Kültürel

Buğdayların Türküsü

2

İşidin ey yarenler aşk bir güneşe benzer
Âşık olmayan gönül misal-i taşa benzer

Taş gönülde ne biter dilinde ağu tüter
Nice yumşak söylese sözü savaşa benzer

Kıtlığın gölgesinin, toprağa düştüğü çetin yıllardı. Bozkırın yüzü kendi içine dönmüş, toprağın bağrı şahrem şahrem çatlamıştı. Ot dahi bitmez olmuştu. Yanan toprağın bağrında, biz de bitmezük der gibi biz buğdaylar da baş göstermez olmuşidük. Filizlenmeyi unuttuk.

Ciğerler pare pare susuz, köylü çaresiz, oğlaklar cansız… Herkesin bir inşirah beklediği zamanlar idi. Köyün yüksek tepesinde ne namazlar eda edilmiş, ne yağmur dualarıyla eller, Rahmet-i Rahmana açılmıştı.

Evvelden tarlada güneşin alnında sararırken ve esinti ile salınırken bir dervişten duyduydum. Duanın kabul olduğunun mührüymüş yağmurlar. Her rahmeti bir melek indirirken bir duayı da göğe uçururmuş. Danelerime düşen her bir damlayı aziz bildim. İmdi korkar oldum yağmur yoksa dualar kabul olmuyor mu acep deyu?

Köylü, bu kadar derdin içinde derman sevdasına düşmüşken, o ahalinin içinden bir gönlü yüce sıyrıldı. Merhameti ile özü bizden, gönlü ile batın ummandan… Siz deyin Âşık Yunus, Dertli Yunus, Miskin Yunus, Derviş Yunus ben diyeyim Bizim Yunus.

Bizim Yunus, köylünün tek nimeti bir avuç alıçı bir küçük heybeye doldurdu ve Pir Hacı Bektâş-ı Velî’nin Sulucakarahöyük’deki dergahının yolunu tuttu. Köylü ise huzuru hazirûndan gelecek muştulu haberi beklemekte idi.

Pirin huzuruna çıkıp alıçları köylü adına sundu Bizim Yunus. Hallerini, ahvallerini arz etti.

Pir Hacı Bektâş-ı Velî, tebessüm ile Yunus’u süzdü. “Hoş safa gelmişsin dostlar dergahına. Ne verirsen toprağa, onu alırsın hasatta. Ne ararsan aslında sen osun. Alıçların her bir danesine on nefes edelim, o da yetmez ise her bir alıç çekirdeğine yüz nefes edelim.” dedi ise de;

Bizim Yunus; “Nefes neme gerek, baba erenler. Ahali aç bîilâç, buğday bekler. Nefes doyurur mu karın?” Buğday da buğday diye tutturdu. Yunus, beni seçti seçmesine amma velâkin nefesin ötelere götüren kanat olduğundan bîhaberdi.
Ahh Yunus’um! Bilseydin bu ticaretin kârını, yine de seçer miydin beni?

Kağnıya çuval çuval yüklediler beni. Azca gittik uzca gittik derece tepece düzce gittik. Köyün aşağısında ahlat ağaçlarının yanında nefeslenir iken -nefeslenirken dediğime bakmayasınız; Yunus’un, kalbine düşen tarifsiz bir ateş huzur vermez, nâcevap sualler ile yol aşılmaz olmuş idi- çuvalları köye indirmeden gerisin geriye, Sulucakarahöyük’ün yolunu tuttu. Dönmesine döndü ama huzurda aynı ikram ile karşılanmadı. Nefes uçmuş gitmiş idi.

Pirim; “Ben ne büyük hata ettim. Siz bana nefes verdiniz, ben tuttum buğday istedim. Buğday dediğin bir kaç güne biter, nefes bir ömür yeter. Buğdayları alın nefesi verin. “Ne kadar ağladıysa da, feryad u figanı semaya yükseldiyse de ne çare.

Hacı Bektâş-ı Velî buyurdu ki; “Senin kilidini, Tapduk Emre’ye saldık. Var git. Ara bul. Eşiğine bende ol. Önce pirine teslim olacaksın oğul! Aşka ilk adım böyle atılır. Nefsini yere at. İşte o zaman sen, sen olacaksın.”

Biz buğdayların türküsü dilde idi.
Bizim Yunus’u aşk, Yunus Emre eyledi.

Bizim Yunus, asıl bu hikayeden sonra Yunus oldu. Kolayına Yunus olunur muymuş hiç? Olunaydı;

“Gel gör beni aşk neyledi?” diye iniler miydi?

Yunuslar değişse de Anadolu’yu mayalayan hep aynı maya, hep aynı ruh. Farklı şehirlerde, farklı makamı olsa da Yunus’un makamı, dertli gönüllerdir.

Şimdi bir buğdayca buğday olarak sorarım size; Alıç mı? Buğday mı? Nefes mi?

Yunus Tapduk’tan oldu hem Barak’tan, Saltuk’a
Bu nasip çün cûş kıldı ben nice pinhan olam

R.T.
Her şey hikayeyken bizde kendi hikayemizin peşine düşmüş bir yolcuyuz.

Madde 6: Allah’ı Sıfatlarıyla Biliriz

Önceki içerik

Direklerarası

Sonraki içerik

2 Yorum

  1. Hikâyeyi bilsek de tatlı bir hayalle seyrettik🌹😊

    1. Ne mutlu bize sizi bu hayale dahil edebildiysek 🙂

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arşiv