Sosyal

#instakıyas

3

Klişe söylemimizle açalım yazımızı:

“Gösteri toplumunda yaşıyoruz.”

Bu toplumun şu anda en etkin vitrini ise, storylerin, fotoğrafların havada uçuştuğu mecra: inst*gr*m (reklam olmasın). Burası dev bir cam vitrin. Herkesin elindekileri sergilemesine müsaade edilen bir alan. Doğru yere kanalize edilmeyen merakların ise içinde fink attığı, dipsiz bir kuyu.

Kimisi yediği, içtiği, gezdiği ve giydiği ile; kimisi çizdiği, icra ettiği, boyadığı eseri ile; kimisi insanların görüp de yakınlığına özlem duyduğu kimselerin kolaj anıları ile; kimisi en afili üniversitelerde gördüğü eğitimine dair kareler ile, kimisi eşi, kimisi de evladı ile boy gösteriyor bu vitrinde. Kimisi, kimisi….

Evet içerisi bayram yeri gibi, kalaba. Herkesler orda. Hatta hala insta’sı olmayanlara tepki aynen şöyle: “Neee, yok artık? Neden???”

E bir de vitrin arkası var, ya da önü. Bu vitrinlerin günlük ziyaretçilerinden konuşalım mesela. Evet biraz kulak kabarttığımızda duyuyoruz, homurtular homurtular. Vitrin gezici kimseler like tuşuna basıyor basmasına ama içinden bir yerden de garip sesler çıkıyor. Hatta yorumlara gül bile koyuyorlar ama iç seslerde yankılananlar:

”Ay ben de gideydim şuraya, ay benim de bundanım olaydı, ayy benim de şöyle yeteneğim olaydı ah,…” maşallah yazıyor bu sırada hatta. İç ses: “maşallah da yani :((“

 En genel dış ses ise şöyle: “Ne zaman bu mecraya girsem mutsuz ayrılıyorum. Herkes ne kadar mutlu, oysa benim hayatım ne kadar da…”

Peki, nedir bu işin aslı astarı? Makalelerin yazılıp çizildiği, psikologların bu alanda bol bol kelam sarf ettiği bu meselenin ardında ne gizli? Belki çok cevaplar vermek mümkün. Oylama ile birincilik tahtına oturan temel şey ise: kıyas. Kıyasın koluna yapışmış bir şey daha görüyoruz, haset! Mütemmim birer cüz halinde bu ikili birinciliği paylaşıyor.

Kıyas etmek, öyle hafife alınacak bir mesele değil, evet. Şeytan, hasetle körüklenen kıyası neticesinde cennetten kovulmuştur. Bunun için kıyas şeytandandır, denilir. Kıyası günlük rutinin bir parçası haline getiren kişi kimin fiilini taklit etmektedir, kendisine ikram edilen nimetlerden bu kıyası sebebiyle nereye düşmektedir?

Sonra ilk cinayetin hasetle yanan bir kıyas sonucu işlendiğini hatırlasa, korkmaz mı halinden? Kabil kardeşinin canına kıyas ile kast etmemiş midir?

Bir şeyin sürekli yapılması ile kişide bunun bir alışkanlık halini almasından, kişinin bu alışkanlığının meleke haline geldiği söz edilir malum. Zâkiran, zikreden demektir mesela. Keza her daim zikir halindedir bu kimseler. Hem zikretmeye alışmışlardır hem de zâkiran denilince bu kimselerin zikir halinde oldukları hatırlanır. Durmadan haset eden, başkalarına verilen nimetleri gördüğünde bu nimetlerin kendisine verilmesini isteyen; o kimselerin bu nimetlere layık olmadığı düşüncesi ile  bakan kimse de haset fiilini hayatında bir rutin haline getirmez mi? Haset de kişide meleke halini almaz mı? Maalesef ki almaktadır.

Peki dakikaların saatleri, saatlerin de günleri kovaladığı bu mecrada vitrin bakarken durmadan ve fark etmeden kıyas eder halde bulduğumuz instacılar ve instası olmadan bu hal içinde olanlar için ne yapmalı?

Cevabı gelecek yazıda, inşallah.

(Mecrayı hayır yolda kullananlar bu yazıdaki kapsamın dışındadır.)

İnternet Hızı Nelere Bağlıdır?

Önceki içerik

Yeryüzünün Elmas Kolyesi “Elhamra”

Sonraki içerik

3 Yorum

  1. Nasıl da kanayan yaraya dokundunuz. Allah razı olsun.

    1. inşallah yara olmaktan çıkar hayatımızdan…

  2. Çok doğru noktalar, teşekkürler

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv