Kültürel

Deli Ormanlı Yusuf

0

Şu yeryüzü er meydanı
Gönül sevmez her meydanı
Yüreksize yorgan döşek,
Koç yiğite ver meydanı.

“Bre pehlivan bre pehlivan! İki yiğit çıktı meydane ikisi de birbirinden merdane!” 

Diye inler yağlı güreş meydanları. Zurnalar ise ortamı şenlendirir. Heyt beee! Bizim ata sporumuz olması yanı sıra milli duygularımızı da kamçılayan bir yanı var güreşin. Şimdilerde var mı bilmiyorum ama eskiden bizim çocukluğumuzda bir misafirliğe gidilince ortam keyiflensin diye evin küçük çocukları güreştirilirdi. Sonra yenende yenilende galip kabul edilirdi. Pehlivanlık bizim kodlarımızda var.

Bugün Abdülhamid Han’ın baş pehlivanı olan Dünya Şampiyonu Deli Ormanlı Yusuf’un dünyasına gidelim birlikte.

Deli Ormanlı Yusuf, daha küçücükken danalarla güreş tutarak, ağaç gövdelerine el ense çekerek, çamur yoğurarak başladı talimlere. Güreş, Türklerde babadan evlada geçen bir gelenektir. Yusuf’un da ilk hocası babası ve amcasıydı.

Şu dünya sahnesinden öyle bir yiğit geçti ki; adı dillerde efsane oldu. Osmanlı  onu Koca Yusuf olarak bildi. Ama dünya onu “The Terrible Turk (Korkunç Türk)” olarak biliyor. Karşısına çıkacak bir er bulunamadığı gibi namı okyanusları aştı. Sırtı hiç yere gelmeyen er meydanlarının hakimi Koca Yusuf adını Kırkpınar güreşlerinin 26 yıl baş pehlivanlığını yapmış, güreş tarihimizin en büyük pehlivanlarından Kel Aliço ile yaptığı maçta duyurdu.

Yıl 1885, rakip dişli, ödül hatırlı idi. Kırkpınar başpehlivanlığı hangi güreşçinin hayalini süslemez ki. Kel Aliço ve Koca Yusuf hava kararana kadar güreşti. Yenişemediler. Belki sabaha kadar devam ederdi bu maç ama Kel Aliço birden maçı bıraktı. Koca Yusuf’u alnından öptü. Ve kendi elleri ile başpehlivanlığı teslim etti.

Koca Yusuf, 1898’te aldığı teklifle Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Namı ondan önce ulaşmıştı ülkeye. 138 kilo sıkletindeki sporcu, 1.88 metre boyundaydı.

Yazıyoooor!  Yazıyooooor!

Kısa pantolonlu çocuklar sokaklarda gazeteleri dağıtırken, gazeteler de Koca Yusuf’un maç ilanları ile doldu. Geri sayımlar başladı. Herkes dev maça kilitlendi. Avrupa’da büyük ün kazanınca, 26 Mart 1898’de New York’ta binlerce kişinin izlediği ABD’li şampiyon Ernest Roeber ile tarihi maça çıktı. Orada da yaptığı bütün güreşleri kazandı. Yendiği güreşçiler arasında ünlü Jenkins ve Roebert de vardı.

Koca Yusuf, antrenmanda bile olsa içerisinde yenişme olmayan güreşi kabul etmemekte, karşısındaki rakibini tutar tutmaz yere sermektedir. Yusuf peşpeşe yaptığı güreşlerde rakiplerini bir dakika bile beklemeden tuş yapmaktadır. Menejerleri Yusuf’tan yavaş güreşmesini rica ederler. Yusuf bu teklifi kabul eder. Fakat Yusuf rakipleriyle bir-iki dakika oynadıktan sonra kâfi bulmakta ve sırtlarını yere vurmaktadır.

Bunun yanı sıra “Benimle evlenirsen tüm servetim senin olur” diyen Amerikalı kadınlara; “Bre kadın biz buraya damızlık için mi geldik!” diyen cihan pehlivanı Koca Yusuf.

400 kiloluk taşı 800 metre taşıyan Koca Yusuf.

Fransız Sabes’ini 4 saniyede nakavt eden Koca Yusuf.

