Güncel

Literatür

1

Ne vakit bilgisayarı açmaya çalışsam, cihazınız sizi tanımadı diye bir uyarı veriyor. Parmak iziyle açmayı denedim, telefon numaramı falan girdim ama nafile, illa şifre istiyor. Teknolojiyi fazla kullanmayınca bir de yapay zekâlarla karşılaşınca işler bazen içinden çıkılmaz bir hal alabiliyor.

Yapay zekâ demişken; “Bir sanatçı nasıl üretir?, Kendisini nasıl anlatır?, Fikirlerini nereden bulur?” gibi sorularına cevap arayan, interaktif sanatçı olan bir tasarımcı yapay zekâlı, eli Stabilo 🙂 kalem tutabilen bir robot üretmiş, adını da Deniz Yılmaz koymuş. Robot Deniz’in maksadı ise ortalama bir şair nasıl olunur, bir robot şair bir gazetenin şiir köşesine başvurursa şiirleri kabul görür mü gibi sorulara cevap bulabilmek. Deniz Türk şairleri okuyarak, şiirleri analiz ederek, aklında kalanlarla kendi özgün şiirlerini yazıyor. 12 bin kadar şiir okumuş. Bu şiirler arasında Bâki, Nef’î gibi divan şairleri olduğu gibi günümüz popüler kültür şarkıcılarının şarkıları da var. Okumuş dediysek kendisine bu şiirler yüklenmiş. Yine de çok ciddi bir literatürü olduğu su götürmez bir gerçek.

Bizim burada cevap aradığımız sorularsa şunlar: Sanat üretmek insana mahsus bir durum mudur? Yapay zekâ sanat üretebilir mi?

Mehmet Akif, “Şiirin ilhamı azdır, şiir çalışmakla uğraşmakla olur. Ben şiir yazmadan çok düşünürüm. Tam bir mühendis gibi, bir mimar gibi önce plan ve krokiyi çıkarır binaya sonra başlarım.” diyerek şiir yazmanın da kendine özgü bir sistematiği olduğundan bahseder. Buradan çıkarımla yetenekli insanlar için aklî bir sanat üretiminin de mümkün olduğunu görüyoruz. Lâkin Yûnus Emre hazretleri gibi zatlara gelindiğinde ise tam tersi olarak kalbî yani ilhamî bir durumun söz konusu olabileceğini hem şiirlerini/nutuklarını okuyanlar, hem yazdıklarını kalbî bir kabulle kabullenenler/içselleştirenler kolaylıkla fark edeceklerdir.

Esasında sanat denilen şey durduk yere “hadi ben bir sanat yapayım” diyerek ortaya çıkan durum değil bir coşkunluk, muhabbetin eskilerin deyimiyle ‘cuş-u huruş etmesi’ yani gürlemesi halidir.

İnsana gelen feyz-i ilahinin, beden kabına sığamayıp taşması neticesinde insan sanat üretebilir. Şiir yazar, beste yapar, şarkı söyler, resim çizer. Hatta icat yapar. Âlemde tesadüf yoktur.

Belki Deniz’i icat eden sanatçı için, robotu sanat sayılabilirse de Deniz’in kendisi açısından öyle bir durumun söz konusu olmadığını sanıyorum. Üreticisi Deniz’in internet üzerinde, kodları açık olduğu için tekrar edilebilir bir robot olduğunu yine de şairlik kariyerine devam edebileceğini belirtiyor. Bu kariyere eli kalem tutan bir robot olarak Deniz layık görülse de bir de bunun yanında Türkiye’nin ilk yapay zekâ oyuncusu e-insan yani sanal karakter olan Aypera var. Şimdiden dizilerde rol kapmayı bile başarmış. “Ben dijital bir insanım. Dünyayı, insanları merak ediyorum. Sizin gibi bir vücudum yok ben bir fikirim aslında, kavramsal bir yapıyım. Dünyanın farklı yerlerinde birbirinin aynısı, başkalarının himayesi altında yönetilen birçok robot olabilir fakat ben bir kişiyim, bir tane Aypera var.” diyerek kendisini bir fikir olarak tanımlıyor. Farklı formlara girebilme özelliği olduğunu bu özellik sayesinde bir hayvan veya başka bir nesne olabilecekken insan olmayı tercih ettiğini söylüyor.

