Âb-ı Hayat

Terk Etmeyen Dost

0

“Hakk’ın güzelce örtüşü olmasaydı amellerin hiçbiri kabule şayan olmazdı.” (Hikem-i Atâiyye, 135. Hikmet)

İnsanın iyi amel olarak yaptıkları; kıldığı namaz, tuttuğu oruç, yaptığı hac kendi nispetinde ortaya koyduğu şeylerdir. Kulun idrakine göre kemâlâtı değişse de hepsi neticede eksik ve kusurludur. Peygamber dahi olsa kimin yaptığı ibadet Allah’ın şanına layık olabilir? Ataullah el-İskenderi’nin bu sözünden sonra O’nun güzelce örtüşü sayesinde amellerimizin kabul olduğunu görüyor, yaptığımız ibadetten sonra O’nun setrine daha çok muhtaç olduğumuzu anlıyoruz.

Ve devamında buna işareten diyor ki “Allah’ın hilmine senin ihtiyacın, isyan ettiğin vakitten ziyade itaat eylediğin zamandadır.” (Hikem-i Atâiyye 136. Hikmet) 

Atâullah el-İskenderî Hikem-i Atâiyye‘de bazen bir mevzuyu ele alarak peş peşe devam eden hikmetlerle onu işler. Biz de burada setr ile alakalı diğer hikmetli sözleri zikrederek devam edelim.

“Setr iki kısımdır. Biri günahlardan örtünme, diğeri günahları örtmek. İnsanların avam kısmı halkın teveccühünü yitirmek endişesiyle günahlarının setr olunmasını talep eder. Oysa has kullar Melikü’l-Hakk’ın nazarından düşmek korkusuyla günahlara karşı kendisini korumasını, setrini Rabbinden niyaz eder.” (Hikem-i Atâiyye 137. Hikmet)

Anlaşıldığı üzere kimi Allah’ın günahlarını setretmesini isterken, Allah’ın has kulları da günahtan setr olmak (uzaklaşmak) ister. Hz. Abdülkadir Geylani’nin bunu hatırlatan meşhur bir sözü vardır. Avamın tövbesi ot biçmek gibidir. Havasın tövbesi ise ayrık otlarını kökünden sökmektir. Otu biçtiğinde bir hafta sonra daha gür çıkar fakat kökünden söküp atarsan bir daha o ot, o gülistanda baş göstermez. Yukarda avamın günahlarının örtülmesini istemesi, otların biçilmesi gibidir. Halis kullar ise ilimde de derinliğe sahip olduğundan yanlış olan şeylerin derinliğini fark eder ve ayrık otlarını kökünden temizleyerek günaha sebep olan meseleyi kökünden halleder.

“Her kim sana ikram ederse ancak Cenab-ı Hakk’ın sendeki güzel örtüsüne ikram etti. Binaenaleyh hamd ve sena senin ayıplarını örten Hak Teala’ya layıktır yoksa sana ikram eden insana değil.” (Hikem-i Atâiyye 138. Hikmet)

İnsanların birbirine teveccühü, ikramı, Allah Teâlâ’nın ayıplarımızı birbirimizden setretmesi, göstermemesi sebebiyledir. Öyleyse hamd bu ikramı yapana değil,  böyle güzelce örtüp ikram olunmanı sağlayanadır diyor ve mevzuyla ilgili olan son sözü şöyle söylüyor:

“Hakiki dost gizli ayıp ve kusurlarını bildiği halde teveccüh gösterip seni yakınlığına kabul edendir ki o da ancak kerîm olan Mevla’dır ve dost olacağın kimselerin hayırlısı senden istifadesi olmaksızın seni seven ve isteyendir.” (Hikem-i Atâiyye 139. Hikmet) Ki bu da kulunu muhabbetiyle var eden, ikram eden, ayıplarına bakmadan nimetlerini yağdıran Mevla’sıdır.

Dost aynı zamanda insanı hiç terk etmeyene denirmiş. Halbuki en iyi arkadaşlıklar bile kabre kadardır. Terk etmeyen Hz. Allah’tır.

Allah Teâlâ daima tevfikini refikimiz eylesin.

Unutmabeni Çiçeği

Önceki içerik

Balkanlarda Muharrem Ayı

Sonraki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arşiv