Edebi-Tarihi

Ünsiyet

0

Serez’e yerleştiklerinde yeni evlenmişlerdi Osman Nuri Efendi ve eşi Naile Hanım. Evlat sahibi olmayı beklerken geçen zamanı saymaz olmuşlardı artık. Allah’a dua etmeye, her namazlarında hayırlı evlat dilemeye alışmıştı elleri de yürekleri de Naile Hanım’ın tahta evin penceresinden gece gökyüzüne bakıp Rabbi’ne yalvarırken ağlayan gözleri de.

Osman Nuri Efendi’nin, Serez kasabasına Tabur imamlığı görevine tayininden sonra hem arkadaşı hem komşusu olan Salih Efendilere tebriğe gideceklerdi o akşam. Salih Efendi ve eşi de onlar gibi yıllarca evlat sahibi olamamışlardı. Muhtar Efendi vesile olmuş, kasabaya yakın Türk köylerinden birinde Balkan isyanları sırasında anası babası şehit edilmiş bir kız çocuğunu evlat edinmişlerdi. Naile Hanım tebrik için gündüzden ikramlıklarını hazırlamış, sevinçle kocasının eve gelmesini bekliyordu.

Salih Efendi’nin evine vardılar, içeriye buyur edildiler. Ama içeride gürültü kıyamet. İki üç yaşlarında bir kız çocuğu susmadan ağlıyor. Komşusu “Bu kızçe bize geldiği günden beri sanki ateşe atılmış gibi böyle ağlıyor. Ne yaptık ne hediye ettik ne pişirdik ne ikram ettiysek susmadı. O ağlıyor, biz de ağlıyoruz.” Osman Nuri Efendi eliyle küçük kıza işaret eder “Gel buraya kızım. Senin adın ne?” kızçe susar. Utana sıkıla oturur Osman Nuri Efendi ile Naile Hanım’ın tam ortasına, sofanın üzerine. Kız susar da Osman Nuri Efendi konuştukça yüzü gülmeye bile başlar. “Komşu sen kaç gecedir uykusuz kalmışsındır. Bu gece bu kızçe bizde kalsın. Siz de dinlenin.” der Naile Hanım. O gece kızçe ikisinin elinden tutar varır onların evine. O geceden sonra da başka kimsenin yanına gitmek istemez, gitse de sanki ateşe bırakmışlar gibi ağlamaya, bağırmaya başlar. Artık Osman Nuri Efendi baba, Naile Hanım anne olmuştur onun için. İşte daha onlar istemeden aralarında bir ünsiyet peyda olmuş, kızçe hasret kaldığı ailesinin yakınlığını Osman Nuri Efendi ve Naile Hanım’ın gözlerinde bulmuştur.

Burada bir parantez açalım,

Ünsiyet, Arapça “üns/alışma, alışkanlık” anlamındaki kelime köküne “-iyyet / isimleştiren mastar eki” ilavesiyle türemiş bir kelimedir ve “Yakınlık, bağ kurma, alışkanlık” anlamına gelir. Bazı âlimler “ünsiyet” ile “ins, enes/insan” kelimesinin kökteş olduğunu söyler. Derler ki, ünsiyet bir sevgi bağı kurma halidir. Bu, kul tarafından kazanılmış bir hal değil Hakk’ın kula bir ihsanıdır. Allah, bazı insanları bazı insanlara yakın kılar; bazı insanları da kendisine yakın kılar. Hakk’a varan yol insandan insana muhabbetle, yani ünsiyet ile akar.

Hikayenin gerisini soracak olursanız,

Yıllar geçmiş, Allah bir evlat daha nasip etmiş bu haneye. Oğlan, adı Mehmet Refik, aslan parçası. Beraber iki kardeş birlikte büyürler. Kızçe büyür serpilir, Mısır’a bir Türk Subay’ına telli duvaklı gelin eder onu Osman Nuri Efendi. İki oğlu olur, birinin adı Kurtuluş Savaşı’nın kahramanlarından İzzettin Çalışlar olacaktır ki vefatından sonra önce Edirnekapı Mezarlığı’na daha sonra Ankara’ya Kurtuluş Savaşı kahramanlarının yanına defnedilmiştir. Osman Nuri Efendi’nin naaşı ise Balkan Savaşları’ndan sonra biz torunlarına dahi meçhul olmuşsa da torunlarından torunlarına anlatılagelen anıları, kahramanlıkları kalplerimizde hâlâ onunla yaşar.

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon

Önceki içerik

Vecihi K-6

Sonraki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv