Âb-ı Hayat

Vird

0

“Cenabı Hakk’ın sürekli zikir ve ibadette bulundurduğu bir kulda eğer ariflerin halini göremezsen sen yine de Hak Teâlâ’nın ona ihsanını küçümseme. Çünkü Hak Teâlâ ona feyiz ve muhabbet vermeseydi devam ettiği bir vird ve zikir olmazdı.” (Hikem-i Ataiyye, 71. hikmet)

Merhaba Kıymetli Okurlar,

Önce vird kelimesinden bahsedelim.

Vird için maksuda varmak üzere Allah’ın seçip kuluna bahşettiği, lisanda kolay, mizanda ağır kelimeler veya hususi bir şifre diyebiliriz. Tesbihin, namazın veya bir ibadetin vird olarak adlandırılması için düzenli ve devamlı olması gerekir.

Virdle verd kelimesi aynı köktendir. Verd iç içe özelliği olan, yaprakları kendi içinden fışkıran, tohumunu da içinde barındıran bir çiçektir. Kelime olarak da mânâ olarak da aralarında yakınlık vardır. Nasıl ki çiçek devamlı bakım ister, vird de özel bir ilgi ister. Üzerinde tefekkür ister. Sırrı onun tekrarında, devamlılığındadır. Namaz, secde, tesbih her ne kadar tekrar olarak gözükse de hiçbir zaman öncekinin aynısı değildir. Her zikirde, secdede, niyetimize göre Allah’a biraz daha yaklaşmış, değişmişizdir; aynı hâl ve anlayış üzere değilizdir.

Çiçek örneğinden devam edersek tohum attığımızda murad edilen; o tohumun belli merhalelerden sonra verdiği meyvesi ve nihayetinde elde edilen meyvenin verdiği tohumdur.

Bediüzzaman Saîd Nursî çekirdeklerin, tohumların topraktaki kimyevi muamelelerden sonra kendi içinde dağılmasıyla yani bir nevi ölümüyle, sümbülün hayat bulduğu, toprağı yarıp deldiği örneğini verir.

Demek çekirdeğin mevti, sümbülün mebde-i hayatıdır” der.

Çekirdek ağaç olup meyve vermek için kendini toprakta tamamen ifna ettikten sonra sümbül olarak yepyeni bir hayata başlar.

Allah’ın bir muradı, virdin de o muradda barındırdığı bir mânâ vardır. Kul, sümbül misali kendi benliğinden sıyrılıp o virdi Allah’ın muradını gözeterek O’na arz ettiğinde murad edilenin kendisi olduğunu idrak eder. Kur’ân-ı Kerîm’de “فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ” (Bakara, 2/152) buyurulmuştur. Çoğunlukla “Beni zikredin, bende sizi zikredeyim” şeklinde mânâ verilse de, “Beni zikredin ki ben sizi zikrederim” mânâsı da verilmiştir. Bu durumda ayetten anlaşılabilen mânâda Allah kulunu zikretmiş, murad etmiştir. Öyleyse kul da virde sahip çıkmalı ki murad edilen kulluk mertebesine yükselebilsin.

Velhasıl ömrü namaz, ibadet gibi düzenli ve devamlı virdle geçen kişiye, Allah feyiz ve ihsanını lûtfetmiştir. Kendi dindar kriterlerimize uymadığı için beğenmezlik etmekten Atâullah el-İskenderî sakındırıyor, dikkat etmemizi işaret ediyor. Allah’ın ona olan ihsanını, feyiz ve muhabbetini hatırlatıyor. Allah’ın kuluna mağfireti, setri, lûtfu çoktur. Hz. Mevlânâ “Esas kusur, senin kusur gören gözündedir” der ve insanı evvela kendindeki kusurlarını görmeye teşvik eder. Bizlerin de kendi hayatımıza dair eksikliklerle ilgilenmemiz kendi hayrımıza olacaktır. Vesselam.

Ayasofya’daki Padişah Hatları

Sonraki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arşiv