Âb-ı Hayat

Hidayetin Hidayeti

0

Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallahu anh’den* rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilim, uzun süre beklendikten sonra yağan yağmura benzer; öyle hoş bir toprağa düşer ki birçok ot ve çayır bitirir. Öyle toprağa da düşer ki suyu tutar, Allah da ondan insanları yararlandırır. Ondan içerler, hayvanlarını ve ekinlerini sularlar. Öyle toprak da vardır ki kaygandır su tutmaz, ot bitirmez. İşte bu, Allah’ın dinini iyi anlayıp Allah’ın benimle gönderdiği şeyden yararlanan, öğrenen ve öğreten kimse ile buna iltifat etmeyip, Allah’ın benimle gönderdiği hidayeti kabul etmeyen kimsenin misalidir.1

Bil ki hidayet iki türlüdür. Birinci tür hidayet şuna benzer ki: Birine yolunu bilmediğin bir yere nasıl gidebileceğini sorarsın, o da sana yolu tarif eder. İkinci tür hidayette ise yanına hem yolu tarif eden hem de o yolda defalarca yürümüş, yoldaki engebeleri, keskin virajları, tehlikeleri, sıkıntıları bilerek sana rehberlik edebilecek, koruyup gözetebilecek bir insanı verirler.
Sadece yolunu ve sebeplerini göstermeye irşad, neticeye ulaşıncaya kadar yol yürütmeye ise tevfik denilir.

Allah Teâlâ âlemlere rahmet olan Efendimiz’i (s.a.s) bu iki tür hidayetle  göndermiştir. Efendimiz (s.a.s) hem Allah Teâlâ’ya giden yolu en ince ayrıntısına kadar tarif ederek, bizzat yaşayarak irşad eden bir mürşid hem de kendisine verilen hidayet nuruyla insanları hidayetin hidayetine ulaştıran bir refiktir.

De ki: eğer siz Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı mağfiretle örtsün. Allah gafurdur, rahimdir.
(Âl-i İmran, 3/31)

Bizler Peygamber Efendimiz’i dünya gözüyle görmeden iman edenleriz. O’nun (s.a.s.) vasıflarını rivayet usulüyle aktarılan eserlerden öğreniriz. Bu sayede muhabbetimiz ziyadeleşir. O’na (s.a.s.) tâbî olur, O’nun (s.a.s.) Allah’tan getirdiği emirlere itaat ederiz.

İnsan kimi/neyi severse ona itaat eder, onun kölesi olur. Allah tektir ve insanın kalbine iki muhabbet birden vermemiştir. İnsanın kalbindeki muhabbetin kaynağı ya insanın nefsidir, tâbi olduğu vehimleridir veyahut Allah ve Resûlü’nün muhabbetidir. Ali b. Ebi Talib’ten (r.a.) rivayet edilen hadiste Resulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Benden sonra hilyemi gören beni görmüş gibidir. Kim bana olan sevgi ve özlem ile hilyeme bakarsa Allah ona cehennemi haram kılar. O kişi kabir fitnesinden emin olur, mahşer günü çıplak (sevapsız) olarak haşredilmez.”2

Hilye; “Süs, ziynet, kolye, yaratılış, sûret ve güzel vasıflar” gibi anlamlara gelse de beşer kelamının imkânları nispetinde Efendimiz’in kelimelerle çizilmiş resmidir. O’nun (s.a.s.) huy, tabiat, karakter, hâl-hareket tavır ve davranışlarının ele alındığı eserlere ise şemâil denilir.

Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın, kendilerine ni’metler verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, salih insanlarla beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştır! (Nisa,4/69)

Her gün en az kırk defa namazlarımızda “İhdinas sırâtel mustakîm” “Bizi doğru yola hidâyet eyle!” diyerek dua ediyoruz. Devamındaysa “Sırâtellezine en’amte aleyhim” yani “O yol ki kendilerine nimetler verdiğin “Peygamberler, sıddıklar, şehidler, salihlerin beraber olduğu hidayet yoludur.” diyor, Allah Teâlâ’dan sevdiği bu zatlarla aynı gemide olmayı talep ederek necatımızı diliyoruz.

Kad enâre’l-‘ışku li’l-‘uşşâkı minhâce’l-hüdâ
Sâlik-i râh-ı hakîkat ışka eyler iktidâ. Fûzûlî

Aşk nurlandırınca âşıklara hidayet yolunu
Hakikat yolunun yolcusu aşka tâbi olur.

*Ebû Mûsâ Abdullāh b. Kays b. Süleym el-Eş‘arî (ö. 42/662-63)
Yemen’in Eş‘ar kabilesindendir. Efendimiz’in ba’sini işitip Yemen’den Mekke’ye hicret etmiş, Kur’an-ı Kerim’i bizzat Hz. Peygamber’den öğrenerek ezberlemişti.
Zühd ve hayasıyla meşhur, dinde ise fakihti. Efendimiz’in zamanında fetva veren dört sahabeden biriydi. Uzun yıllar yöneticilik yaptı ve birçok gazaya katıldı.
Efendimiz (s.a.s.) Ebû Mûsâ’nın; savaşçılığını, cesaretini, güzel sesini, kabilesinin cömert oluşunu övmüş, “Yâ Allah, Abdullah ibn Kays’ın günahını mağfiret eyle ve kıyamet gününde onu kerim bir makama girdir.”3 diye dua etmiştir.
“Eş’arîler gazada azıklarını bitirirlerken yahut ailelerinin yiyeceği azaldığında hemen yanlarındaki erzakı bir tek bez içine toplarlar, sonra da aralarında bir güzel paylaşırlar. Eş’arîler bendendir, ben de Eş’arîler’denim.”4
Hicrî 42 (662-63) yılında vefat ettiği rivayet edilmektedir.

 

1-Buhârî, İlim 20; Müslim, Fezâil 15 (2282) Ahmed bin Hanbel, Müsned 4/399
2-İbni Abdulber, El-İstiyâb Fî-Ma’rifeti’l-Ashâb, Tahkik, Ali Muhammed Bicâvî, Daru’l-Ciyl Beyrut c.3, s.1102.
3-Buhârî, “Meġāzî”, 55/57- Evtâs Gazvesi Babı
4-Buhârî, 47-Kitâbu’ş-şerîke, 4

Yıldızname
Sayılmayız parmağ ile Tükenmeyiz kırmağ ile Taşramızdan sormağ ile Kimse bilmez ahvalimiz. Erenlerin çoktur yolu, Cümlesine dedik beli; Gören bizi sanır deli, Usludan yeğdir delimiz Tevhid eden deli olmaz Allah deyen mahrum kalmaz Her seher açılır solmaz Bahara erer gülümüz.

    Semerkant’ta Bir Ulu Çınar

    Önceki içerik

    Ebeveyn Kontrol Programları

    Sonraki içerik

    Yorumlar

    Yorum Yaz

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

    Arşiv