Âb-ı Hayat

Ahde Vefa

5

“Cümle onun dostluğuna adına
Bunca izzet kıldı Hak ecdâdına”
(Allah O’nun (s.a.s.) atalarına bunca ululuğu
hep O’nun (s.a.s.) hürmetine bağışladı.)

“Ceddi olduğıyçün onun hem halil
Nârı cennet kıldı ona ol Celîl”
(İbrahim Halilullah, sırf O’nun (s.a.s.) atası olduğu için
Allah O’na ateşi gül bahçesi (cennet) eyleyiverdi.)

Kur’an-ı kerimde buyrulur ki; “Biz daha önce İbrâhim’e doğru düşünme yeteneği vermiştik. Biz onu biliyorduk. O, babasına ve kavmine, “Şu kendilerine tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor?” diye sormuştu. Onlar da “Atalarımızı bunlara tapar bulduk” diye cevap vermişlerdi. İbrâhim, “Doğrusu siz de atalarınız da açık bir sapkınlık içindesiniz” dedi.” (Enbiya, 21/51-54)

Keldâni hükümdarı olan Nemrud putlara, yıldızlara, aya ve güneşe tapar, halkına da tapmalarını emrederdi. Nemrud bir gün rüyasında, gökte bir nurun parladığını ve onun güneş ile ayın nurunu söndürdüğünü gördü. Başka bir ifadeye göre ise, rüyasında bir kişinin gelerek kendisini tahtından indirip yere çarptığını görmüştü. Uyanınca telaşlandı ve zamanın rüya ilmiyle uğraşan kişilerini sarayına çağırarak rüyasını onlara anlattı. Onlar da;

“İbrahim adında bir erkek çocuk dünyaya gelecek. O yeni bir din getirecek, o dini getiren kimse de senin tahtını yerle bir edecek. Ona karşı tedbirini al.” dediler.

Bu duruma engel olmak için Nemrud,  halkı içerisinde yeni doğan tüm erkek çocuklarının hayatına son verilmesini emretti. O sıralarda Hz. İbrahim’in annesi ona hamileydi. Doğduğunda Hz. İbrahim’i korumak için gizlice bir mağaraya yerleştirdi. Annesi arada bir fırsat buldukça mağaraya gider onu emzirirdi. Bazen Hz. İbrahim’in parmaklarını emdiğini görürdü. Bununla ilgili kayıtlarda Cebrail’in Hz. İbrahim’in parmakları arasından yağ, bal, süt ve hurma şırası akıttığı söylenir.

Hz. İbrahim’in çocukluk evresi mağarada tefekkürle geçmiş, mağaradan çıktığında ise kainattaki eşyaları ve kendisini yaratan varlığı bulmak konusunda sorgulayıcı olmuş, tevhid inancında karar kılmıştır. Allah Teâlâ ona küçük yaşta hayrı ve doğru yolu bulma, doğruyu yanlıştan ayırma, hak yolunda sağlam ve sabırlı olma, yeteneklerini vermiştir. Allah, ona “Dostum” anlamına gelen “Halîlim” diyerek katındaki değerini göstermiştir. Yetişkinlik çağına geldiğinde ise teslim olduğu dininde peygamberlik görevi kendisine verildi ve her yerde yiğitçe hakkı anlattı. Halk giderek putlara, yıldızlara, aya ve güneşe tapmaktan vazgeçip Allah’a iman ediyorlardı. Bir gün Nemrud, Hz. İbrahim’i sarayına çağırttı. Hz. İbrahim korkusuzca Nemrud’un tüm inkarcılığına karşı çıkıyor, inancından vazgeçmiyordu. Nemrud öfkelendi ve onu yakmak için büyük bir ateş hazırlattı. Bir ay süren hazırlıklar bittiğinde halk ateşin başında toplandı. Hz. İbrahim ayakları prangalı ama ruhu Dostuna sevdalı bir hür olarak, teslimiyet, tevekkül, huşû, sükûnet ve sekînet içinde oraya getirildi. Allah Teâlâ’nın izni ile görevli melekler sırasıyla gelip, rüzgarların, suların, toprağın emirlerine verildiğini, eğer dilerse ateşi söndürebileceklerini söylüyorlardı. Hz. İbrahim ise bu meleklere:

“Dost ile dostun arasına girmeyin! O halimi biliyor. Rabbim ne dilerse ben ona razıyım. Kurtarır ise lütfundandır. Eğer yakar ise kusurumdandır. Sabredenlerden olurum inşallah!” diyerek cevap verdi. Allah Teâlâ onu bu tavrından ötürü Kur’an’da:

“Ahde vefa örneği İbrahim” (Necm, 53/37) diyerek övmüştür.

Allah Teâlâ ateşe: “Ey ateş! İbrahim’e serin ve selamet ol!” (Enbiya, 21/69) emrini verdikten sonra, Hz. İbrahim’in düştüğü yer bir anda gül bahçesine döndü ve orada tatlı bir pınar kaynayıp akmaya başladı.

Hz. İbrahim’in ateşten kurtuluşunun sebebi, Sevgili Efendimiz’in (s.a.s.) atası olduğu içindir, der Süleyman Çelebi. Hz. İbrahim’in ve diğer peygamberlerin bunca şerefli, ulu ve mucizevi hadiseleri yaşamaları ve kurtuluşları hep Resûlullah Efendimiz’in (s.a.s.) hürmetine olmuştur.

Aklı ihmal etmeden gösterilen vefa ve teslimiyet, insandaki ateşi bir gül bahçesine çevirebilir. Burada Hz. İbrahim ateşe teslim olurken kendini tedbirsizce bir felaketin içine bırakmış değildir. Akıl yoluyla Rabbi tarafından ona tüm ilimler öğretilmiş, Rabbini ve emirlerini bilmiş; akılla beraber duygularını da katarak düşünmüş ve böylelikle günümüz dilinde de kullanılan duygusal zeka kavramıyla anlayabileceğimiz bir davranış ortaya koymuştur. Onun Rabbinden emin oluşu hem akıl hem de kalp yönüyledir. Hz. İbrahim gibi diğer tüm peygamberler bugünün diliyle, “evrensel prototip” olabilecek yüce şahsiyetlerdendir.

Rabbimiz bizi ahde vefa gösteren, şuurlu kullarından eylesin. Resûlullah Efendimiz (s.a.s.) hürmetine, Hz. İbrahim’in ateşini gül bahçesine döndürdüğü gibi bizimde tüm sıkıntılarımızı feraha çevirsin. Âmin.

Sadeliğin İçindeki Zarâfet

Önceki içerik

Hz. Zeyd b. Hârise: Hıbbu Resûl

Sonraki içerik

5 Yorum

  1. Rabbim, Rabbim, bu işin, bildim neymiş Türkçesi
    Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi
    Necip Fazıl KISAKÜREK

    1. Üstad’dan çok güzel bir katkı sağladınız teşekkür ederiz. 🙂

  2. Amiiiinnn Allah’ım razı olsun Gönülleriniz sağlık Afiyet bulsun İnşaallah. Günümüze ışık tutan aydınlatmanız için ayrıca çok çok çok teşekkürler 🌹

  3. Amin. Güzel dualarınız hepimiz için olsun inşaallah. 🌹

  4. Amiinn

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv