Kültürel

Hamdım, Piştim, Yazdım

0

Kur’an-ı Kerim Hicaz’da nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.

Şeyh Hamdullah mushafının serlevha sahifesini seyrinize bırakıyoruz.

Kur’an ayı olan Ramazan-ı şerife girmek üzere olduğumuz şu günlerde yüce kitabımızın mushaf haline gelme yolculuğuna değinmeye çalışacağız.

Efendimiz (s.a.s.) gelen vahyi öncelikle insanlara tebliğ ediyor, sahabe efendilerimiz akabinde hemen ezberliyorlardı. Vahiy kâtipleri de nazil olan ayet-i kerimeleri Peygamber Efendimiz’in tâlimatıyla develerin kürek ve kaburga kemiklerine, hurma dallarına, derilere ve papirüse yazıyorlardı. Efendimiz (s.a.s.) en güzel şekilde ve doğru yazılması için Hz. Ali’ye (k.v.) şöyle tavsiyelerde bulunmuştu: “Bâyı uzat, mimin gözünü köretme, besmelenin sinini uzun tut, Allah lafzını güzel yaz.”
Hazreti Ali, Efendimiz’in sır kâtibidir; hattatların pîridir.

Efendimiz’in irtihâlinden sonra hafız sahabelerin savaşlarda şehid olmalarıyla, Kur’an’ı peygamberimizden öğrenmiş olanların sayısı gittikçe azaldı. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) hilâfeti döneminde vahiy kâtipleriyle birlikte Kur’an’ın toplanması, cem olması hususunda görev taksimatı yapıldı. Ayet-i kerimelerin Efendimiz’in tasnifine göre düzenlenerek yazılması hususunda Zeyd b. Sâbit vazifelendirildi. Hz. Osman’ın (r.a.) hilafet zamanına gelindiğinde de vahiy kâtiplerince mushafın çoğaltılıp Müslüman beldelere ulaştırılması sağlandı.

Hüsn-i hat, mukaddes bir sanattır. Yazıya hizmet, Allah’ın kelamı Kur’an’a hürmet sebebiyledir. Hat sanatı; Kur’an-ı Kerim’in usûlüne uygun olarak güzelce yazılması derdiyle ortaya çıkmıştır. Sadece yazı olarak görülmemiştir. Aynı zamanda ilahî kelamın zevkle seyredilerek, feyizle okunmasına da imkan sağlamıştır.

Allah’ın kelamının en güzel şekilde yazılması gayesiyle, yazı bir çok evreden geçmiştir. Yazının olgunlaşması, daha kolay okunması ve sanatlı olması hasebiyle hep bir tekâmül halinde olmuştur. Daha önceki bir yazımızda II. Beyazıd’ın teşviki ve desteğiyle Şeyh Hamdullah Efendi’nin yazıya yeni bir üslup kazandırdığından bahsetmiştik. Şeyh Hamdullah, en başta nesih hattı olmak üzere aklâm-ı sittenin (sülüs, nesih, muhakkak, reyhâni, tevki’, rikâ’) yeni bir ekol ile İstanbul’da Osmanlı hat sanatı olarak doğmasına vesile olmuştur. Bu doğuşu Müstakimzâde, Tuhfe-i Hattâtîn isimli eserinde şöyle anlatır:

Şeyh Hamdullah, büyük üstadların ve Yâkut’un yazılarını günlerce dikkatle inceledi. Yazının klasik nisbetlerini en güzel duruş ve satır üzerindeki ahengini önce zihninde şekillendirdi; fakat bunu yazıya dökmekte güçlük çekiyordu. Bu sancı günlerce sürdü. Böyle bir haldeyken Hızır (a.s.) zuhur edip elini tutarak harfleri bir bir talim etti ve ızdırabını hafifletti. Bunun üzerine Şeyh Hamdullah kısa bir süre sonra tasavvur ettiği yeni yazı üslubunu yazıda göstererek ifade edebildi.

“Hafız Osman hattıyla Kur’an-ı Kerim’in serlevhası.” Türk ve İslam Eserleri Müzesi Sergisinden, 2011.

Kur’an-ı Kerim’in, İslam ülkelerinde daha çok aklâm-ı sittenin çeşitleriyle -sanatlı olarak- yazımı tercih edilmiştir. Fetihten sonraki dönemlerde ise Şeyh Hamdullah ile birlikte hem yazının daha akıcı olması ve seri yazılması hem de okunuşunun sarih olması açısından nesih hattına rağbet artmıştır. Hatta nesih yazı için hâdim-i kelâm-ı kâdîm (Kur’an-ı Kerim’in hizmetkârı) tabiri kullanılmıştır.

Şeyh Hamdullah’ın harflerini küçülterek yazıya yeni bir üslup kazandıran Hafız Osman, aklâm-ı sittede şeyh-i sâni (ikinci şeyh/üstat) olarak isimlendirilmiştir. Yaptığı düzenleme ve yeniliklerle Hafız Osman üslûbu kurulmuş, Osmanlı hat sanatında yeni bir dönem başlamıştır.

Kur’an-ı Kerim yazımında, başlangıç sayfalarının daha güzel ve yazı niteliği açısından kâmil olması önemlidir. Yazının olgunlaşmış olması aynı zamanda okuyucuda da bir şevk ve feyiz oluşturur. Bu sebeple hattatlar mushafı yazmaya 10. cüzden başlarlarmış. Son cüzün tamamlanmasıyla başa dönerek kalan cüzleri yazıp, Kur’an-ı Kerim’i tamamlarlarmış.

Okunması sünnet, dinlenmesi farz olan Kur’an’ın seyredilmesi de ziyâdesiyle sevaptır. Kur’an’ın muhatabı insandır. Kur’an, hem lafzı hem de manasıyla Allah kelamıdır.

Kur’an’a hizmet için müzehhibler tezyininde, mücellidler cildlenmesinde, hattatlarımızla birlikte özenle çalışmışlardır. Özel olarak aharlanmış kağıdı, ayarında mürekkebi, seçilmiş kalemi derken nice yardımcılarla Kur’an’a hizmet edilmiş, mushafın yazımı tamamlanmıştır. Okuyana şifa, seyredene de safâ bırakmıştır.

Osmanlı hattatlarından mushaf yazanlar arasında Şeyh Hamdullah, Ahmet Karahisârî, Hafız Osman, Kayışzâde Hafız Osman, Hasan Rıza Efendi, Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Şefik Bey, Hamid Aytaç gibi isimler öncelikle hatırımızda belirir. Tabi nice Kur’an neferlerimiz kalemlerini bu yolda özenle kullanmışlar; ömürlerini Kur’an’a vakfetmişlerdir.

Rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.

Gönül Orucu-I

Önceki içerik

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arşiv