Âb-ı Hayat

Elhamdülillah

2

Andolsun, eğer onlara, “Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?” diye soracak olsan, mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar. (Ankebut, 29/63) O Allah ki ben ne yaparsam yapayım Rahmân‘dır, Rahîm‘dir.

Allah’ın dünyada da âhirette de her zaman kuluna “merhameti ile muamele edecektir” gerçeğini anlayanın zikridir elhamdülillah. O zaman “her hâlimize elhamdüllillah, günahlarımıza değil!” diyerek El-Hamîd (c.c.) ism-i şerifini inceleyelim bu hafta.

Âlimler, elhamdülillah kelimesinde bütün yapılan hamdlerin Allah için olduğu mânâsı vardır derler. Bununla birlikte dikkat çektikleri ikinci durum ise kelime içindeki diğer mananın hamdin ancak Allah’ın hakkı ile yerine getirdiği bir şey olmasıdır. Hamdin mutlak manasını ancak Allah (c.c.) bilir. Kullarından hiç kimse, kusurlardan hâlî olmayacağından övülecek huyları ne kadar çok olursa olsun, kendisine nispet edilen bu vasıfların sabit olmaması yönünden Allah’tan başka hiç bir yaratılmış mutlak Hamîd olamaz.

Hamd bildiğimiz bilemediğimiz bütün nimetlerin hepsini içine alan bir teşekkürdür. Kaynaklarda hamd dilin zikri; şükür kalbin zikri olduğu kaydedilir. Yine hamd, ihsan sahibi büyüğü övmek, tâzim fikri ve teşekkür kastıyla “medh ü sena” etmek anlamında kullanılmıştır. Bütün yaratılmışlar ister bilinçli ister bilinçsiz olsun her an ona şükür ile tesbihtedir. İnsan, gördüğü nimete şükreder ancak hamd göremediğine şükrün/teşekkürün bize nimet olarak verilmiş halidir. Nitekim Allah Teâlâ lutfetmese böyle bir teşekkür yönelişini bizler bilemez hatta hayal bile edemezdik. Allah (c.c.) hamd etmeyi öğretendir.

El-Hamîd (c.c.) ism-i şerifinden bahsedilirken “öven” mânâsına da gelebileceğinden bahsedilir ve kelimenin “öven” anlamı şu şekilde açıklanır: Allah insanların güzel fiil ve davranışlarını över ve kendilerini mükâfatlandırır. Aslında kulları bu fiillere muvaffak kılan yine kendisidir. O zaman kime teşekkür edersen et aslında şükrün, teşekkürün ve hamdin -gerek bunun idrakinde olalım gerek olmayalım- Allah Teâlâ’yadır.

El-Hamîd (c.c.) isminin zıddı yergidir. Bu bakışla  incelersek bütün övgüler, hamdler Allah’a ise beğenmediğimiz burun kıvırdığımız, yerdiğimiz kişi, olay ve durumlarda bu yergi nereye nispet edilir? Sanatı öven sanatkarı övmekteyse, ürünü öven ürünü ortaya koyanı övmekteyse, yaratılmışları öven kimi övmektedir? Ondan yüz çeviren kimden yüz çevirmektedir?

Lisanın hamdi sözdür, tesbihtir.
Organların hamdi, hamdin fiile dönüşmüş halidir. Her organın yaradılış gayesine göre kullanılmasıdır.
Kalbin hamdi ise her halde elhamdülillah diyebilmektedir. O halde Hamd Allah’tan razı olmanın ifadesidir diyebilir miyiz?

Verilene, verilmeyene, bela gibi görünene, nimet gibi sunulana ne olduğunu bilmediğimiz her halimize küfrümüz ve gafletimiz hariç her şeye Elhamdülillah diyebilir miyiz?

Hazreti Ali Efendimiz keremallahu vechehu “dualarımı kabul etmemesinden bildim O’nu” buyurmuşlar. Her istediğimizi verse ne halde olurduk bugün? Bu sorular üzerine biraz düşünmek ve El-Hamîd (c.c.) ismi şerifine gelecek hafta devam etmek ümidiyle…

Yakarış…

Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Sen Hamîd‘sin.
Sen Rahmân‘sın ve Rahîm‘sin. Ceza gününün mâlikisin. Her anın malikisin.
Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız. Bizi sıratında mustakîm eyle.
Bizi kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna ilet; gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil! Âmin.

Sanat: Özgürlüğe Doğru Zorlu Bir Yolculuk

Önceki içerik

Ay Allah’ın, Kul Allah’ın, Kime Ne?

Sonraki içerik

2 Yorum

  1. Sukurle hamd arasinda ki ayrimi cok guzel anlatmissin.

  2. Elhamdülillah ve şukrenlillah
    Diyelim o zaman ..
    Gönlüne bereket versin Allah hu..

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Arşiv