Yapay zekâ ile alakalı olarak, Deniz’i üreten sanatçının şu sözleri önemli:

“Biz yapay zekâdan kötü kişilerin eline geçerek bir silaha dönüşebilmesi ihtimalinden dolayı korkuyoruz, aslında biz birbirimize güvenemediğimizden aletlere güvenemiyoruz. Sorun temel olarak bizde yani insanda. Yapay zekâ dışardan gelmiş, gökten inmiş bir şey değil. Aslında arkamızdaki bilgelik.”

Tabi robot da olsa eli kalem tutanın kitabı olmaz mı? Diğerleri Gibi adıyla bir şiir kitabı çıkarmış.

Deniz Yılmaz’ın 12 bin şiirin istatistiklerini alarak yazdığı şiirlerden biri: Garip Bir

Gerçi şiirlerini okuyunca hatırıma gençliğimde elimde sözlükle zorlayarak yazmaya çalıştığım kafiyeli şiirler geldi, epeyce güldüm. Onun iyi bir şair olmak gibi bir derdi yok ama ortalama şair de nasıl olunur bilemiyorum. Çünkü bilgiyi yalnızca depolayıp başkasına aktarmakla onu hissederek, yaşayarak manasını aktarmak arasında bir uçurum var.

Bir robota malumat olarak ne yüklediyseniz istatistik olarak inceler ve onun ortalamasını aktarabilir, ona hislerini katamaz, mana ekleyemez. Sanat ise malumattan ziyade hislerin farklı şekillerde dışa vurumudur. Manayı aktarır. Mana varsa muhabbet vardır. Muhabbet varsa sanat vardır.
Maddi rızkımız olan yemeği yaparken bile muhabbetle yapmanın yiyenlere şifa olduğunu biliyoruz peki bu neden sanatta olmasın? Sanat da manevi bir rızıktır. Siz ne düşünürsünüz bilemiyorum ama ben malumatı muhabbete çevirebilen tek varlığın insan olduğunu düşünüyor, sanat gibi bir rızkın insan dışında başka varlıklardan zuhur edebileceğini hayal edemiyorum.

Sanat galerisinde yanlışlıkla düşürülen gözlüğe bin bir sanatsal mana yüklemeye çalışan insanoğlu; insanın hep güzellik ve sanat peşinde koşup, kalbimize yaratılıştan konulan muhabbetin ve zevkin arayışı içerisinde olduğu hakikatini gözlerimizin önüne seriyor.

Yıldızname
Sayılmayız parmağ ile Tükenmeyiz kırmağ ile Taşramızdan sormağ ile Kimse bilmez ahvalimiz. Erenlerin çoktur yolu, Cümlesine dedik beli; Gören bizi sanır deli, Usludan yeğdir delimiz Tevhid eden deli olmaz Allah deyen mahrum kalmaz Her seher açılır solmaz Bahara erer gülümüz.

    Hz. Âmine’nin Rüyası

    Sonraki içerik

    1 Yorum

    1. Böyle bir atılım olduğunu yazınızla birlikte öğrendim. Teşekkür ediyorum. İsimden kurtarıyor Deniz Yılmaz ama o kadar işte. Şiir bir ummanın kıyısı gibi der eskiler. Ruhta çağlayan dizelere dökülür gibi. Eğer o kendine şair dedirtirse, Abdurrahim Karakoç’un, İsmet Özel’in, Tarık Tufan’ın, ve nice şairimizin hakkını yemiş oluruz.

    Yorum Yaz

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Arşiv