Sosyal

Bir Kendilik Nesnesi Olarak “Şeyh Efendi”

1

Müslüman bir psikolog olarak eğer bir konuda ileri okuma ve araştırma yapacak, yetkin kişiler ile fikir teâtisinde bulunacak olsaydım, en çok mürid-mürşid ilişkisi ile danışan-terapist ilişkisinin benzerliklerini ve benzemezliklerini anlamaya çalışmak isterdim. Bu istek, bu konuda çok donanımlı olduğumdan değil, fakat bir süredir gözlemde bulunup düşündüğümden dolayıdır. İslam tasavvufunda ananevi psikoterapotik ilişki biçimi, müdahaleler ve nefse dair teoriler bir yanda; modern psikolojide individüalistik terapotik ilişki biçimi ve teoriler öte yanda dururken, yıllardır süre gelen iyi olma hallerinde ortak ve farklı neler olabilir? Psikiyatrist doktor Kemal Sayar, Sufi Psikolojisi adlı kitabında bu konunun bazı önemli noktalarına dikkat çekmiştir.

Modern psikoloji tarihi anlatılırken, batıda dinden uzaklaşma ile birlikte insanı anlama ve anlamlandırma sahasında psikolojinin adeta yeni din sayılması, Freud’un da bu yeni dinin peygamberi olarak kabul edilmesi bahsine değinilir. Sanki bilinçdışının bilinmezliklerinden bahseden gizli ilmi/ilmi ledün ile en büyük pir Freud ve onun takipçileri/halifeleri olan psikodinamik ekolün diğer şeyhleri Jung-Adler-Kernberg-Kohut vs. herbiri kendi tekkelerinde bildikleri yollardan yeni ekollerle yürümüşlerdir(!). Bu cümleyi okumak size ne hissettiriyor? Böyle bir karşılaştırma yapılabilir mi?

En genel manada düşünecek olursak, bambaşka iki kültür zemininden gelen bu ilişki çeşitlerinden ikincisinde yani modern psikoterapide, psikoterapistin danışanını ahiret için kemâle eriştirmek gayesi olmadığı muhakkaktır. Bununla beraber her ikisinde de mahremiyet çerçevesinde, özneler arası alanda, duygu yönetimi ve ahlak değişimine dayalı bir süreç ilerlemektedir. Danışan ile müridin, terapist ile de mürşidin pozisyonlarının ve aralarındaki ilişkinin süreç ve sonuçlar açısından, benzerlik ve farklılıklarıyla karşılaştırılması mümkün müdür?

Bu soruya cevap vermek için nesne ilişkileri ve kendilik psikolojisi kuramlarının temel kavramları üzerinden düşünmek belki bir başlangıç olabilir.

Bunlar arasında,

nesne temsilleri, kendilik temsili, bölme mekanizması, parça ve bütün nesne,
empati ve içe bakış, çift kutuplu kendilik: büyüklenmeci kendilik kutbu/idealize edilmiş ebeveyn imagosu kutbu ve bu ikisi arasındaki gerilim yayı (tension arc), kendilik nesnesi ve kendilik nesnesi ortamı, gelişimsel duraklama, primer narsisiszm, sekonder narsisiszm, aynalama (birincil aynalanma, ikincil aynalanma, yeterli aynalanma, yetersiz aynalanma, ters aynalanma), optimal kırılma, aktarım/transferans (birincil ayna aktarımı, ikincil ayna aktarımı, kaynaşma aktarımı, ikizlik aktarımı, dar anlamda kendilik aktarımı), kendilik tasarımı (arkaik kendilik/olgun kendilik), narsisistik ihtiyaçlar, dikey yarık, savunma mekanizmaları (savunucu içerikli olanlar, telafi edici savunucu olanlar ve telafi edici olanlar), özellikle de idealizasyon ve develüasyon savunma mekanizmaları, yansıtmalı özdeşim mekanizması, dönüştürerek içselleştirme mekanizması (transmuting internalization), derinliğine çalışma (working throug), içinden geçme (passage through), düzeltici duygusal deneyim (corrective emotional experience), deneyime yakın anlayış (söz yok, duygu var), deneyime uzak anlayış, ara alan ve ayrılık anksiyetesi kavramları

sayılabilir.

Psikoterapistler danışanların duygularını tanımaları ve yönetmeleri, self aweraness (şahsiyetlerine dair farkındalık) geliştirmeleri için teorik bir zemine ihtiyaç duymaktadır. İslam tasavvufu, kâmil mürşidlerin dervişlerini ledün ilim ile tanıdıklarını ve terbiye maksatlı müdahalelerde bulunduklarını kaydetmektedir. Hem modern psikoterapide, hem de seyr-i sulûkte süreç içinde bir değişim hedeflenmektedir. Acaba bu değişim dönüşüm sürecinde olup bitenler ne aşamaya kadar benzemektedir? Yukarıda sözü geçen temel kavramlar, kendi sınırları dahilinde bu konuda düşünmeye yardımcı olabilir.

Güneşe Yolculuk Yapalım mı?

Önceki içerik

Eyüp Sultan

Sonraki içerik

1 Yorum

  1. Birbirine ne kadar da yakın iki alan. İnsanın dertleri, varoluşundan beri değişmedi aslında. Kadim öğretileri bir kenara atan, itibarsızlaştırma çalışmalarında bulunan seküler Psikoloji, maneviyat psikolojisi adı altında budist felsefesinden beslenen ekolleri kolaylıkla kabullenirken islami herşeyi katı bir şekilde reddetme gayretinde.

    Bakış açısını genişleten bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık, yazının devamını bekliyorum. Hayallerinizin vücut bulması duası ile. Allah razı ola.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv