Karanlık ve soğuk Tunay’ı sırtını duvara yaslayıp dizlerine sarılmak zorunda bırakmıştı. Arada sırada yalnızlığı birkaç fare tarafından bölündüğünde gürültü çıkarmanın en iyi çare olduğunu keşfetti. Bu da uykusuzluk ve başına çok yakın olan tavanın ardından gelen sert uyarıları beraberinde getirdi. Yine daldığı bir anda üzerine atılan yığının ağırlığıyla sıçradı.
Tıpkı atı gibi kokan kaba örtüye sarınırken üşümemesi için bunu ona gönderenin kim olduğu ya da sürekli etini yoklayan farelerin aniden ona olan ilgilerini kaybetmelerinin sebebini düşünemeyecek kadar yorgundu. Farkında olmadan derin bir uykuya daldı.
Günde iki sefer bırakılan su ve kuru ekmek için açılan tavandaki kapak ona hapsedilmelerinden beri beş gece ve beş gün geçtiğini söylüyordu. Hâlbuki bu sürenin bir ay döngüsü kadar uzun olduğuna dair gök üzerine yemin edebilirdi.
Kucağındaki birkaç lokmalık gömeci evirip çevirirken umutsuzluğun kapattığı iştahını, baba ile oğlunu eline geçirdiğinde yapacaklarının vaadiyle açmaya çalışıyordu. Bu esnada onu birkaç adım ötesindeki nehirden ayıran ahşap duvarda zamanın, yağmurun, güneşin etkisiyle oluşan aralıklardan sızan gün ışığını ve onun içinden geçen tavandan dökülen tozları süzdü.
“Orada olduğunu biliyorum korkak,” dedi Tunay.
Kattancula sadece “Nasıl?” diye sordu.
“Atan tepemde senin gibi sinsice dolaşmıyor.”
“Hiç de…”
“Sinsice değil madem orada sessizce oturacağına neden bir söylemedin?”
“Boday babam değil diyecektim.”
Tunay bir an ne diyeceğini bilemeyerek sustu.
“Atan değilse neden onun dediklerini yapıyorsun? Sen de o içgek kadar kötüsün demek ki.”
“Alçin dilinin bıçak gibi keskin olduğunu söylemişti.”
Tunay heyecanla “O iyi mi?” diye sordu.
Tavandan dökülen tozun adım adım uzaklaşmasını takip ederek oğlanın odayı terk ettiğini anladı.
—
Gömeç: Külde pişirilen ekmek.
Boday: Buğday tenli.
İçgek: Şeytan, iblis, kötü ruh.

Yorumlar