Güncel

Öz/güven

0

Sen güzel ahlakın sadece insanlarla iyi ilişkilerde bulunmak olduğunu mu zannediyorsun? İnsanların haklarına riayet edip de Allah’ın haklarına saygı göstermeyen insan, güzel ahlak sahibi değildir.1

“Böylece sizi (Ey Muhammed Ümmeti) vasat (orta, mû’tedil) bir ümmet yaptık, tâ ki insanlara karşı siz şâhitler olasınız ve bu peygamber de size tam bir şâhit olsun diye. (Habibim) senin hâlâ üzerinde bulunduğun (kıbleyi) kıble yapmamız o peygambere (sana) uyanları, ayağının iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden (uymayanlardan) ayırt etmemiz içindir. Gerçi (bu) elbette büyük bir şeydir. Ancak bu, Allah’ın doğru yola ilettiği kimseler hakkında değildir. Allah imanınızı boşa çıkarmaz. Çünkü Allah insanlara çok şefkatli ve merhametlidir.” (Bakara, 2/143)

Ayeti kerimede geçen vasat kelimesinin Kur’ân’da başka ayetlerde âdil, dosdoğru olarak zikredildiğini görmekteyiz. Efendimiz de (s.a.s.) bu ayeti tefsir ederken vasat kelimesini adalet kelimesiyle tefsir etmişlerdir.

Bizim ilk önce adaletin ne olup ne olmadığını düşünmemiz gerekir. Günümüz şartlarında; kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapmamanın, herkese eşit davranmanın adalet olarak algılandığı malum. Oysa adalet ile eşitlik aynı değildir. Zahiren bile bakarsak on kiloluk bir çocuğun yediği yemeği, yüz kiloluk bir yetişkine verdiğinizde veya tek çocuklu bir aileye yaptığınız yüz liralık yardımı, on çocuklu bir aileye yaptığınızda adaleti sağlamış olmazsınız, yalnızca eşitliği sağlamış olursunuz. Ama zulüm devam eder.

Adalet ile zulüm birbirine zıt kavramlardır. Adalet bir şeyin yerli yerince, Hak üzere bulunması, hakkının verilmesi demekse; zulüm bir şeyin olması gereken yerde bulunmayışı ve Hak üzere olmayışına delalet eder. Hukuk kurallarıyla bir çok konuda eşitlik sağlanabilir lakin adaleti sağlamak ancak yaratıcının, yarattığı mahlukunun ihtiyaçlarını bilerek koyduğu kurallar çerçevesinde mümkün olacaktır.

Yeri gelmişken Alev Alatlı hanımefendinin şu sözünü nakledelim: “Her yasal hak helal değildir. Aslolan helalleşmek olmalıdır.”

Müslüman toplumlarda adalet, Allah’ın hakkına riayet etmekten geçer. Kur’ân’da ve sünnette olan hükümlerin yaşamımıza sirayet etmemesi bizi mu’tedil/vasat ümmet olmaktan çıkartan bir durumdur. Adaleti sağlayamayan Müslümanların üzerinden, ayeti kerimede belirtilen şâhit olma vasfının düşebilme ihtimali de hatırda tutulmalıdır.

Yahudilerin bir çoğu sekülerliğin (dinden uzaklaşıp dünyevileşme), Hristiyanların bazıları ise ruhbanlığın (dine yönelip dünyadan el etek çekme) pençesindedir. İslam’da sekülerlik de ruhbanlık da yoktur.
Vasat ümmet olabilmenin başka bir tarifi de bugün ölecekmiş gibi ahirete hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, Kur’ân ile onu fiilen tefsir eden sünnetin ışığında ve Allah’ın rızasına uygun niyet ve ameller doğrultusunda hizmet etmektir.

Bu çok mühim bir konu ama şimdi nereden çıktı diye düşünenlerimiz varsa açıklayayım. Sosyal medyada gözüme şöyle bir garabet ilişti;

“Evimin yanındaki caminin imamı hutbede şöyle bir iddiada bulunuyor şu an: Ben Îsâ’yı şu Kuzguncuktaki kilisenin papazından daha iyi biliyorum. Mûsâ’yı sinagogdaki hahamdan daha iyi biliyorum. Çünkü ben Müslümanım.”

Bu sefih kişi, hocayı “cahil özgüveni”ne sahip olmakla suçluyordu. (Dikkatinizi de çektiği üzere hutbeyi Cuma’ya gittiğinde işitmemiş, Cuma vakti evinde otururken duymuş.) Elhamdülillah biz Müslüman insanlarız. Hoca değiliz ama bizlerde de aynı özgüven biiznillah vardır. Hadis-i şerifle sabittir ki müminde bazı kötü, beğenilmeyen vasıflar olabilir ama mümin yalancı olamaz. Yalancı olmayan birinin de şahitliği elbette kabul edilir.

Rivayete göre, kıyamet günü ümmetler muhasebe için getirildiğinde, peygamberlerin tebliğini inkar ederler. Bunun üzerine Allah Teâlâ -onların halini en iyi bilen olduğu halde- onlara tebliğde bulunulduğunu delilli bir şekilde göstermek ister, ümmet-i Muhammed getirilir, onlar da peygamberlerin tebliğde bulunduklarına şehadet ederler. O zaman diğer ümmetler “Bunu nereden bildiniz?” diye sorarlar. Onlar da “Biz bunu Allah’ın sadık elçisinin diliyle bize bildirilen nâtık/konuşan kitabında Allah’ın ihbarıyla bildik.” diye cevap verirler. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.s.) getirilir, ümmetinin halinden sorulur, O da adil olduklarına şehadet eder.”2

“İnsanlardan birtakım sefihler şöyle diyecekler: yönelmekte oldukları kıbleden onları çeviren nedir? De ki: Doğu da, Batı da Allah’ındır. Allah, dilediği kimseyi doğru bir yola iletir.” (Bakara, 2/142)

“Senin yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu görmekteyiz. Artık elbette seni razı olacağın kıbleye çevireceğiz. Bundan böyle yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rablerinden bir hak olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından gafil değildir.” (Bakara, 2/144)

“Andolsun, kendilerine kitap verilenlere her türlü ayeti getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, sana ilim geldikten sonra, eğer onların hevâlarına uyarsan, o takdirde sen de zalimlerden olursun.” (Bakara, 2/145)

Kıble/yön ve kıblenin değişmesiyle alakalı olan Bakara suresinin 142-145. Ayet-i kerimeleri arasındaki ayetler sizce de biz Müslümanlara kalp kıblemizi ne yöne çevirmemiz gerektiği ile alakalı bir mesaj iletmiyor mu? Efendimiz’in nezdinde bizlere zalimlerden olmamamız, adaleti temin etmemizle alakalı uyarı gelmiyor mu?

“Allah Teâlâ bir adamın içine iki kalp koymamıştır.” (Ahzab, 33/4)

Yüz, vücut ne yöne yönelirse kalp o yöne döner. Bizler ne Yahudiler gibi seküler, ne Hristiyanlar gibi ruhbanız. Hepsinin üzerine şahit “vasat ümmet” olan Müslümanlardanız elhamdülillah.

1 İbn Ataullah el-İskenderî, Gelin Tacı/Tâcü’l-arûs el-hâvî li-tehzîbi’n-nüfûs, Üsküdar Yayınevi, İstanbul, 2004, S:82
2 Kadı Beydavi, Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t-Te’vil, Selsebil yayınevi, İstanbul, 2011, C1, S:208

Yıldızname
Sayılmayız parmağ ile Tükenmeyiz kırmağ ile Taşramızdan sormağ ile Kimse bilmez ahvalimiz. Erenlerin çoktur yolu, Cümlesine dedik beli; Gören bizi sanır deli, Usludan yeğdir delimiz Tevhid eden deli olmaz Allah deyen mahrum kalmaz Her seher açılır solmaz Bahara erer gülümüz.

    Karanlık Ay

    Önceki içerik

    Uzak Bir Yakınlık

    Sonraki içerik

    Yorumlar

    Yorum Yaz

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Arşiv