Koca Yusuf, değil Paris, Fransa’da yenmedik bir Fransız bırakmaz. Sonrasında organizatörler düşünür ki, ‘Bir Türk’ü ancak bir Türk yenebilir…’ 

İbrahim Pehlivan, rakibi kadar cüsseli olmasa da anlatılara göre tam bir taktik adamıdır ve bunu da müsabakada gösterir. Maçın polis tarafından sonlanmasından hemen önce Hergeleci, Yusuf’un paçasını kapar, Yusuf da Hergeleci’ye boyunduruğu vurur. Hergeleci’nin ağzından ve burnundan kan gelir ve seyirciler, ‘Pehlivanı boğuyor!’ diye mindere fırlar, güreş yarıda kalır. Polisin sopalarla ancak ayırdığı güreşçilerden Yusuf’u azarlamaları üzerine Hergeleci şöyle der:  ‘Biz kendi usulümüze göre güreşiyoruz. Şikayet edilecek ve azarlanacak bir şey yok. Bizde erkekler güreşirken kadınlar ağlar.’

Türkiye’ye dönmek üzere 21 Mayıs 1898’de, Fransız bandıralı La Bourgogne transatlantiği ile yola çıkan Koca Yusuf’un bindiği geminin 4 Temmuz sabahı New York’un kuzeydoğusundaki Sable Adası’nın 60 mil açıklarında İrlanda bandıralı Crmartyshire şilebiyle çarpışıp batması sonucu denizin içinde bir panik başlamıştı. Denize dökülenler, filikalara atlayıp canlarını kurtarmak istiyorlardı. Koca Yusuf yardım edebildiği kadar insana yardım etmişti. Sıra kendini kurtarmaya geldiğinde Koca Yusuf, can havliyle bir filikanın kenarına yapışmıştı. Filikada bulunanlar onun heybetli vücudu ile sandalı devirmesinden korktular.

Önce yüzüne, kafasına kürekle vurmayı denediler. Fakat dev yapılı adamın çelik pençeleri sanki filikaya kilitlenmişti. Yarılan kafasından ve suratından akan kanlar pos bıyıklarının üzerine doğru iniyordu. Onun bu hali filikada bulunanlara daha büyük bir dehşet vermişti.
İçlerinden canavar ruhlu bir tanesi filika içinde bulunan ve ipleri kesmek için kullanılan ufak bir baltayı kaptığı gibi o çelik pençelere vahşi bir ihtiras içinde rastgele indirmeye başladı. Bileklerinden kesilip kopan o çelik pençeler gevşedi ve Koca Yusuf`un o dev vücudu Atlantik Okyanus`unun derinliklerine doğru gömülüp gitti…

Güreş Federasyonu’nun resmi internet sitesinde yer alan habere göre Şair Sunay Akın, Çınar Yayınlarından piyasaya çıkan Önce Çocuklar ve Kadınlar adlı kitabında, Koca Yusuf’u konu alan ”Okyanusa Yenilen Güreşçi” adlı bir bölüme de yer verdi. Akın, tarihçi Murat Sertoğlu’nun 1964 yılında Amerika’da yayınlanan Wrestling adlı güreş dergisinde Koca Yusuf’un anlatıldığı sayfalara ulaşarak kazayla ilgili bilinmeyenleri anlattı:

”Gemi battıktan bir süre sonra oralardaki küçük adalara 20 ceset vurmuş. Cesetlerin kazaya uğrayan geminin yolcuları olduğu anlaşılmış. Cesetlerden biri pek heybetliymiş. Üzerindeki kılıktan hangi milletten olduğunu köy papazı bile anlayamamış. Yalnız belinin çok uzun bir kuşakla sarılı olduğu görülmüş. Bu ceset de diğerleriyle birlikte kilisenin mezarlığına defnedilmiş. Bu Koca Yusuf’tur” diye anlattı.

Biz ecdadımızın zaferlerini unutmayıp, hakkıyla yad ettiğimiz sürece hiçbir minderde sırtımız yere gelmez evelallah. Şanlı Atamızı, sizinle birlikte yad etmenin bahtiyarlığı ve onuru ile herkese selam ederim.

R.T.
Her şey hikayeyken bizde kendi hikayemizin peşine düşmüş bir yolcuyuz.

Dünyada Yaşama Yolları

Önceki içerik

Yabana Doğru (Into the Wild)

Sonraki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arşiv