Medeniyet Şehirleri

Sokaklarda Öğrendik

0

Hatay deyince aklıma en çok sokaklarında halat çekme yarışlarıyla rekabeti, mücadeleyi aynı zamanda ekip çalışmasının önemini öğrendiğimiz yıllar geliyor. İstanbul’da çocuk büyüten bir ebeveyn olarak size Hatay’ın bir de çocuklara bakan bu yönünden bahsetmek istiyorum.

Biz paramız olmasa da bir çözüm bulmayı; poşetlere bağladığımız iplerle umudumuzu havalarda uçururken öğrenen çocuklardık. Sokak sokak gezer, gazoz kapaklarını toplar, onları taşla dümdüz ederdik. Sonra taso niyetine kapak çevirmece oynardık.

Hayatta her zaman kazanamayacağımızı, kaybetmenin de hayatın bir parçası olduğunu, misket oynarken öğrendik. O zamanlar sokakta misket oynar, yutup yutuzurduk* (kazanıp, kaybetmek).  Sonra elimizde hiç misket kalmayınca gidip bakkaldan yenisini almak yerine, bütün misketler, yutanlar yani kazananlar tarafından eşit parçaya bölünüp herkese 3’er 5’er verilirdi. Ve oyun yeniden başlardı. Bir oyunun içinde merhameti, yardımlaşmayı ve paylaşmayı da öğrenirdik. Farkında olmadan.

Kendimize fantastik bir dünya kurmayı, televizyon veya sosyal medya videolarından değil; sokaklarda sinek ilacı sıkan arabaların peşinden ‘duman arabaaaaa’ bağrışlarıyla koşarken öğrendik.

Mahallede gezen nayloncular: ‘Sele var, Sepet vaaaaarrr’ diye avaz avaz bağırırlardı. Annelerimiz onlara giyilmeyen, eli yüzü düzgün kıyafetleri verir; onlar da annelerimize kıyafetler karşılığında sele-sepet verirdi. Sonra o kıyafetlere ne mi olurdu? 2. El kıyafet pazarlarında uygun fiyatlara satılırdı. Bir şeyleri atmamayı, değiştirmeyi, dönüştürmeyi biz taaa o zamanlarda öğrendik.

Sayı saymayı nasıl mı öğrendik: Saklambaç oynayan elime mum diksin… 1,2,3… ebelik güç, sonra 4, 5! ve sonra 6,7,8,9,10 diye oynarken.

Anne-babasından veya nine-dedesinden harçlığını alan çocuğun ilk işlerinden biri olurdu mahalle bakkalından plastik top almak. O zamanlar herkeste top yok tabi. Sokakta kimde plastik top varsa o haftanın gözdesi o olurdu. Oyun oynamak isteyenler tarafından dışarda oynamaya hep o çağrılır ve oyunun baş kahramanı olurdu. Taa ki o plastik top patlayıncaya kadar.

Topun patlaması işinin bittiği anlamına gelmiyordu tabi. Patlamış bir futbol topuna bir yarık açılır. İçine havası indirilmiş plastik top sokulur. Sibop yarık kısmında bırakılır ve oradan şişirilince yeni top hazır olurdu. Popüler olmayı da, havanın sönmesini de, o havayı geri üflemeyi de Hatay’ın o daracık sokaklarında böyle öğrenmiştik.

Hatay sokaklarında oyun oynadığımız günlerden, şu anda çocuk kahkahası duyamadığımız İstanbul sokaklarına uzanan 30 yıllık bir ömür. Pek çok şey için belki kısa fakat oyunun hayatîliğini öğrenmek için yeterli bir süre.

Demem o ki oyun sadece eğlenmek demek olmadı bizim için. Oyun aynı zamanda hayatı öğrendiğimiz, geleceğin prototipini yaşadığımız, zorluklar ve olumsuzluklarla baş edebilen sağlıklı bireyler olmamıza zemin hazırladı, bize bir hazırlık süreci oldu. Sosyal ilişkiler kurabildiğimiz ve beraberinde yer yer anlaşmayı, yer yer kavga etmeyi, gerektiğinde isyan edip başkaldırmayı öğrendiğimiz bir okul gibiydi sokak.

Ramazan-ı Şerif’in Bize Kazandırdıkları

Önceki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arşiv