Âb-ı Hayat

Âlim ve Câhil

0

“Nefsinden razı olmayan bir câhil ile arkadaşlık etmek nefsinden razı olan bir âlimle arkadaşlıktan, senin için elbette daha hayırlıdır. Zira kendini beğenen âlime hangi ilim fayda verir ve nefse muhalefet etmekle yakîn ehli olan câhil için nasıl cehil zararlı olur?” (Hikem-i Atâiyye, 37. Hikmet)

Öncelikle razı olmaktan biraz bahsedelim.

Kişi nefsinden veya Allah’tan razıdır. Kendi halini, tavrını hiç muhasebe etmeyen, tövbe ve istiğfarı alışkanlık haline getirmemiş bir kişinin nefsinden razı bir gidişi vardır. Muhasebesini yapıp Allah’ın rızasını gözeten kişi de nefsin rıza ve memnuniyetini geri plana atıyor demektir. Bir şeyden razı olan veya olmayan yer kalbimizdir. İyi veya kötü olsun, istemeye istemeye yaptığımız bir şey bile olsa kalbimizin onay vermesiyle, razı olmasıyla onu yaparız. Fakat ya kalp gafletten razıysa, nefsinden hoşnutsa oradan ne açılabilir, ne fayda çıkabilir?

İlim, âlim neye denir biraz da ondan bahsedelim. Evet, alim dediğimizde çok bilmekle alâkalıdır ama insan çok ilim görse de kendisine esas lazım olanı bilmezse ona nasıl âlim denebilir? Cehalet de herkeste vardır ama esas cahil kendine lazım olan ilim yanındayken onu almayandır diyebiliriz. Mesela köydeki bir usûlü bilmemek şehirdeki kişi için bir cehâlet değildir ama köyde yaşayan bir kişi için bu usulü bilmek bir gerekliliktir.

İnsana da dünya ve ahiret saadeti için öncelikle lazım olan nefsinin aczini, kusurunu bilmesidir. Nefsin cahilce istemesini ve kötülüğe meyyal olan vasfını bilmeyen, onu kendine dost zanneden, yapıp ettiklerinin muhasebesini yapmayan kişi kendisinden ve kendisine neyin huzur getireceğinden habersizdir. Kişi nefsin zilletinin, acziyetinin ve dolayısıyla haddinin ne kadar farkındaysa razı olunan doğruya isabet edebilmesi de Allah katındaki kıymeti de ona göre olur. İlmi arttıkça Allah’tan çekinmesi ve hiçliğini anlaması artar. Eğer böyle olmuyor, kendine kıymet veriyorsa onda henüz hakiki ilim başlamamış demektir.

İmâm-ı Gazâlî hazretleri bir talebesine hitaben buyurur ki: “İlim öğrenmekten maksadın eğer dünya menfâatlerini toplamak, Müslümanlara büyüklük göstermek idiyse, sana yazıklar olsun! Çok aldanmışsın. Yok eğer maksadın, Hz. Muhammed’in (s.a.s) dînine hizmet etmek, ahlâkını temizlemek ve nefsini kırmak idiyse, sana müjdeler olsun!”

Velhâsıl kendini beğenen, nefsinden razı ve hoşnut olanın adı halk içinde alim de olsa hakikatte o cahildir. Bunun aksine, noksanlığının farkında olan, yani öğrenmeye daima açık olan bir kişi için cehalet zararlı olmaz ki buyuruyor Ataullah el-İskenderi Hazretleri. O hâl bakımından âlimdir. Hâl arkadaşlıkta birbirine tesir ettiğinden elbette ki böyle bir insanla arkadaşlık faydalı, aksi de zararlıdır.

Genç Abdal’ın konuyu özetleyen şu sözleriyle tamamlayalım:

Nefs atına binmiş gezer boşuna
Haksız olanların Hakta işi ne
İblis gibi düşmüş halkın peşine
Şeytan dolabına aldanan çoktur

Bildiğinden şaşmaz nasihat almaz
Aslı münkir olan imlaya gelmez
Hakkını yitirmiş, kendini bilmez
Nefsiyle oynaşan pehlivan çoktur

Genç Abdal herkes mest olur sanma
Her kurban derisi post olur sanma
Her yüze güleni dost olur sanma
İçi kâfir dışı müslüman çoktur

1001 Gece Bağdat

Sonraki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv