Güncel

Hayat Pahalı!

2

Meczup “Hayat pahalı!” diye sayıklıyordu.
Bunu işiten Taptuk Emre ise “Doğru der Pîrim Velî. Hayat pahalı, niçin? Günü sayılı da ondan.” diyordu.

Gündelik yaşam içerisinde sadece madde boyutuyla ele aldığımız bir kelime baha veya paha. Falan şey pahalanmış, hayat çok pahalı.

Paha; eder, değer, kıymet anlamlarında bir kelimedir.
Meczubun maddeyle ne işi olur ki! O hayatın manasını yani ne kadar değerli olduğunu anlatmak istiyordu. Hayatınızın kıymetini bilin dercesine “Hayat pahalı!” diye sesleniyordu kulağı olanlara.
Kimi yerde ise hayat pahalı dedikçe “Çünkü insan ucuzladı!” cevabını alıyordu. “İnsan ucuzlayınca hayat pahalılaşır.”

Bir haber düştü sosyal medyaya. İnsan ister istemez ne oluyoruz deyip bir irkiliyor.
“Pişman değilim. Oğlumu Allah yoluna adadım.” demiş ve oğlunu katletmeye yeltenip polise teslim olmuş bir babadan (!) bahsediyordu.

Allah’a teslim olmayan polise teslim olur. Hayatın gerçeği budur.

Buraya kadar gazetelerin 3. sayfa haberi gibi duran bu cümleler aslında bizim ahvalimizi de gayet güzel ortaya koyuyordu. Ama devamı da var.
“Oğlumu araca bindirdim. Kendisini Allah yoluna kurban edeceğimi söyledim. Oğlum kabul etti.” Bu nasıl bir oğuldur ki aklı başında olmayan birine İsmailcesine teslim olmuş, insan hayrete düşüyor.

Kurbanlık hayvanların insanların beslenmesi için yaratıldığını üstelik Allah yolunda kesildiğini bilsek bile bir hayvanı boğazlarken ister istemez kalbimizde bir sızı hissederiz, candır nihayetinde. Ama emir demiri keser. Vegan değiliz Elhamdülillah. İnsan bedenine etin faydası vardır. Tüketilmemesi birçok hastalığa davetiye çıkarır orayı doktorlara bırakalım onlar anlatıversinler. Biz gelelim konumuza. Bu hadise beni Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’e götürdü.

Hz. İbrahim’in, oğlu Hz. İsmail’i kurban etme kıssasını hepimiz biliriz.
Hz. İbrahim, putperest kavmi tarafından atıldığı ateşten kurtulup onlardan ayrıldıktan sonra hiç çocuğu olmadığı için Allah’tan sâlih bir evlat ister ve kendisine akıllı, iyi huylu bir erkek çocuk müjdelenir. Çocuk babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa gelince İbrahim’den rüyasında oğlunu kurban etmesi istenir.  Peygamberlerin rüyaları sadıktır, olduğu gibi çıkar lakin Allah Teâlâ’nın asıl muradını anlamak için rüyayı ilk gördüğünde bu emri gerçekleştirmez. İbn Arabî hazretleri bu kıssayı yorumlarken Hz. İbrahim’in rüyasının tabirini doğru yapamadığından bahseder. Elbette bu tabiri yapamaması da Allah’ın murâdı doğrultusundadır.

Birkaç kere aynı rüyayı gördükten sonra Hz. İsmail’e “Ey oğulcuğum rüyamda seni boğazlarken görüyorum.” der ve Hz. İsmail de “Babacığım ne emrediliyorsa onu yap, beni sabredenlerden bulacaksın.” diyerek emre teslim olur.

Bir de Hacer validemizle Şeytanın bir konuşması rivayet edilir.
Şeytan “İbrahim, oğlunu kesmeye götürüyor.” diyerek fitneyi ortaya atınca Hacer validemiz peygamberdeki muhabbeti bildiğinden ona toz kondurmaz “O, İsmail’i çok sever.” der. Şeytan fitnenin dozunu artırmak maksadıyla; “Allah emretti!” deyince de, o irfan ve teslimiyet abidesi annemiz “Allah emrettiyse benim yapabileceğim bir şey yok.” cevabıyla onu başından savar.

Oğlunu kınalayıp koç gibi askere gönderen her Müslüman annenin kalbindeki sekînetin ilk örneğidir, Hazreti Hacer.

Sonrası malum, Allah’ın emriyle boynunu bıçağa uzatan Hz. İsmail’i bıçak kesmez. Koç iner ve kurban emri yerine getirilir. Rüya da bu şekilde tabir olur. Bu hem İbrahim ve İsmail aleyhimesselâmın hem de Hazreti Hacer’in teslimiyet sınavıdır.

Elbette bu kıssada daha nice ibretler var. Orada Hz. İbrahim’den istenilen aslında nefsini Allah yoluna kurb/an etmesidir. Kurb; Arapça yakın olmak yakınlık kazanmak demektir. İnsanın ömründe tek geçer akçe olan Ân’a yaklaşmak. Hani son günlerin modası “Ân’ı yaşa!” Söylemi var ya aslında altı boş bir söylem değil. Lakin içi dünyanın pahasız şeyleriyle doldurulup pazarlanmaya çalışıldığı için pek bir anlam ifade etmiyor.

Şehitler ölmez buyurdu,
Şâhid beş/er’den duyurdu,
Vatan bölünmez!; bu yurdu,
Zatıyla halk etti Allah.

Ne doğdu ne de doğurdu,
Toprağı aşkla yoğurdu,
İnsan anılır değildi,
“Ol!” dedi; oldurdu Allah.

Ona ruhundan üfürdü,
Kendi yoluna düşürdü,
Irciî dedi döndürdü,
Aslî vatanına Allah.

Meczup haykırıyordu; “Dinleyin ey insanlar! Hayat pahalı; Leyla öldü, Mecnun öldü, aşk kaldı sağ!”

Hayat denilen bu rüyanın da bir çok tabiri vardır. Tabir edebilene aşk olsun!

Yıldızname
Sayılmayız parmağ ile Tükenmeyiz kırmağ ile Taşramızdan sormağ ile Kimse bilmez ahvalimiz. Erenlerin çoktur yolu, Cümlesine dedik beli; Gören bizi sanır deli, Usludan yeğdir delimiz Tevhid eden deli olmaz Allah deyen mahrum kalmaz Her seher açılır solmaz Bahara erer gülümüz.

    Allah Merhameti ile Affeder

    Önceki içerik

    Hz. Zeyd: Başkumandan

    Sonraki içerik

    2 Yorum

    1. Adak diye bir Türk filmi var. Yaşanmış bir olaydan yola çıkarak çekilmiş. Hırsızlık iftirasından kurtulursam oğlumu kurban edeceğim deyip kurban eden bir babayı canlandırır Tarık Akan. Dini hurafe gibi gösteren bir film.

      1. İzlemedim ama malesef eski Türk filimlerinin çoğu aynen o amaçlara hizmet etsin diye çevrilmiş. Sanatsal bir kaygı yok. Çok yaramız var hangisine değinelim Recep, Şaban, Ramazan desek yeter herhalde!

    Yorum Yaz

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Arşiv