Âb-ı Hayat

Fobi mi Kin mi?

0

Sokağımızda bu ayın dosya konusu olarak İslamofobi seçildi. Biz de bunun üzerine bir kaç kelam etmek, kavramların düşünce şeklimizdeki tesirini ortaya koymak istedik. İslamofobi tabiri maalesef Müslümanlar arasında da yaygın olarak kullanılıyor. Kendimizi savunmaya çalışmaktan ziyade öncelikle bize yapıştırılan bu algı üzerinden hareketle, işe kelimenin gözüken anlamından başlayalım. Biz Müslümanlar İslam’a fobi olarak bakan insanlar değiliz. Bizim için İslam hayatın ta kendisidir. Efendimiz’in (s.a.s.) Allah’tan bir an bile ayrı geçirmediği hayatı boyunca duaları, ahlâkı, tavsiyeleri, ikazları hatta günlük meselelerde ki herhangi bir durum karşısında hoşnut olması veya olmaması dahi Müslüman olanları bağlayan ve daima onlara yön veren bir hayat şeklidir. Öyleyse işe İslam’la asla bağdaşmayan bu ifadeyi kullanmayı kabul etmeyerek başlayabiliriz. Bir önceki yazımda da dile getirdiğim gibi, gördüğüm Filistinli akıllı, güzel bir çocuğun İsrail diye bir devleti tanımadığını, oradakilerin işgalci olduğunu söylemesi, kullandığımız ifadelerin önemini hatırlatır, ufkumuzu belirler bir niteliktedir.

İsrail bir terör devleti olduğu halde antisemitizm ifadesiyle insanlarda bir “yahudi karşıtlığı” varmış algısı oluşturmaktayken, İslamofobi ile İslam bir tehdit unsuruymuş hissi veriliyor. Bu sayede İsrail’in bunca yıldır apaçık zulmüne maruz kaldığı halde, hâlâ bazı insanlar Hamas’ı terör örgütü zannedebiliyor.

Bırakalım bu tabiri İslam’ı fobi olarak görenler kullansın. Biz buna ‘islam düşmanlığı’ diyelim.

Müslümanları, toplumun bir parçası olarak değil, potansiyel düşman olarak görenler eğitimde, iş hayatında başarılı olmaları bir yana Müslümanların varlığını bile görmeye tahammül edemiyor, o sebeple Müslümanlara yönelik sözel ve fiziksel saldırılarda bulunuyorlar. Medyada yaygın ve rutin olarak negatif algılar oluşturarak bu çirkin düşünceleri yaymaya çalışıp Müslüman evladı olduğu için öldürülen bir bebeğe evlerindeki besledikleri bir kedi kadar kıymet vermiyorlar. Toplumda kendi gibi olmayan, farklı ve yabancı olanı kendisi için tehdit ve korku kaynağı olarak algılayan, kendi inancındakilerle keyifli hayaller kurarken, Müslümanlardan ikrah eden bu kimseler için hayat, esasında insanî yaşamak çerçevesinde bakıldığında zor ve huzursuz bir hayat değil mi? Efendimiz’in (s.a.s.) hadis-i şerifte buyurduğu gibi “Kini olanın dini yoktur.”

Efendimiz İslam’ı ilk tebliğ ettiği zamanlarda Ukaz Panayırı kurulmuştu. Bu panayır o zamanda yeniliklerin ve düşüncelerin de paylaşılabildiği bir yerdi. Efendimiz orada insanlara hitap etmeye, tebliğ etmeye başladığında arkasından Ebu Leheb “Bunu dinlemeyin benim yeğenimdir, yalancıdır.” diyor. Kendince yakınlığını da belirterek insanların gözünde Efendimiz’i itibarsızlaştırmaya çalışıyordu. Kibri yüzünden yeni ve farklı olan bu dini reddetmekle kalmıyor, düşmanlık ediyor ve bu düşmanlığın da yayılmasını istiyordu. Kendi varken ve mevki sahibiyken -kendi söylemiyle- Abdullah’ın yetimine gelen bu dini hazmedemiyordu. Hasedinden kin duyuyordu. Yahudi çoğunluğun da müjdelenen son peygamberi kendi içlerinden bekledikleri halde Araplardan çıkmasını hazmedememesi ve düşmanlık etmesi gibi. Böyle kimseler için İslam düşmanlığı daha ilk günlerden başlamıştı, öyle ki kıyamete kadar da devam edecek.

Sözlerle, algılarla, hilelerle veya açık saldırılarla bize taarruz ettiklerinde doğru bir siyaset izlemek; işi doğru kavramak ve teenniyle hareket etmek bizim için önemli, zira bizim kimseyle bir alıp veremediğimiz yok. Tarihte Müslümanların hâkim olduğu topraklarda, fethettiği beldelerde Müslüman olmayan halka karşı muamelesine şöyle bir bakacak olursak, gittikleri yerlere huzur götürmüşler diyebiliriz. Bu beldelerde insanlar dinini, dilini sürdürmekte ve halktan biri olarak yaşamakta sıkıntıyla karşılaşmadılar. Ummadıkları bu hoşgörü sayesinde Müslüman olanların da sayıları az değil. Hz. Ömer Kudüs’ü fethettiği zaman, Hristiyanlar için önemli bir ibadet yeri olan Kıyamet Kilisesi’nde yaşanan hadiseyi hepiniz bilirsiniz. Papazın, “Burada namaz kılabilirsiniz” teklifine karşı Hz. Ömer “Ben namaz kılarsam benden sonra burayı cami yaparlar.” demiş, namazını dışarda kılarak Müslümanca bir ahlak sergilemiştir. Biz de bu ahlakın ışığında yolumuza bakalım vesselam.

Hattat Hamid Aytaç’ın Vefası

Önceki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv