Çerağ
Âb-ı Hayat

Hz. Ali

4

“Resûlullah’ın (s.a.s.) gölgesinde yetişen Murteza”

Ebu Talip evinde “son peygamberin çocukluğunu” himaye etmişti.

Son Peygamber de (s.a.s.) evinde Allah’ın Aslanı, Haydar-ı Kerrâr, torunlarının babası, amcaoğlu Ali’nin “çocukluğunu” himaye etti.

Mekke’de ihtiyaca yetecek kadar ürün kalmamış, kuraklık sebebiyle şiddetli bir sıkıntı ve açlık baş göstermişti.

Kalabalık ve dar gelirli aileler bundan çok daha fazla etkilenmişti.

Bu ailelerden biriydi Ebu Talip ailesi.

Allah Resûlü (s.a.s.) kendisine öz evlatlarından önce alaka gösteren, şefkatini esirgemeyen, merhametle himaye eden;

“Annemden sonra annemdir” dediği Fatıma binti Esed’in oğlu Ali’ye evinin kapılarını açtı. Kıtlık yıllarında amcasına destek oldu.

Hz Ali (r.a.), 5 yaşından itibaren Peygamber (s.a.s.) evinde büyüyen; vahyin aktığı membadan kana kana içen şerefli bir çocuk oldu. Bunun sırrı belki de ileride Nebiler Serverinin (s.a.s.) pak soylarını devam ettirecek olmasıydı.

Tâ hicrete kadar onunla aynı kapıdan içeri girdi. Aynı sofrada oturdu. Aynı duvarlara yaslandı ve Resûlullah’ın (s.a.s.) hem beşerî hem de nebevî yönlerine vakıf oldu.

Yüzünü hiç putlara dönmemiş bir çocuktu Hz. Ali. Kerremallahu vechehu denmesi bu yüzdendi. İsmi geçince “Allah yüzünü mükerrem kılsın, şereflendirsin” diyerek yâd edilen tek sahabiydi. Peygamberle (s.a.s.) ilk namaz kılan kişi, çocuklardan ilk Müslüman olandı.

Ortaya yakın kısa boylu, koyu esmer tenli, iri siyah gözlü sakalı sık ve geniş, güzel yüzlü Hz. Ali; gençliğinde zulüm ve haksızlıklar karşısında geri adım atmayandı.

Haydar-ı Kerrar diye anılması bundandı.

Allah’ın her zaman gâlip gelen kuvvetli arslanı manasında

Esedü’llahi’l-Gâlib diye çağırılırdı. Savaşlardaki şecaati, metaneti nedeniyle insanlar bu lakapla ondan bahsederdi.

Hazreti Ali (r.a.), Müslümanlar arasında yüksek ahlakî ve insanî vasıflarla kuşanmış, gıpta edilen bir mevkie sahip olandı. Kur’an ve sünneti en iyi bilenlerden biri; ilim, ihlas, ihsan, amel, merhamet, cesaret gibi üstün nitelikleri haiz olduğuna dair ittifak edilendi. Bütün bu meziyetleri ile tasavvuf dünyası için de vazgeçilmez bir isim olması sebebiyle İslam tasavvuf edebiyatında  “Şâh-ı Velâyet” ve “Sultânü’l-Evliyâ” olarak adlandırılandı.

“Cennetle müjdelenen on sahabenin dördüncüsü”

Hicret esnasında Hz. Ali (r.a.)  ölümü göze alarak Efendimizin (s.a.s.) yatağına hiç bir endişe duymadan yatıp, sabah olunca da Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) bıraktığı emanetleri sahiplerine ulaştırandı.

Hz. Ali kerremallahu vechehunun tarihin sayfalarına düşen sözlerinden biri ölümü kolaylıkla göze almasını anlamamıza yardımcı olmaktadır.

“İnsan uykudadır, öldüğü zaman uyanacaktır.”

Ölüm insanın toprağına kavuşmasıydı.

İnsanı topraktan yaratan Rabbine vuslatıydı.

Toprak Hz. Ali’yi (r.a.) bir gün sarıp sarmaladığında, Medine’de onu arayan Allah Resûlü (s.a.s.) kızı Fatıma’nın yanında bulamadı. Mescid-i Nebevî’ye varınca üzerindeki hırkanın sıyrılıp vücudu toprağa bulanmış halde uyuyan Hz. Ali’yi gördü ve mübarek elleriyle üzerindeki toprağı silkelerken seslendi:

“Kalk Ey Ebu Turab, kalk!”

(Haftaya yazımızın devamı yayınlanacaktır.)

Şiddetle Kınıyoruz

Önceki içerik

Hayat Pusulası

Sonraki içerik

4 Yorum

  1. Yazının devamını sabırsızlıkla bekliyoruz.

    1. Çok güzel yerde bitti ama keşke bikaç gün sonra okusaydim haftaya daha çok var 💕🌹

  2. Maşallah sübhanallah

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir