiliriz.
Malumaliniz insanlar tıpkı parmak izleri gibi biriciktir. Eşsiz bir yaratılış ile var olan insan, yine yaratılış icabı yalnız kalmak istemez ve huzuru tek başına yakalamakta zorlanır. Dünyada başka canlıların kalmadığını idrak eden insan yaşamaya tahammül edemez. Üzüntüsüne, neşesine, başarısına, çeşitli hallerine şahit arar insan. Yalnızlığı deneyimlemiş insanlar ne anlatmak istediğimi anlamıştır. Herkes için durumu somutlaştırmam gerekirse beyin görüntüleme çalışmaları ile de görülüyor ki insanın reddedildiğinde ve fiziksel bir acı çektiğinde aynı beyin bölgesi aktif oluyor. Reddedilmek, toplumdan dışlanmak insanda adeta fiziksel bir acı uyandırıyor.
Yalnızlık duygularını kabul edebilmek, kendimizi ve başkalarını suçlamadan bu duyguları yönetebilmek, problem çözmenin yollarını bulabilmek, birbirimize muhabbet dolu gözlerle bakabilmek elbette yalnız hissetmenin vereceği zararları hafifletmeye yardımcı olacaktır.
Son olarak bir insana yakın olmak onu her haliyle görme cesaretine sahip olmaktır belki de. Çünkü bu esnada yabancılar için takılan maskeler düşer. Karşısındakinin acısını, yorgunluğunu, zorluklara karşı tepkisini görür ve tahammülsüzlüklerine şahit olur insan. Zor olan da bu ya, birbirini her haliyle görmeye, sevmeye, koşulsuz kabule ve hüsnü zanna devam etmek ve bunun yanı sıra birbirine muhtaç olan; anlaşılmaya, güvenmeye, güvenilmeye ve hatta bir şahide ihtiyacı olan insanın hata yapabilir olduğunu da kabul etmek. Güzel anlara, anılara sarılma vakti…
Birlik beraberlik coşkusuyla Ayşenurma Kıdemli Şehir İstanbul’dan bildirdi.

Hesabımız elegecirilecekmiş aman Allah’ım 🎞️😳🤯 Cook keyifle okudum. Bir gün bir İstanbul sabahında karşılaşmak dileğiyle 🚦😁😊☺️
Dinlemek gibiydi, dinlemeyi özledim 🙂 Bir etkinlikte, bu filme eşlik eden kitabımız “Bilinmeyen Adanın Öyküsü” oldu geçenlerde 🙂
İnsanın bazen tüm sevdikleri yanında, hayat şartları vs. oldukca güzelken de yalnız hissedebilir olduğunu düsünüyorum. Kalabalığın içinde yalnız hissetmek.. ( Allah kimseye sevdiklerinin eksikliğini hissettirmesin…) Böyle bir zamanımda aklım çok karışık ve kararsızken sana bişeyleri danışıp konuştuğumu anımsadım. O zaman iyi hissettiğim gibi, bu yazıyı okuyunca da sanki karşımda ve konuşuyormuşsun gibi hissettim Aysenurma ablacım🌿Yazılarının okuyanı, iyi hissedip yüzünde gülümsemesi olanları bol olsun.☺️
Yaratıcı yanlızlık olmasa birçok olumlu icat olmazdı. Herkesle ama hiç kimsesiz yaşamak ta sağlıklı ruh halini besliyor. Kendi hayatımdan da biliyorum. Emeğinize saglık. Selamlar.
Sanki yanlızlığa doğuyor güneş ve en çok en yanlız anlarımızda aslında yanlız olmadığımızı hissediyoruz..