Âb-ı Hayat

Muhip Kime Denir?

0

Sevgiliden bir ivaz bekleyen veya onu bir maksatla seven muhip (seven) değildir gerçek muhip senden bir şey bekleyen değil senin uğrunda her şeyini harcayandır. (Hikem-iAtâyiye, 243. Hikmet)

Sevgilisinden bir şey bekleyene ‘aşık’ ya da ‘muhip’ denmez. Muhip yani muhabbet duyan, seven, hesap etmeden her şeyini sevdiğinin uğrunda harcayabilendir. Muhip olarak tabir edilen kişi  kim almış, ihtiyacı var mıymış, yok muymuş, beş mi on mu almış hiçbir şeye bakmadan dağıtır. Kendi isteğiyle malını, her şeyini sevgiliye verdikçe verir. Hatta sevgili ona bir şey dahi verse, onu da sevgiliye arz etme gayreti içerisindedir. Kulluk ve ibadet ancak bu sırla yapılırsa marifet zevki alınır.
Allah Teala’nın verdiğini yine O’na en güzel şekilde takdim etmek; ibadet ve kulluğun başka bir tarifidir.
Nitekim “Kendileri ihtiyaç içinde olmasına rağmen yoksullara, yolda kalmışlara, başka ihtiyaç sahiplerine sevdiklerinden yedirirler, infakta bulunurlar. Bunun karşılığında ise onlardan ne bir teşekkür ne de bir karşılık beklemezler. Tek istedikleri Allah’ın vechidir.” buyurarak Allah Teala onları ayet-i kerime ile övmüştür. (İnsan, 8/31)
Mevhum benliğimizden namazla, secdeyle, hacla, zekatla, vermekle geçeriz.  Secdede Allah’a en yakın olduğumuz an. Yüzümüzü siler, eşiğine yüz sürdüm Ya Rabbi ancak sen varsın, deriz. Hacdan evvelki günahlarımızı hatta sevaplarımızı Allah’a havale eder, anadan doğmuş gibi fıtratımıza kavuştuğumuz, kendi nefsanî yaşayışımızdan vazgeçtiğimiz yeni bir benlikle; şahsiyetle, rızayla, Allah ile daim olabileceğimiz bir benlik ister ancak O’nunla bayram ederiz.
Günümüzdeki aşk anlayışıyla tasavvufa konu olan ilahi aşk birbirinden çok farklıdır.  Maalesef mürekkep yalamış bazı aydınlarımız bile bu temel ayrılığı görememişlerdir. Bundan dolayı da “Efendim aşkta karşılık beklemek vardır. O sebepten vazife şuuru ile ibadet etmek daha üstündür.” gibi açıklamalara yönelmişlerdir. Bu tenkit ancak kendilerine sufi dedikleri halde bu sıfattan uzak yaşayan kişilerin yanlışlıklarına bakılarak yapılırsa mazur görülebilir. Fakat bilinmeli ki sufî dediğimizde mümin kardeşini cennete koymayı kendisinin cennetlik olmasından daha önemli gören bir zihniyetten bahsediyoruz.
Sıddıkların, Hz. Mevlana gibi sufî büyüklerinin yolu anlamaya bile yaklaşamayacağımız bir aşk ve merhameti anlatır. Merhamet aşkın meyvesidir. O sebepten Allah’a en çok aşık olan peygamberler insanların en merhametlileridir. Ashab-ı kiramın seçkinleri tarafından en güzel şekilde yaşanan ve temsil edilen bu aşk muazzam bir medeniyet oluşturmuş, halka halka günümüze gelmiştir.
İman, severek Allah Teala’yı bilmenin ve inanmanın adıdır.
Sevginin ölçüsü fedakârlıktır. Cemalullah sevgisinin ölçüsü de her şeyini Allah’a vermek, kendi varlığından geçebilmektir. Bunun tek kelimeyle ifadesi ise La İlahe illallah’tır. Bu yolun başı da sonu da tevhiddir.
Seyyid Seyfullah’tan dinleyelim:
Bu aşk bir bahr-i ummandır
Buna hadd ü kenar olmaz
Delilim sırr-ı Kurandır
Bunu bilende ar olmaz
Eğer aşık isen Yâre
Sakın aldanma ağyare
Düş İbrahim gibi nâre
Bu gülşende yanar olmaz
Kıyamazsın baş ü cane
Uzak dur girme meydane
Bu meydanda nice başlar
Kesilir hiç sorar olmaz
Biz aşığız biz ölmeyiz
Çürüyüp toprak olmayız
Karanlıklarda kalmayız
Bize leyl ü nehar olmaz

Haseki Sultan Namazgâhı ve Meydan Çeşmesi

Önceki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir