Sizden Gelenler

Hak Yol

0

Tarihin her döneminde doğru ve yanlış herkese açık iki yol olagelmiştir. Kişiler, devletler, isimler değişmiş ama bu mücadele hep devam etmiştir. Hakkın yanında olanlar ve hakkı savunanlar, bir de heva ve heveslerinin peşine düşerek veya herhangi bir çıkar uğruna hak yoldan uzaklaşanlar.

Batıl, hakkın üzerinin örtülmesi, gerçekle ilgisi olmayan şey demektir. İnsanın kendine verilen güzellikleri hayırda kullanmayı tercih etmeyerek kötülüğe yönelmesi ve bunu kendinde huy haline getirmesi hali ise kötü ahlaktır. İnsanın kendisine doğuştan verilmiş olan yaratılış programını, yani fıtratını bozmasıdır. Kuran’da “Şüphesiz biz insanı en güzel şekilde yarattık.” (Tin, 95/4) buyrulur. Allah insanı ruhen ve bedenen en güzel şekilde yaratmış, daha sonra da ona doğru ve yanlışı seçme hakkını sunmuştur. Din insanın insanca yaşaması için o insanı ve bütün kainatı yaratan Allah’ın koyduğu kurallardır.

İlk yaratılan insan aynı zamanda ilk peygamberdir. Yani Allah, yarattıklarını hiç boş bırakmamıştır. Bakara suresinde ifade edildiği gibi Hz. Adem’e ilk peygamber olarak yarattığı her şeyin hakikatini, mahiyetini öğretmiştir.

“Allah, Adem’e eşyanın ismini öğretti” (Bakara, 2/31)

İyiyi, kötüyü, doğruyu, yanlışı, nasıl davranırsak düzgün bir insan olacağımızı ve hatta hata yaparsak, bu hatadan nasıl dönüp, tövbe etmemiz gerektiğini öğretmiştir. Hz. Adem yasak meyveden yedikten sonra Rabbine olan af niyazını Kuran-ı Kerim’de bize öğretmiştir:

رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ

“Rabbimiz, biz kendimize zulmettik, eğer sen bizi bağışlamaz ve merhamet etmezsen, mutlaka kaybedenlerden oluruz.” (Araf, 7/23 )

Demek ki insan heva ve hevesi uğruna hak yoldan sapıp yanlışa yöneldiğinde yine zarar kendisine dokunuyor. Demek ki insana düşen her şartta hak üzere bulunma gayreti içinde olmak ve insanlığının gerektirdiği şekilde her konuda üzerine düşeni, en doğru inandığı şekilde yapmaya çalışmaktır. Yaratılmış olduğu fıtratını bozmadan, hem ahlak olarak hem davranışlarında insanlığını en güzel şekilde yaşamaya çalışmak üzere ömrünü geçirmektir. Bir hata, bir kusur işleyip de doğru yoldan saptığını hissettiği anda da tekrar istikamet üzere yönünü çevirmektir; tövbe de gerçek anlamda budur.

Tarihe, devletlere, savaşlara, adil ve zalim hükümdarlara baktığımızda hep bu iki yoldan biri üzere gidenleri görürüz. Bir tarafta hak yol üzere gitmeye çalışıp, adaletle hükmedip, insanların hakkını yemeden, zulme mani olmaya çalışarak istikamet üzere bulunanlar; diğer tarafta  güç, kuvvet, makam, iktidar hırsı için, biraz daha fazla kazanmak için insanların hakkını yiyenler, zalime el pençe divan duranlar, mazlumu ezenler, insanları haksız yere yerinden yurdundan edenler ve hatta masum insanları, çoluğu çocuğu öldürenler, milletleri ezip geçenler…

İşte bugünlerde tanık olduğumuz Filistin-İsrail meselesinde de aynı şeyi görüyoruz. Hiçbir haklı gerekçe masum insanların bombalanmasını, küçücük çocukların öldürülmesini açıklayamaz. İslam’da -ve muhakkak ki Allah’ın indirdiği bütün dinlerde- savaşın da bir ahlakı vardır. Daha fazla toprak almak için, petrol için, ganimet, mal, mülk, zenginlik için kimseye savaş açamazsın, masumları, kadınları, çocukları, din adamlarını öldüremezsin. Teslim oldum diyen, eman dileyen hatta bir ibadethaneye sığınan kimseyi öldüremezsin. İslam sadece hakkın yendiği zaman, bir saldırıya uğradığın zaman, canını, malını, aileni korumak için sana kendini savunma hakkı verir. Onda da savaş ilan etmeden kimseye saldıramazsın, arkadan vuramazsın, yakarak öldüremezsin. Değil insanları, bir karıncayı, bir hayvanı dahi yakarak öldüremezsin.

Belki de o yüzden de Peygamber Efendimiz (s.a.s.) buyurmuyor mu: “İslam garip geldi, garip gidecek” (Müslim, İman: 232) Garip kalacaksın çünkü sen onlar gibi yakıp yıkamazsın; bir bombayla masumların olduğu bir binayı havaya uçuramazsın çünkü senin dinin “Bir masumu öldüren tüm insanlığı öldürmüş gibidir”(Maide, 5/32) diyor. Demek ki insana düşen, hiçbir durumda ve hiçbir kazanç için insanlığını bozmamak ve sonunda zarar edeceğini de bilse hak yoldan ayrılmamak, hakkı batıla tercih etmemektir. Elinde güç, kuvvet ve iktidar bulunduranların gayesi ve gayreti de kendi dininden, kendi milletinden, kendi toprağından olsun olmasın, hiç kimsenin hakkı yenmesin, dünyanın hiçbir yerinde kimsenin malına, mülküne, namusuna el uzatılmasın; herkes ibadet ve inanç özgürlüğü içerisinde yaşasın diye olabilir ancak.

Öykü Tepsi

Misafir
Hatırlı Hayat Bilgisi... Instagram : https://www.instagram.com/sumbulsokaktasiniz/

Bir Diğer Pandemi: Diyabet Gerçekleri

Önceki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

En Son Eklenenler

En Son Eklenenler

Arşiv