Güncel

Bir Diğer Pandemi: Diyabet Gerçekleri

0

Toplumda şeker hastalığı olarak bilinen diyabet aslında bir kronik hastalık. İnsülin eksikliği ya da etkisizliği sonucunda oluşan diyabet her yaşta görülebiliyor; Tip-1 ve Tip-2 olmak üzere iki çeşide ayrılıyor. İnsülini üretmekle görevli pankreas eğer eksik insülin üretiyor ya da hiç üretemiyorsa buna Tip-1 diyabet, eğer pankreasta üretilen insülin dokular tarafından kullanılamıyorsa -bilinen ismiyle insülin direnci ortaya çıkıyorsa- buna Tip-2 diyabet deniliyor.

Başta tüketilen endüstriyel ürünler ve vücudu zorlayan yüksek oranda şekerin tüketimiyle tetiklenen -kısacası beslenmeye bağlı olarak ortaya çıkan- Tip-2 diyabet aslında halk arasında “şeker hastalığı” olarak bilinen diyabet çeşididir. Bu haliyle Tip-2 diyabet aynı zamanda “şeker” kelimesinin belki de toplumda olumsuz anlamda kullanıldığı nadir tabilerden biridir. Genellikle olumlama tabiri olarak bilinen şekerin, hastalıkla yan yana gelmesi aynı zamanda bizleri de pek duymak istemediğimiz bir gerçekle karşı karşıya getirmektedir: Şeker sizi hasta eder!

Tip-2 diyabette hal böyleyken Tip-1 diyabet ise farklı bir seyre sahiptir. Tip-1 diyabetin kesin sebebi bilinmemekle birlikte, “genetik yatkınlık” önemli bir etken olarak dikkat çekmektedir. Beslenmeye bağlı olmaksızın, doğuştan gelen ya da sonradan ortaya çıkabilen Tip-1 diyabete ilkokula başlama dönemi olan 6 yaşlarında sık rastlanır. Tip-1 diyabet; özellikle 6 yaş civarında görülür ve en yüksek oranlarına 11 ve 20 yaşlarında rastlanır. Buna ilaveten kronik olarak yaşam boyu devam eder. Yapılan araştırmalar genel itibariyle Tip-1 diyabette bağışıklık sisteminin hatalı olarak pankreas bezinde yer alan ve insülin hormonunu üreten adacıklara yöneldiğini ve onları tahrip ettiğini ortaya çıkarmıştır. Bu haliyle tahrip edilen bu adacıklarda insülin üretimi azalmaya başlamakta ve zamanla hiç insülin üretemez hale gelmektedir. İşte bu sebeple Tip-1 diyabet hastalarına düzenli olarak insülin iğneleri yapılmaktadır. Bu durum özellikle insülin yokluğu sebebiyle vücutta ortaya çıkabilecek akut ve kronik etkileri azaltmak adına önem taşımaktadır.

Tip-2 diyabette ise karşımızda tabiri caizse önlenebilir bir süreç vardır. Bu haliyle Tip-2 diyabetin tüm diyabet vakalarının %90 ila %95’ini oluşturması aslında ümit verici bir durumdur. Fakat diğer yandan özellikle 35 yaşından itibaren başlayan Tip-2 diyabet toplumlarda gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır. Dünya genelinde son 20 yılda iki kattan fazla artan diyabet vakaları özellikle çocuklarda ve gençlerde yaygın olarak görülmeye başlanmaktadır. Bu da bilim insanlarının Tip-2 diyabet ile beslenme ilişkisini doğrudan sorgulamaya götürmektedir. Veriler Tip-2 diyabet hastalarının %80’inin aynı zamanda obez olduğunu ortaya koyuyor. Bu açıdan endüstriyel ürünlerin temel beslenmeye dahil edilmesi, hatta beslenmenin vazgeçilmez bir parçası haline getirilerek sürekli tüketimi hem obezite hem de Tip-2 diyabet gibi hastalıkların artışında önemli bir rol oynuyor.

İstatistikler 1980’den sonra Tip-2 diyabet vakalarında müthiş artışları kaydetmiştir. Buna göre, 1980 yılında dünyada 108 milyon diyabet hastası varken bu sayı 2014 yılında tam 4 katına -422 milyona- çıkıyor! Bu durum da özellikle 1970’lerden sonra ivme kazanan endüstriyel gıda üretim ve tüketim sürecinin kaçınılmaz bir sonucu olarak dikkat çekiyor. Bu tablonun en acı sonucu ise bir yılda sadece diyabetten 1,5 milyon kişinin hayatını kaybettiği gerçeğidir. Çerçeveyi biraz daha genişlettiğimizdeyse yılda 2,2 milyon kişinin sadece kanda yüksek glikoz sebebiyle hayatını kaybettiği gerçeğiyle yüzleşmekteyiz. Biz bugün tüm dünyayı kasıp kavuran koronavirüsten hayatını kaybeden yüzbinleri konuşurken milyonlarca insan temel beslenmede yeri bile olmayan ürünlerin sürekli ve aşırı tüketimine bağlı olarak hayatlarını kaybetmektedir. Bu tablo önlenebilir fakat önlenmesi için topyekun bir mücadele gereklidir.
#NeYediğiniziBilin

Ortaköy Camii

Önceki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir