Edebi-Tarihi

Dem

2

Dem kelimesi Arapçada kan anlamına gelmekle birlikte hacıların hac ibadeti sırasında belirli hükümleri ihlâl etmeleri üzerine, hatalarına kefaret olarak kestikleri küçükbaş kurbana verilen isimdir. Tövbe edip Allahu Teâlâ tarafından affolunma umuduyla, bir nevi hatalardan temizlenmek için, kefaret olarak kesilmesi gereken kurbanın adına dem demişlerdir.

Türkçeye girmesi de bir benzetme şekliyle olmuştur. Haşlanmış çayın kan kırmızısı renginden dolayı aldığı tav hâline dem denilmiştir.

Türk musikisinde de dem tutmak tabiri kullanılır ki, bir nağmeye bir saz ve sesle, kesmeden devamlı şekilde eşlik etmek, o nağmeyi uzun tutmak anlamındadır. Mevlevî âyininde neyzenbaşının ilk taksimin sonlarına doğru bir veya birden fazla neyin, o makamın durak perdesini sürekli üflemesine dem tutmak denir.

Farsça, “an, zaman, çağ, nefes, soluk” anlamına gelen dem kelimesi Türkçede yaygın olarak kullanılmıştır.

Dem denildiğinde ile akla gelenler: Allahu Teâlâ’nın emrettiği ibadetlerin vakitleri; Peygamber Efendimizin (s.a.s.) öğrettiği, fırsat bilinmesi gereken vakitler; hayatın içerisinde bizzat peşinden koşulması gereken ve iyilikte yarış edilen, Allahu Teâlâ’nın ve Rasulü’nün (s.a.s.) hoşnutluğunu kazandıracak her durum, her andır.

Dem sürmek tabiri ise önce zamanın içinde kıymetli vakitleri bilmek; sonra o vakit gelmeden önce hazırlanmak; o vakit geldiğinde de ayırdına varabilmek ve fırsat bilip değerlendirmek anlamına gelen deyimimizdir.

Yunus Emre dizelerinde dem kelimesine şöylece yer vermiştir: Her dem yeniden doğarız/ Bizden kim usanası

Rüyalar ve Kartallar

Önceki içerik

Sanata Mesleğinin Mührünü Vuranlar

Sonraki içerik

2 Yorum

  1. Her dem yeniden doğmak da nasip işi sanki, bize nasip olur inşaAllah

  2. Dem sürelim, demin izini sürelim şu dem kadar ömrümüzde inşaAllah ☺🤲

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir