Âb-ı Hayat

Alâmet

1

Bir önceki yazımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Süleyman Çelebi, “Hem Muhammed gelmesi oldu yakîn” derken hem zaman bakımından Efendimiz’in (s.a.s.) gelmesinin yakınlaştığını ifade etmiş hem de bu gelişin kutsal kitaplarda hiçbir şüphe kalmayacak şekilde kesin bilgiye dayalı olduğunu ifade etmiştir. Süleyman Çelebi bize kısa bilgiler vererek iz sürmemizi ister. Bir beyitten kaç ayet, kaç hadis ve kaç rivayet çıkar.

“Muhammed sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir, fakat o Allah’ın elçisidir ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilmektedir.” (Ahzab 33, 40)

“Biz Kur’an’ı sadece gerçeğin bilgisi olarak indirdik, o da (sana) yalnız gerçeği söyleyerek geldi; seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.” (İsra 17, 105)

Sevgili Efendimiz’in dünyaya teşrif edeceğini müjdeleyen şu hadise de oldukça dikkate şayandır:

Seyf bin Zî Yezen, Kisrâ tarafından Yemen hükümdarlığına tayin edilince her taraftan Arap heyetleri gelip kendisini tebrik ettiler. Mekke’den gelen on kişilik heyetin başında da Efendimiz’in dedesi Hz. Abdülmuttalib bulunuyordu. Hz. Abdülmuttalib hükümdara:

“Ey hükümdar! Bizler Allah’ın dokunulmaz kıldığı hareminin halkı ve Beytullah’ın hizmetçileriyiz. Hükümdarlığını tebrik etmek niyetiyle geldik.” dedi.

Yemen hükümdarı onları güzel bir şekilde karşıladı ve uzun bir müddet misafir etti. Bir gün Hz. Abdülmuttalib’i yanına çağırarak ona şöyle dedi:

“Ey Abdülmuttalib! Ben sana bir sır emanet edeceğim ki o sırrı başkası olsaydı açmazdım. Fakat ben onun mâdenini sende gördüm. Bunun için onu sana açıklayacağım. Allah Teâlâ izin verinceye kadar bu sır sende mahfuz kalsın. Şüphesiz ki Allah emrini yerine getirir. Kendimize tahsis edip başkasına kapalı tuttuğumuz kitapta, öyle mühim bir haber vardır ki hayatın şerefi, ölümün fazileti ondadır; bütün insanları, heyet arkadaşlarını, bilhassa seni çok yakından ilgilendirmektedir,” dedi.

Hz. Abdülmuttalib:

“Ey hükümdar! Bütün göçebe halkı sana feda olsun. Nedir o büyük ve şanlı haber?” diye sordu. Hükümdar sözüne devamla:

“Tihâme bölgesinde bir çocuk doğacak. Alâmet olarak O’nun iki kürek kemiği arasında bir ben bulunacak. Kıyamet gününe kadar O’nda imamlık (riyaset) sizde de seyyidlik olacak.

Bu zaman O’nun doğacağı zamandır. Hatta belki de doğmuştur. Onun ismi Muhammed’dir. Babası ve annesi ölmüş olacak. Kendisinin bakımını dedesi ve amcası üzerlerine alacak. Allah O’nu apaçık tebliğatta bulunan bir peygamber olarak gönderecek. Bizden bir kısım insanları O’na ensar (yardımcılar) yapacak. Onlarla dostlarını aziz, düşmanlarını da zelil kılacak. O, yeryüzünün en kıymetli bölgelerini feth edecek. O’nun doğumu ile mecusilerin taptıkları ateş sönecek. Bir olan Rahman’a ibadet edilecek. Küfür ve taşkınlıklar yasaklanacak, putlar kırılacak, şeytan taşlanacak. O’nun sözü hak ile batılın arasını ayıracak, hükmü adaletten ibaret olacak. O daima iyiliği emredip tatbik edecek, kötülükten de nehyedecek ve onu ortadan kaldıracak,” dedi.

Hz. Abdülmuttalib:

“Ömrün uzun, şan ve şerefin yüce, saltanatın daim olsun. Bu bahsettiğin benim neslimdir. Acaba hükümdar bu hususta biraz daha izahat vererek beni sevindirme lütfunda bulunabilir mi?” dedi. Seyf bin Zî Yezen devam etti:

“Örtülere bürünmüş Beytullah’a, mucizelere ve semâvi kitaplara yemin olsun ki Ey Abdülmuttalib! Hiç yalan yok, muhakkak ki sen O’nun atasısın” deyince Hz. Abdülmuttalib sevincinden yere kapandı. Hükümdar ona:

Başını yerden kaldır. Kalbin ferah, ömrün uzun, şanın yüce olsun. Sana anlattığım alâmetlerden gördüğün bir şey var mı?” diye sordu.

Hz. Abdülmuttalib:

“Evet ey hükümdar! Benim çok sevgili, üzerine titrediğim bir oğlum vardı. Onu kavminin şereflilerinden birinin kızı olan Âmine ile evlendirmiştim. Âmine bir çocuk dünyaya getirdi. O’nun ismini Muhammed koydum. İki kürek kemiğinin arasında da bir ben vardır. Anlattığın alâmetlerin hepsi de kendisinde mevcuttur. O’nun babası ve annesi de vefat etti. Kendisinin bakımını ben ve amcası üzerimize aldık,” dedi. Bunun üzerine hükümdar:

“Oğlunu iyi koru. Yahudilere karşı dikkatli ol. Çünkü Yahudiler O’na düşmandırlar. Fakat Allah bu hususta onlara fırsat vermeyecektir. Bu dediklerimi arkadaşlarına sakın söyleme. Size nasib olan üstünlüğü kıskanıp torununun başına gâileler açmayacaklarından emin değilim. Eğer O’nun peygamber olarak gönderilmesinden önce ölmeyeceğimi bilseydim, süvarilerim ve piyadelerimle birlikte gider, Yesrib’i (Medine), hicret yurdunu devletime başkent yapardım. Ne olurdu O’nu âfet ve belalardan ben koruyaydım. Bir sene sonra bana O’nun hakkında haber getir,” dedi.

Maalesef Seyf bin Zî Yezen bir sene geçmeden öldürüldü. (İbn-i Kesir, el-Bidâye, III, 26-28; Diyarbekrî, I, 239-241)1

Rabbimiz, Efendimiz’e yakınlaşmayı ve O’nu hak ve hakikatiyle bilmeyi bize nasip etsin. Amin.

1- Osman Nuri Topbaş, Hazret-i Muhammed Mustafa.

Türkler Tatlı Yemez

Önceki içerik

Sema ve Yer Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır?

Sonraki içerik

1 Yorum

  1. Allahümme Salli alâ. Seyyidina Muhammed. Allah razı olsun

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arşiv