Kültürel

Kazasker Mustafa İzzet Efendi

0

Şüphesiz Kazasker Mustafa İzzet Efendi deyince ilk olarak hatırlara Ayasofya Camii’ni donatan eşsiz hat levhaları gelir. Bununla birlikte istedik ki Hazreti Peygamberimiz’in (s.a.s.) aşkı ve hürmetiyle bir ömür sürmüş hattatımızın yazmış olduğu Enbiya Suresi 107. ayet-i kerime ile merhaba diyelim. Arapça okunuşu ve manasını dikkatinize sunuyoruz.

Vemâ erselnâke illâ rahmeten lil-âlemiyn
Ey Muhammed! Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.

Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin buradaki imzası da dikkatlere şayandır.:

Bende-i âl-i aba Seyyid İzzet Mustafa

Anne tarafından İsmail Rumi Hazretleri’nin soyundan gelen Mustafa İzzet Efendi aynı zamanda seyyiddir. Destan Ağazade Mustafa Ağa’nın oğlu olarak Kastamonu’nun Tosya ilçesinde dünyaya gelir. Babacığının vefat etmesi üzerine annesi tarafından ilim tahsili için küçük yaşlarında İstanbul’a gönderilir. Fatih medresesinde Arapça ve dini ilimleri öğrenmeye başlar. Musikideki kabiliyeti ve sesinin güzel olmasıyla Kömürcüzade Hafız Şeyda’dan musiki meşk eder.

Bir Cuma günü hocası, talim ettirdiği naat-ı şerifi Hidayet Camii’inde Sultan II. Mahmud’un huzurunda, Mustafa İzzet Efendi’ye okutturur. Padişah, Mustafa İzzet’in okuyuşundaki tavrı ve sesini ziyadesiyle beğenir. Sarayın himayesinde hususi olarak yetiştirilmesini ister. Henüz on üç yaşında olması hasebiyle Silahtar Ahmed Paşazade Ali Paşa’yı bu hususta vazifelendirir. Buradaki eğitim sürecinin ardından Galata Sarayı’nda üç senelik tahsil hayatı başlar. Tabi o dönemlerde Galata Sarayı dini, idari, askeri ilimler olmak üzere hat ve musiki gibi sanatların da öğretildiği irfan mekteplerindenmiş. İlim ve sanatla donatılan Kazasker Mustafa İzzet, hüsn-i hat eğitiminde dönemin üstadlarından yazı meşk eder. Çömez Mustafa Vâsfı Efendi’den sülüs-nesih hattını, Yesarizâde Mustafa İzzet Efendi’den de ta’lik yazıyı meşk ederek icazetini alır.

İsmail Dede Efendi’den Şakir Ağa’ya kadar devrin büyük musiki üstatlarıyla beraber sarayda bulunup padişahın huzurunda yapılan fasıllara hanende ve neyzen olarak iştirak eder. Yüksek kabiliyeti Sultan tarafından takdir edilip itibar görür. Fakat Mustafa İzzet Efendi ilim ve sanatını bir araç vesilesi kılarak mütevazı bir hayat yaşamayı tercih eder. Hac yolculuğu için padişahtan izin alıp saraydan ayrılır. Sonrasında hemen geri dönmez, bir müddet Mısır’da kalır. İstanbul’a döndüğünde saray hayatından uzakta padişaha görünmeden dervişane bir hayat yaşamayı seçer. Bir Ramazan günü Beyazıd Camii’indeyken onu tanıyan birkaç kişi kâmet getirmesini ister. Fakat II. Mahmud’un sesini duyup kendisini tanıyacağından çekinir, okumayı kabul etmek istemese de yine de kameti getirir. Mustafa İzzet Efendi’nin okuyuşunu duyan II. Mahmud kendisini tanır. Hizmetinden ayrılmış olması, sarayı terk etmesi ve hac dönüşünü belli etmeyerek gizleniyor olması padişahı son derece celallendirir. Ağır bir cezaya maruz bırakmak istese de sakinleşir ve onu affeder.

Mustafa İzzet Efendi Şefik Bey, Abdullah Zühdi gibi nice kıymetli talebeler yetiştirmiştir. Eserleri arasında Ayasofya Camii yazılarından başka, Hilye-i Şerifler, levhalar, kitabeler ve Kur’an-ı Kerim olmak üzere güzide eserler bırakmıştır. Bununla birlikte Şehzadelerin yazı muallimliği, Rumeli Kazaskerliği, Sultan Abdülmecid’in sarayında ikinci imamlık vazifesi gibi hizmetleri de olmuştur.

Eyüp Cami’inde 6 sene hatiplik yapan Mustafa İzzet Efendi, Cuma günleri hutbe hazırlığı dolayısıyla hat çalışmalarına ara verirmiş. Bununla ilgili sözleri şöyle nakledilir:
“Cumartesi günleri yazdığım yazıları, aradan kırk yıl geçse, ensesinden tanırım!”
Bu sayede yazının devamlı çalışılması gerektiği vurgulanıyor. Sanatkarımız bir günlük bir aranın bile yazıda nasıl bir sekteye uğrayacağı hususuna dikkat çekiyor.

Hattat, bestekâr, neyzen, hanende ve devlet adamı olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi, bereketli bir ömür sürmüştür. Sanatını Efendimiz’e (s.a.s.) olan sevgisi ile besleyerek eserlerinde bu idraki yansıtmıştır.

Aşağıdaki levhada ise sevgiyi bize sanatıyla anlatmıştır adeta. Hz. Muhammed’i (s.a.s.) sevmiş, onun sevdiklerini sevmiş, onu sevenleri sevmiş. Âl-i abânın yazılı levhasını gönül hanelerinize bırakıyoruz.

Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin celi sülüs hattıyla “Allah, Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin” levhası.

İs Mürekkebi
Kuşlar konmuş sesinin tellerine, sanırsın bahar gelmiş.

    Teknolojik Aletler Bizi Nasıl Tanır?

    Önceki içerik

    Yorumlar

    Yorum Yaz

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

    Arşiv