Âb-ı Hayat

Yasin Suresi Bize Ne Anlatıyor? ( 13-19.Ayetler)

3

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحيمِ
Bismillahirrahmanirrahim

Kıymetli okurlar, Yasin Suresi’nin 13-19. ayetleri ile sizlerle buluşmaya devam ediyoruz.
Yasin Suresi’ni konulara göre değerlendirdiğimizde beş ana başlık karşımıza çıkmaktadır. Buraya kadar işlediğimiz ayetlerde (1-12. ayetler) Yüce Allah’ın (c.c.) Hz. Muhammed’in (s.a.s.) peygamberliği ve inanan/inanmayan insan karakterlerine ilişkin kelamını okumaktayız. 13. ayetten itibaren bir şehir sakinleri ile kendilerine gönderilen elçiler arasında geçen diyalog ve hadiselerden bahsedilmektedir.

13) (Ey Muhammed!) Onlara o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.

Bu ayette Yüce Allah (c.c.) Hz. Peygamber’e (s.a.s.) bir şehir halkını örnek olarak anlatmasını buyuruyor. Ancak ayette şehrin ismi geçmiyor. Yine ayette elçiler gönderildiği ifade ediliyor fakat elçilerin kimler olduğu bildirilmiyor. Bu ayetteki üslup Kur’an-ı Kerim’in geneline de hâkimdir. Zaman, mekan ve kişi isimlerinin geçtiği yerlerin Kur’an-ı Kerim’de çok sınırlı olduğunu görmekteyiz. Yüce Allah (c.c.) bizlerden mekanlara ve kişilere değil anlatılan esas mesaja yoğunlaşmamızı istiyor. Kişi ve mekanlara takılı kalarak almamız gereken asıl dersten uzaklaşmamızı engellemek istiyor.

14) Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, ‘’Hiç şüphesiz biz sizlere gönderilmiş elçileriz’’ dediler.

Ayet-i kerimede geçen yalanlanma, Hz. Âdem’den (a.s.) itibaren gelen tüm peygamberlerin karşılaştığı bir durumdur. Ancak bu ayette de buyrulduğu üzere Yüce Allah (c.c.) kullarının doğru yola yönelmesi ve yaratılış amacını unutmamaları için yüce merhameti ile iki peygamberi yalanlamış olsalar bile üçüncü peygamberini de gönderiyor. Elbette bu Allah’ın rahmaniyeti ve rahimiyetinin insanlar üzerindeki göstergelerinden biridir. Allah, kulları ne kadar isyankar olsalar da onlara merhamet etmede nekes/cimri davranmaz. Onları merhametle kuşatmak ve kendisine dönebilecek yollar bulabilmeleri için fırsatlar çıkarır. Oysa insan yaratılış itibarıyla çoğunlukla bunun aksine davranır değil mi? İyilik görmediği yerden kolaylıkla yüz çevirebilir ya da üzerindeki nimet sekteye uğradığında içindeki hırs ve kızgınlık onu bulunduğu halden başka bir hale çevirir. İçindeki öfke köpürüverir de sakin iken yapmayacağı işlerin failine dönüşür birden.

Bizler insanlara doğruyu ve iyiliği anlatmaktan asla vazgeçmemeliyiz. İnsanların bir hatasını gördüğümüzde hemen onların üstünü çizmemeli ve merhamet etmekten vazgeçmemeliyiz.

15) Onlar da: Siz de ancak bizim gibi insansınız; Rahman hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz, dediler.

Din, hayatın her kademesinde yaşayan hem bu dünya hem ahiret mutluluğunu kazanmamız için Yüce Allah (c.c.) tarafından gönderilen ilahi kurallardır. Tarih boyunca insanlar arasında bu kuralları bizlere getiren kişilerin insanüstü bir varlık ya da bir melek olması gerektiğine inanmış kişiler bulunmuş ve bunu yalanlama sebebi olarak öne sürmüşlerdir. Oysa kendi cinsimizden olmayan bir varlıktan bu dünyada doğru bir şekilde yaşayabilmeyi nasıl öğrenebiliriz ki…

16-17) Elçiler: Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor. Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir, dediler.

Elçiler, sahiplerinin Yüce Rab (c.c.) olduğunu ifade ederek ancak O’ndan aldıklarını tebliğ edebileceklerini , Yüce Allah’ın (c.c.) izni olmadan hiçbir şey yapamayacak ve aktaramayacaklarını ifade etmişlerdir.

18) Dediler ki: “Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur.”

Kendi nefislerinin emrine girmiş olan bu müşrikler o kadar kör hale gelmişler ki başlarına gelen felaketlerin nedeninin kendi inkarlarından dolayı olduğunu göremez olmuşlar, peygamberleri suçlamış ve işkence ile tehdit etmeye başlamışlardır. İnsan kendi kibrinin ve benliğinin hakimiyetine girdiğinde karşısındaki meselelerin sebep sonuç zincirleri ortadan kaybolur; adeta kainattaki her şey kendisinin haklılığını ortaya koymak için yeniden şekillenir. Kişileri hakikat dünyasından ayıran bu hal insanı Hakk karşısında ise zelil bir duruma koyar.

19) Elçiler de: Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz?) Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz, dediler.

Elçiler, müşriklerin söylediklerine istinaden onlara doğru yolu gösterdikleri ve nasihatte bulundukları halde nasıl olur da uğursuz olanın kendileri olabileceğini ifade etmiş; bu sebeple kendilerine bu ithamda bulunanların haddi aştıklarını ve inkarda çok ileri gittiklerini söylemişlerdir. Allah’ın elçilerinin iman etmeyen insanları ikna etmek, küfründe ısrar edenleri iman dairesine dahil olabilmeleri için durmaksızın çabalamak gibi bir görevleri yoktur. Nitekim Allah Teâlâ da Peygamberimiz’e hitapla Ğaşiye Suresinin 21-24. ayetlerinde şöyle buyurur: 

“Artık sen öğüt ver, çünkü sen ancak bir uyarıcısın. Onların üstünde egemen bir zorba değilsin. Ancak kim yüz çevirir ve inkâr ederse, Allah onu en büyük azapla cezalandırır.”

“Allahu a’lem bi’s-savab” (Allah doğrusunu en iyi bilendir).

Değerli okurlar, bu ayetlerde anlatılan hadiseler tarihte yaşanmış ancak Kur’an-ı Kerim’in her bir ayeti kıyamete kadar tüm insanlığa hitap etmektedir. Bu sebeple  ayet ve açıklamaları okur iken kendi çağımızda yaşananları düşünerek okursak anlatılanların bize hiç de uzak olmadığını görebiliriz.

Allah’a (c.c) emanet olunuz.

Melahat Abla ve Asude

Önceki içerik

Geldim, Gördüm, Kaygılandım

Sonraki içerik

3 Yorum

  1. Sevgili Yasemin Hocam çok anlaşılır bir dille ayetleri açıklaman ve günümüzde hemen bir yanlışı görünce değişen ilişkilere vurgu yapman gerçekten çok önemli bilgiler.Sevgiler,hürmetler

  2. Gönlüne ve kalemine saglik🌹

  3. Allah razı olsun hocam

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv